Türkiye’de adalet elmas gibi

12 Eylül faşizmini yaşamış bir insanım. Gözaltına alınmış bir insanım. Sosyalist bir insanım. Tüm bunları yaşadıktan sonra adalet duygunuz, adalet beklentiniz de değişiyor. Adalete erişildiğini düşündüğüm dosyalarda, hukukun gerektirdiği sonuçların alındığı dosyalarda yaşadığım keyif ve mutluluğu size anlatamam.

Türkiye’de adalet elmas gibi

Röportaj / Gökçe ADAR

İzmir Baro Başkanı Av. Özkan Yücel, göreve geldiğinden beri yaptığı açıklamalar ve faaliyete geçirdiği çalışmalarla diğer şehirdeki baro başkanlarına örnek oluyor. İzmir Baro Başkanı Av. Özkan Yücel ile hem İzmir Barosu’nun faaliyetlerinden hem de var olan adalet sisteminden konuştuk. Mesleğini severek yaptığını ve sonu adalete erişen davaların kendisini mutlu ettiğini ifade eden Yücel, Türkiye’deki adaleti, ortaya çıkması güç olan elmas madenine benzetti. Yücel, “Bazı madenler çok değerlidir. Örneğin; Elmas. Sebebi; çok sınırlı sayıda bulunması ve ortaya çıkarılması çok güç olmasıdır. Bu ülke için, adalet de elmas madeni gibi bir şeydir. Çok az bulunur, ender bulunur ve siz onu bulduğunuzda, sizi tarifsiz mutlu eder” dedi

İşinizi severek yaptığınızı gözlemliyorum. Avukat olmaya nasıl karar verdiniz?

Televizyonların hayata girdiği ilk dönemde; Petrocelli diye bir tv programı vardı. Petrocelli avukatlık yapan bir kişiydi. Onu çok izlerdim ve ondan etkilendiğimi düşünüyorum. Kendimi bildim bileli, avukatlık mesleği dışında başka hiçbir mesleği düşünmedim. Avukat olduktan sonra da ceza davalarına bakmak istedim. Bugün hala o davalara bakan bir avukatım. Avukatlığı gerçekten severek yapıyorum.

Her konuşmanızda Türkiye’de adaletin olmadığını söylüyorsunuz.

Adalet ne yazık ki yok. Çok basit ifade açıklamaları; suçlamalar ile karşılaşabiliyor. Türk Tabipler Birliği’nin dosyasına avukat olarak katıldım. Barış istiyoruz demiştiler. Savaşın bir halk sorunu olduğunu söylemişlerdi. Herhangi bir ülkede bu açıklamalar, ifade özgürlüğü içerisinde yer alıyorken, bizim ülkemizde açıklamalar bir cezalandırma aracı olarak kullanılıyor. Ne zaman ki muhalif görüşler ortaya konuluyor, bu davranışlar yargı üzerinden tahakküm tehditi ile karşı karşıya kalıyor. Toplum yargı eliyle değiştirilmeye, susturulmaya, sessizleştirilmeye çalışılıyor. Bunun yaşandığı bir ülkede adaletin varlığından söz etmek mümkün değil. Ben 12 Eylül faşizmini yaşamış bir insanım. Gözaltlarına alınmış bir insanım. Sosyalist bir insanım. Tüm bunları yaşadıktan sonra adalet duygunuz, adalet beklentiniz de değişiyor. Adalete erişildiğini düşündüğüm dosyalarda, hukukun gerektirdiği sonuçların alındığı dosyalarda yaşadığım keyif ve mutluluğu size anlatamam. Niye bu kadar mutlu oluyorsunuz, doğalı bu değil mi diye sorarsanız. Doğalı bu değil. Bazı madenler çok değerlidir. Örneğin; Elmas gibi. Bunun sebebi; çok sınırlı sayıda bulunması ve ortaya çıkarılması çok güç olmasıdır. Bu ülke için de adalet elmas madeni gibi bir şeydir. Çok az bulunur ve ender bulunur ve siz onu bulduğunuzda, sizi tarifsiz mutlu eder. Benim için bu mesleği yapma sebebimdir.

Ülkedeki adaletsizlik nasıl çözülebilir?

Birincisi, hakim savcı seçimlerinde uygulanan yöntem değişmeli. Bu seçimlerde, siyasi bir görüşe veya partiye yakınlık aranmamalı. Eğer yargıyı bir yakınlık üzerinden kurarsanız, o zaman bu şekilde aldığınız hakimlerin o yakınlık üzerinden karar vermesini kaçınılmaz kılmaz olursunuz. Gerçek ve doğru kararlar verilebilmesi için siyasi iktidarın yargı üzerine etki kurduğu her türlü mekanizma ortadan kaldırılmalı. Öte yandan hakim ve savcılar verdiği kararlardan ötürü yargılanmamalı, kararından dolayı kendisine herhangi bir sorumluluk çıkartılmamalıdır. Hukukun evrensel kuralları vardır. Şu an biz hukukun kabul etmediği dili yaşıyoruz. Bu Türkiye’nin aslında hak etmediği bir durum. Bunun acilen çözülmesi lazım. Yasal düzenlemelere ihtiyaç var.

Geçtiğimiz aylarda sizin de bir yargılanma süreciniz oldu. Hakim karşısına çıktınız.

O, garip bir davaydı. Bir dilekçede yazdığım ifadeler üzerinden yargılandım. Dilekçede; hukuka, ahlaka, vicdana uygun karar verilmesi temennisini dilemiştim. Bunu aslında ben söylemiyorum beni neden mahkeme karşısına çıkardılar onu da anlamak mümkün değil. Tarafsızlık, adalet mümkün değil derken bunu kastediyorum. Ben o dosya sırasında uzun bir dönem savunma yapmadım. Dedim ki; bir hakimin bir avukata bu sebeple bir dava açması saçmalıktır derler diye bekledim. Ama olmadı. Mahkeme karşısına çıktım. Orada da ‘Bir cübbem var. Bunun ilikleri ve cebi yok. Ben doğru bildiklerimi doğru savunduklarımı sonuna kadar söylemek zorundayım. Bundan da vazgeçmeyeceğim. Vazgeçtiğim anda avukat olmaktan, hukukçu olmaktan vazgeçmiş sayılırım. Bunu da benden beklemeyin’ demiştim. Olayın anlamsızlığı mahkeme tarafından tespit edildi ve beraat kararı verildi.

Sosyalist olduğunuzu söylediniz. Kulağınızdaki küpe de dikkat çekici. Sizin için bir önemi olacağını tahmin ediyorum.

Bir müvekkilim haksız yere tutukluydu. Mor beyin kurbanlarından biriydi. Her onu görmeye gittiğimde memur eşliğinde görüşmelere katılmak zorunda kaldım. Kamera eşliğinde avukat görüşmelerinin yapılamayacağını söyledim. Müvekkilimin yanına gittiğimde, kulağımda küpe vardı ve bana bir küpe hediye edeceğini söz vermişti. Ben sizin için özel bir küpe tasarlayacağım demişti. 2 buçuk yıl süren yargılamanın ardından, beraat etti. Bir akşam geldi ve bana kulağımdaki küpeyi hediye etti. Küpe, orak ve çekiç. Beni yansıttığını düşünüyorum. Severek ve beğenerek takıyorum.

İzmir Baro Başkanlığı koltuğuna oturduğunuzdan beri, birçok ilkleri gerçekleştirerek, diğer baro başkanlarına da örnek oldunuz. Neler söyleyeceksiniz?

On arkadaşımla birlikte çalışıyorum. Birçok karar benim değil onların eseridir. Emek, kolektif bir emektir. Üretim kolektif bir üretimdir. Ben bu üretimde vatandaşların anlayacağı şekilde ortaya koyabiliyorsam benim için keyif veren kısım budur. Biz, İzmir Barosu olarak bir mottomuz vardı. ‘İzmir’in insan haklarının başkenti yapmak istiyoruz. İzmir’i haklarıyla anılan bir kent yapmak istiyoruz. Haklarını bilen, arkasında duran bir kent yaratmak istiyoruz’ demiştik. Tüm kararlarımızın arkasında bu motto mevcut. Demokrasi nöbeti; demokrasiye, seçme seçilme hakkına sahip çıkmak için yapılan bir eylemdi. Bunu nasıl İstanbul için yaptıysak aynı yöndeki girişimi Diyarbakır, Van ve Mardin’de kayyum atanan belediyelere destek için kurduğumuz Özgür Kursu ile yaptık. Çünkü biz,vatandaşın iradesiyle seçilen kişilerin başka yöntemlerle ortadan kaldırılmaması gerektiğini savunuyoruz. Kadınlara regl dönemlerinde izin verilmesine karar verdik. Sadece kadınlara yönelik değil, LGBTİ+ bireyler için bir komisyon kurduk. Bu konuda komisyon kuran ilk baroyuz. Sokak hayvanları için İzmir’in çeşitli bölgelerine beslenme üniteleri koyduk. İlklerin barosu olmaya devam edeceğiz.

Ankara’da yapılan 2019-2020 Adli Yılı Açılış Töreni’ne katılmadınız. İstanbul ve Ankara Barosu’da açıklama yaparak, gerçekleşen törene katılmadı.

Evet. Adli yılı açılışına gitmedik. Bunun siyasi iktidarla ilgisi yok. Bunun hukuka bakış açısıyla, ilkesiyle ilgisi var. Bir yandan yargı bağımsızı diyeceksiniz, siyasal iktidar yargının üzerinden, yanından elini çeksin diyeceksiniz, siyasal iktidarla hiç alakası olmayan bir açılış törenini tamamen kendi mensuplarının açılışı olan yürütmenin bulunduğu salonlarda gerçekleştireceksiniz. Bunu kabul etmek mümkün değil. Bunu sadece biz söylemiyoruz. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları söylüyor. Bunun şahıslarla alakası değil ilkeler ile alakası vardır. Dediler ki; ‘açılışı sabote ediyorlar’. Öyle bir şey yapmadık. İzmir Adliyesi’nde, adliye çalışanlarımız, baro çalışanlarımızla beraber adli açılışımızı yaptık. O gün söylediklerimizin arkasındayız. Yargının kurucu unsurlarının kendi salonlarında düzenleyecekleri adli yıl açılışı olmadan kimse bizi orada göremeyecek.

İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer’in halkla buluştuğu Ormanİzmir buluşmasına sizde katıldınız. Yaptığınız konuşmada, yanan alanlarda yapılaşma söz konusu olursa tepki vereceğinizi söylediniz.

Şu an arkadaşlarımız bir dava hazırlığı içerisindeler. Bilgi edinme başvuruları yaptık. Neden helikopterlere havalanma izni verilmediğini sorduk. PVSK(Polis Vazife ve Selahiyat Kanunu)’da bir düzenleme yaptılar. Gerektiğinde vali, belediyenin veya başka herhangi bir birimin araçlarına el koyup ihtiyacım var deyip onları istediği yere gönderebilecek. Peki ama orman yangınları daha mı az önemli? Acil tedbir almak için orada o yangını söndürmek için kullanılamaz mıydı? Paramız yok gibi bahaneler bizce kabul görmüyor. Orada yeni bir yapılaşmaya, maden sahası açılmasına ve ormanların yok edilmesine karşı çıkacağız. Gözümüz kulağımız yanan alanlarımızda.

Yücel: Özür dileriz

Önümüzdeki günlerde Uluslararası İfade Özgürlüğü ve Medya Çalıştayı’nı İzmir Büyükşehir Belediyesi, Susma Platformu’yla birlikte düzenleyeceksiniz. Çalıştay içerisinde İzmirli gazetecilerin olmaması kısa süre içerisinde, tepki topladı. Neler söylersiniz?

Söz konusu çalıştayda, İzmir’de ki gazeteci arkadaşlarımızın sonuç bildirgesinin hazırlanmasında önemli bir katkı sağlar diye düşünmüştük. Ancak konuşmacı kısmında, İzmir’de ki gazetecilerin bulunmaması büyük bir eksiklik. Bunun sorumluluğunu üstleniyoruz. Bunu telafi etmek için gerekli girişimlerde bulunacağız. Yerelin sesini de bu çalıştay da duyurmak için elimizden gelen çabayı göstereceğiz. Tüm İzmirli gazeteci arkadaşlarımızdan özür diliyoruz.

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER