Toprak canlıdır

Toprak altındaki alem hakkında çok fazla bilgimiz olmadığı için hep doğrusal neden sonuç ilişkileri kurmaya meyilliyiz. Yani üretim yaparken bitkileri beslemeyi hedefliyoruz. Fakat bizim bitkileri değil, toprağı beslememiz lâzım.

Toprak canlıdır

Zekiye ERGÜN

Bu hafta Onarıcı Tarım köşemizin konuğu Buğday Ekolojik Yaşamı Destekleme Derneği Eğitmeni Emre Rona. Toprağa dair bir çok konuyu uzmanından öğreneceğiz.

Bir gazete parçasını toprağın üzerine koyarsak orada neler olur?
Kötü haberleri, iyi haberlere dönüştürmüş olursunuz. Kağıt, selülozdan, yani ağaçların gövdesini oluşturan karbon bileşiğinden üretilir, yani organiktir. Toprak da organik maddeye her zaman kucak açar. Bir miktar gazete kağıdıyla toprağı örttüğünüz zaman, her şeyin başında toprağı ve toprak canlılarını sıcak, soğuk, güneş, rüzgar, yağmur gibi doğa olaylarından korumuş olursunuz. Toprağın daha nemli kalmasını sağladığınız için, mikro organizmalara yaşam alanı açarsınız. Uygun koşulları bulan canlılar hemen çalışmaya başlar. Özellikle selüloz ile beslenecek biçimde evrimleşmiş olan mantar (fungus) türleri, kağıdı öğütmeye başlar. Bu işlemle çeşitli organik asitler salgılanmaya başlar, diğer canlı türleri ortama gelir ve çoğalır. Kısaca, gazetedeki kötü haberler zamanla toprağa karışır ve iyi haberlere dönüşür; toprak besin ağını zenginleştirmek için önemli bir ilk adım atılmış olur.

Toprak hakkında çok az şey biliyoruz.

Toprak bilimini hedeflememiş olsa da, ‘‘bastığın yerleri toprak diyerek geçme, tanı’’ bu konuyla ilgili söylenebilecek en güzel sözlerden biri olabilir. Toprak hakkında çok az şey biliyoruz. İnsan hayatının başını döndürecek kadar uzun süreçlerle oluşuyor ve bu süreçleri ancak zamanda bir kesit halinde gözlemleyebiliyoruz.

Biliyoruz ki toprak olmazsa hayat da olmaz; özellikle bizim kültürümüzde toprak ile bağlar epey güçlü. Belki de bilinen en eski medeniyetlerden bazılarına ev sahipliği yapmış Anadolu coğrafyasının çocukları olmamızdan ötürü. Fakat, hayat kaynağı olan toprağın içinde ve altında o kadar karmaşık biyolojik işlemler gerçekleşiyor ki, bilim insanları devamlı yeni sürprizlerle karşılaşıyor.

Toprak canlıdır

Bunu ne kadar vurgularsak yetmez. İçinde canlı barındırmayan toprak toprak değil, çamurdur. Neredeyse yüzde 50’si inorganik minerallerden oluşsa da, toprağı toprak yapan şey, içinde yaşayan canlıların miktarı ve çeşitliliğidir. Cansız bir toprağın hayat vermesi mümkün değil. Burada rol oynayan en büyük etken ise, topraktaki organik madde miktarı. Yani toprağın sunduklarıyla beslenen bitkiler ve hayvanların yeniden toprağa dönen bedenleri.

Maalesef, yirminci yüzyılın başlarından itibaren yaygınlaşan konvansiyonel tarım yöntemleriyle birlikte, toprağa organik madde kazandırmanın tarım tarihi boyunca el üstünde tutulan önemini kaybettik. Toprağın devamlı işlenmesi, sentetik gübreler, pestisitler ve benzeri uygulamalar, topraktaki organik madde miktarını azaltıyor, dolayısıyla organik maddeyle beslenen ve bitkilere yeniden hayat veren besin ağını da yok ediyor. (Sağlıklı bir bahçe toprağında bulunması gereken organik madde miktarı yüzde 4-5 olarak kabul edilir. Türkiye’nin tarım alanları ortalaması ise %1 civarında.)

Özetle, gıda üretmek için topraktaki canlılığı bitiriyor, sonra da bunu sentetik ürünlerle telafi etmeye çalışıyoruz. Sonunda öyle bir an geliyor ki, toprak son nefesini veriyor ve erozyonla akıp gidiyor.

Malçlama ne demek ve ne amaçla uygulanıyor?

Toprak yüzeyinin kağıt, karton ve bitki artıkları gibi organik malzemelerle örtülmesine malçlama adı veriliyor. Sap-saman gibi bitki artıklarından biçilmiş çimlere, budama artıklarından kereste talaşına, hatta pamuklu giysiler, halılar ve kilimlere kadar her türlü organik malzeme, malçlama amacıyla kullanılabilir. Sürdürülebilir gıda üretimindeki en önemli uygulamalardan biridir.

Toprağın nem tutmasını sağlar, toprak canlılarını korur, aşırı sıcak ve soğuk havaların verdiği zararı azaltır, güneşi kestiği için istenmeyen otların büyümesini engeller ve mücadeleyi kolaylaştırır, zamanla toprağa organik madde ekler, sentetik gübre ve herbisit ihtiyacını azaltır. Zirai amaçla kullanılan plastik örtüler de malç amacıyla kullanılır, ama bunlar toprağa organik madde kazandırmaz ve kısa bir süre sonra atık hâlini alır. Dolayısıyla, organik malç malzemeleri öncelikli tercihimizdir.

Bu canlılığı nasıl artırabiliriz? Onarıcı tarım nedir, ilkeleri nelerdir?

Toprak canlılığını artırmaya başlamadan önce, toprak canlılarını öldürmekten vazgeçmeliyiz. Zehirli tarım ürünlerini kullanmayı bırakmak, ilk adım. Bununla birlikte, her türlü organik atığı çöplüklere gitmekten kurtarıp toprağa geri döndürmeliyiz.

Hem bireysel hem de daha büyük ölçekte kompost sistemleri kurulmalı, böylece birikerek çevreye zarar veren organik atıklar, kontrollü biçimde toprağı besleyecek ürünlere dönüşmelidir. Meyve bahçelerindeki budama artıklarını veya tarlalardaki anızı yakmak da kısa vadede fayda sağlar gibi görünse bile, çok değerli organik maddeyi karbon dioksit olarak atmosfere geri salar.

Temel amaç, tarımsal ekosistemlerdeki biyoçeşitliliği artırmak olmalı.

Biyoçeşitlilik arttıkça, bitki hastalıkları ve zararlılarının olumsuz etkileri azalır çünkü hiçbir canlı, dengeyi bozacak kadar çok üreyemez, devamlı bir mücadele vardır. Bütün agro-ekoloji yöntemleri ve onarıcı tarım yaklaşımlarının temelinde, biyoçeşitliliği artırarak, canlılar arasında etkileşimli ilişkiler ağı kurmak yatar.

Çok büyük alanlarda tek tip (monokültür) üretim yapmaktansa, birbirini destekleyerek toprak ekosisteminin sağlığını koruyan çoklu üretim (polikültür) uygulamaları, tarım sistemlerinin istikrarlı ve uzun vadeli bereketini korur.

Tarımsal ormancılıkta belirli alanların destekleyici bitki türleri için ayrılması (örneğin toprakta azot sabitleyen çok yıllık baklagil ağaç türlerine ayrılması), hem tarımsal girdileri azaltır, hem toprağı besler, hem de gıda ekosisteminin daha güçlü olmasını sağlar.

Bakış açımızı biraz değiştirmemiz gerekiyor

Toprak altındaki alem hakkında çok fazla bilgimiz olmadığı için hep doğrusal neden sonuç ilişkileri kurmaya meyilliyiz. Yani üretim yaparken bitkileri beslemeyi hedefliyoruz. Fakat bizim bitkileri değil, toprağı beslememiz lâzım. Bitkilerin sağlıklı olabilmesi için toprağın sağlıklı olması gerekir.

Toprağın sağlıklı olması için bol miktarda besin (organik madde) ve biyoçeşitlilik gerekir. Şöyle bir örnek verebiliriz; toprağın pH dengesi bozulduğu zaman, topraktaki mevcut besin maddeleri, örneğin fosfor, bitkilerin kökleriyle bünyesine alamayacağı bir formda sabitlenir. Aslında dışarıdan sentetik gübrelerle takviye yapmaya gerek yoktur. Humik, fulvik gibi çeşitli organik asitlerce zengin, bol miktarda faydalı mikro organizma içeren kompost takviyesi yapıldığında ise, bir süre sonra toprağın pH seviyesi dengelenir ve fosfor, yeniden bitkilerin kullanabileceği bileşiklere dönüşür. Yani toprağa yalnızca zengin bir yaşam barındıran organik madde takviyesi yapılarak, birçok sorunun üstesinden gelinir ve girdi maliyeti azalır.

Dünya’da agro-ekoloji, bütüncül yönetim, permakültür gibi çeşitli onarıcı tarım yöntemleri son yıllarda yaygınlaşıyor. Bunda, konvansiyonel tarım yöntemlerinin verdiği zararın gittikçe gün yüzüne çıkması ve tüketici tercihleri de rol oynuyor. Kompost ve malç gibi kavramlar popülerleşiyor. Atık meselesini de kapsayan döngüsel ekonomi düzenlemeleri inceleniyor ve mevzuata giriyor.

Onarıcı tarım yöntemlerini bir sonraki yazımızda daha detaylı ele alalım. Verdiğiniz bilgiler için çok teşekkür ediyoruz.

YORUM EKLE

banner97

banner96