Küresel finans piyasaları, jeopolitik gerilimlerin ve ekonomik belirsizliklerin tırmandığı bir dönemde, ekonomi tarihinde eşine az rastlanır bir eksen kaymasına sahne oluyor. Gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerin ekonomi yönetimleri, geleneksel rezerv para birimlerine olan güvenlerini sorgularken, insanlık tarihinin en eski ve en güvenli limanı olan altına yöneliyor. Uluslararası altın piyasalarının en prestijli kuruluşu olan Dünya Altın Konseyi, yayımladığı raporla merkez bankalarının rezerv yönetim stratejilerindeki bu radikal değişimi gözler önüne serdi. Ortaya çıkan veriler, uluslararası ticaret ve finansın omurgasını oluşturan ABD dolarının küresel rezervlerdeki tahtının sallandığını ve yerini hızla fiziki altın stoklarına bıraktığını net bir biçimde kanıtlıyor.
Şubat ve mayıs ayları arasında, dünya ekonomisine yön veren tam 76 farklı merkez bankasının katılımıyla gerçekleştirilen bu kapsamlı araştırma, özellikle Ortadoğu'da patlak veren sıcak çatışmaların ve yaptırım savaşlarının ardından finansal otoritelerin nasıl bir savunma pozisyonu aldığını gösteriyor. Batı finans sisteminin varlıkları dondurma ve ekonomik yaptırımları bir silah olarak kullanma eğilimi, küresel çapta bir dolarsızlaşma dalgasını da beraberinde tetiklemiş durumda.
Her 10 merkez bankasından 9'u altın rezervlerinin artacağını düşünüyor
Uluslararası finans koridorlarında yapılan anketin sonuçları, geleceğe yönelik beklentilerin tamamen kıymetli madenler lehine döndüğünü gösteriyor. Araştırmaya katılan her 10 merkez bankasından 9'u, önümüzdeki 12 aylık kısa vadeli periyotta küresel merkez bankası altın rezervlerinin istikrarlı bir şekilde büyümeye devam edeceğini öngörüyor. Kendi rezervlerinde doğrudan altın alımlarında tarihi rekor kıracak adımlar atmayı planlayan bankaların oranı ise yüzde 45 seviyesine ulaşarak tüm zamanların en yüksek noktasına çıktı. Geçtiğimiz yıl yüzde 43 olan bu oranın tarihi bir zirveye yerleşmesi, altın biriktirme eğiliminin geçici bir heves olmadığını, kurumsal bir stratejiye dönüştüğünü tescilliyor.
Rapordaki en çarpıcı detaylardan biri de altının yatırımlar arası hiyerarşideki yeni konumu oldu. Küresel finans sisteminin en güvenli varlığı olarak kabul edilen ve devletlerin rezervlerinde her zaman ilk sırada yer alan ABD tahvilleri, tahtını kaybetti. Araştırma verileri, altının rezerv varlık olarak son dönemde ABD tahvillerini geride bırakarak listenin ilk sırasına yerleştiğini açıkça ortaya koyuyor. Bu durum, devletlerin borçlanma senetleri yerine fiziki varlıkları tercih ettiğinin en somut göstergesi olarak kabul ediliyor.
Katılımcıların yüzde 74'ü doların küresel rezervlerdeki payının gerileyeceğini öngörüyor
Altına yönelik bu devasa ilgi dalgasına paralel olarak, Amerikan dolarına olan küresel güven endeksinde kelimenin tam anlamıyla keskin bir çöküş yaşanıyor. Ankete katılan üst düzey finans yöneticilerinin ve ekonomistlerin yüzde 74'ü, önümüzdeki 5 yıllık projeksiyonda doların küresel rezervler içerindeki payının dramatik bir şekilde azalmasını beklediklerini beyan etti. Yıllardır süregelen rezerv para hakimiyetinin zayıflaması, küresel ticaretin çok kutuplu yeni bir finansal mimariye doğru evrildiğinin en net işareti olarak yorumlanıyor.
Merkez bankalarının portföylerinde altını bir numaralı tercih yapmalarının arkasında ise çok katmanlı gerekçeler yer alıyor. Yaşanan finansal kriz dönemlerinde sergilediği yüksek performans, uzun vadeli değer saklama aracı olarak enflasyona karşı koruma sağlaması ve risk dağıtımı amacıyla yapılan portföy çeşitlendirmesi bu gerekçelerin başında geliyor. Özellikle gelişmekte olan piyasalar ve kırılgan ekonomilerin merkez bankalarında, altının jeopolitik risklere karşı koruma sağlama rolü yüzde 85 gibi ezici bir oranla en öncelikli faktör olarak dikkat çekiyor. Ekonomik belirsizlikler nedeniyle merkez bankaları, son 4 yılda yıllık ortalama 1000 ton altın biriktirdi; bu miktar, önceki 10 yılın ortalaması olan 500 tonun tam iki katına denk geliyor. Katılımcıların yüzde 83'ü ise 5 yıl sonra altının toplam rezervler içindeki payının çok daha yüksek olacağını tahmin ediyor.
Kasa tercihlerinde İsviçre düşüşte İngiltere liderliğini koruyor
Anket çalışması, merkez bankalarının sadece ne kadar altın alacaklarını değil, bu kıymetli madenleri coğrafi olarak nerede saklayacaklarına dair güvenlik algılarındaki değişimi de gün yüzüne çıkardı. Katılımcıların yüzde 9'u son bir yıl içinde kendi ülkelerindeki yurt içi depolama kapasitelerini artırdığını belirtirken, yüzde 10'u ise olası yaptırımlara ve el koyma risklerine karşı yurt dışındaki depolama konumlarını çeşitlendirme yoluna gittiğini bildirdi.
Uluslararası altın kasası ekolünde ise dengeler değişiyor. Dünyanın en büyük altın depolama merkezlerinden biri olan İngiltere Merkez Bankası, yüzde 57'lik tercih oranıyla küresel liderliğini ve en popüler kasa yeri olma unvanını korumayı sürdürdü. Buna karşın, tarafsızlığı ve bankacılık sırlarıyla ünlü olan İsviçre Ulusal Bankası'na olan yönelimin, yüzde 12 seviyesinden yüzde 6'ya kadar gerilemesi anketin en şaşırtıcı sonuçlarından biri oldu. Uzmanlar, Avrupa'daki siyasi bloklaşmaların ve yaptırım kararlarına İsviçre'nin de dahil olmasının, merkez bankalarının bu ülkeye olan güvenini zedelediğini belirtiyor.





