Kadınları da salona alın

Senarist Yönetmen Cemal Aşkın Alpçetin, Türk sinemasında Kurtuluş Savaşı'nın izlerini sürmeye devam ediyor. Kadınlar ilk defa nerede ve nasıl erkeklerle birlikte film izlediler? Atatürk hangi filmde oynadı? Atatürk'ün İzmir'de film izlediği sinema hangisiydi?

Kadınları da salona alın

Cemal Aşkın ALPÇETİN / Senarist – Yönetmen

Yıl 1923...

Sinemacı Cemil Filmer, Mustafa Kemal Atatürk’ü Uşakizade Köşkü’nde ziyaret edip, kendisini işletmesini yaptığı Ankara Sineması’na davet eder. Davet kabul edilince Cemil Filmer, sinemaya dönüp Atatürk’ün film seyredeceği locayı hazırlatıp donatır. Haber İzmir’e tez yayılır, Atatürk’ün sinemaya geleceğini duyan halk, kadınlı erkekli sinemanın önüne gelir. Bundan sonrasını Cemil Filmer’in anılarından okuyalım...

“Ankara Sineması İkiçeşmelik’te yokuşun başında idi, o yokuş hıncahınç dolmuştu. Araba geldiği zaman bağrışmalar, alkışlar göklere yükseldi, Atatürk’e coşkun gösteri yapıyorlardı. Öyle bir coşku, öyle bir heyecan vardı ki, anlatmak imkânsız. Kadın erkek, Gazi’yi görmek için birbirlerini iteliyor; gözyaşları, alkışlar, haykırmalar birbirine karışıyordu... Doğru, hazırladığımız locaya gittik, daha sonra alt salondaki seyircilere baktı, hepsi erkekti. Döndü ve ‘Niçin aralarında kadın yok?’ dedi. Ben: Paşam sadece Salı günleri yalnız kadınlara bir matine yapıyoruz dedim. Başka günler yasak. Bunu duyunca yaverine, ‘Muzaffer, aşağıya in ve kadınları içeriye al’ dedi. Yaver gitti ve bir süre sonra sinemanın içi tıka basa kadın doldu. Türkiye’de ilk olarak orada, Ankara Sineması’nda kadınlar ve erkekler, Atatürk’le bir arada film seyrettiler.

İzlenilen film “Şarlo İdam Mahkumu”

Kadınlar, kendisine dönüp ve çılgınca alkışlamaya başlamışlardı. O gün çok heyecanlı, coşkulu bir gün olmuştu. Film gösterisi bittikten sonra yine aynı coşkun tezahürat arasında Ankara Sineması’ndan çıkarak arabalarına bindiler ve ayrıldılar.”

Ankara Sineması daha sonra Tan Sineması sonrasında Laletan ve İmren Sineması isimlerini almıştır. Günümüzde ise mekan spotçu olarak kullanılmaktadır. Tarihi değeri olan sinemanın bu durumu yürek acıtmaktadır.

İkinci Film Şirketimiz “İpek Film”

1925 yılında çekilen bir film sırasında yaşanılan bir sıkıntıdan dolayı Kemal Film kapanmak zorunda kalmıştır. Muhsin Ertuğrul Rusya’ya gidip filmler çeker.

İpekçi kardeşler, 1898 yılında Eminönü’nde sinema ve fotoğraf gereçlerinin satıldığı bir mağaza açmış; mağazanın yıkılmasından sonra sinema işletmeciliğine başlamış; Melek, İpek, Opera sinemalarını işletmiştir.

Sinema işletmeciliği yapan İpekçi kardeşlerin yolları yurt dışından dönen Muhsin Ertuğrul ile kesişir. Ertuğrul’un gayretleri ile film çekmeye karar verirler. 1928 yılında Fahir İpekçi ve İhsan İpekçi tarafından İpek Film kurulur. İhsan İpekçi İsmail Cem’in babasıdır.

İpek Film şirketinin ilk filmi 1928 yılında Muhsin Ertuğrul yönetmenliğinde çeilen 'Ankara Postası'dır.

Senaryo ise Muhsin Ertuğrul tarafından, François de Curel’in 'La tere Inhumaine'inden çeviri yapan Reşat Nuri Güntekin‘in 'Bir Gece Faciası' adıyla uyarladığı oyundan sinemaya uyarlanmıştır. Görüntü yönetmenliğini Cezmi Ar’ın yaptığı filmin kurgusunu Muhsin Ertuğrul yapmıştır. Oyuncuları ise; Münir’e Eyüp (Neyyire Neyir) (Necmiye Sultan), Nafia Arcan (Melek Hanım), İsmet Sırrı Sanlı (Ayşe), Ertuğrul Muhsin Kudret, Behzat Haki Butak (Süt Baba), Ercüment Behzat Lav (Osman), İ. Galip Arcan (İmam), Kemal Küçükmuhtar, Sait Köknar (Dalyan Mustafa), Emin Beliğ Belli (Öğretmen Celal), Hüseyin Kemal Gürmen (Subay), Hazım Körükçü (Jandarma), Vasfi Rıza Zobu'dur (Berber).

Orijinal eserde konusu I. Dünya Savaşı sırasında Alsace Lorraine'de geçerken; filmin konusu Türk Kurtuluş Savaşı'nda Adapazarı'nda geçer.

Cephede bulunan kocası, Kuvva-i İnzibatiye komutanı Şerafettin Paşa'yı görmek üzere Necmiye Sultan, İstanbul'dan Adapazarı'na gelir ve kaymakamın aracılığıyla Melek Hanım'ın evine misafir olur. Melek Hanım'ın büyük oğlu Kudret, Kuvva-i Milliyeci'lere çalışan bir kuryedir. Bu sebeple o günün akşamı bir uçak, Kudret'i Adapazarı'na indirir. Kendisinin geldiğini gören bir masum ihtiyarı öldürmek zorunda kalan Kudret eve gelir. Orada Necmiye Sultan'la tanışırlar. Ölüm haberini duyan Sultan, bunun Kudret'in gelişiyle ilişkili olduğunu anlar. Kudret belki bu yabancıyı da öldürmek zorundadır. Ama o gece konuşurlarken, birbirlerinden hoşlandıklarını anlarlar, sevişirler. Necmiye Sultan ertesi gün, bilerek Kudret'in kardeşi aracılığıyla onu ele vermek ister. Bu durumda Melek Hanım, Sultan'! öldürmek zorunda kalır. Diğer yandan Kudret'in geldiği duyulmuştur ve ikinci bir haberi Adapazan'ndaki ilgililere ulaştıramadan bir dere boyunda yaptığı silahlı çatışmada Kudret ölmüştür. Bu durumda postayı kardeşi Osman'a bırakır.. Osman postayı getirirken, yıkık değirmenler bir kadın çığlığı duyar. Bu ses nişanlısı Ayşe'ye aittir. Kasabanın üç kötü kişisi, İmam, Muhtar ve Dalyan Mustafa kızı kaçırarak buraya getirmişler, kötülük yapmak üzeredirler. Uzun bir çatışma sonunda Osman, üç kötüyü de haklar ve yaralı bir durumda arabaya atlayarak kaçarlarken kız da vurulur, Atlar, arabayı varmak istenen yere kendiliğinden getirir. İlgililer postayı alırlar. Bu, Büyük Taarruz emridir. O sabah şafakla birlikte büyük taarruza geçilir ve zafer kazanılır.

Muhsin Ertuğrul daha sonra kendi yazdığı bir makalede, film hakkındaki görüşlerini şu şekilde belirtmiştir. “Nihayet karar verdik, bir film çeviriyoruz, ismi: Ankara Postası. Fakir varlığımızla yokluğa ilan-ı harp ettik, mücadele açtık. Artist yoktu, yaptık. Kadın yoktu, bulduk. Laboratuvar yoktu, kurduk. Makine yoktu, aldık. Senaryo yoktu yazdık; âmâ çirkin kadın; âmâ iptidai laboratuvar, ama ucuz makine; âmâ fakir senaryo. Böylece filme başladık…”

Filmin ilk gösterimi İstanbul’da 02 Ekim 1929 tarihinde Melek ve Elhamra sinemalarında yapılmıştır.

Bir millet uyanıyor

Nizamettin Nazif Tepedelenlioğlu roman yazarı, Kara Davut ve Deli Deryalı romanlarını yazdıktan sonra bir senaryo yazar. Senaryosunu bizzat Ankara’ya gidip Mustafa Kemal Atatürk’e ulaştırır. Atatürk senaryoyu çok beğenir. Hatta filmde bizzat oynamayı kabul etmiştir.

Filmin çoğunluğu çekilir. Mustafa Kemal Atatürk’lü sahneye sıra gelmiştir. Mecliste okuduğu Nutuk’u Çankaya Köşkü'nde okuyacaktır. Gerekli hazırlıklar yapılır. Gelin gerisini Nizamettin Nazif’in hatıralarından dinleyelim: “Atatürk Çankaya’da bizi kabul etti. Biraz izahat istedikten sonra fon olarak getirdiğimiz kara örtünün önüne geçti ve nutkunu irada başladı. Makine rahat rahat işliyor, şefin sesi çok rahat değiştirebiliniyordu. Bu arada sol taraftaki bir kapının önünde bayan Afet, bir milletvekili ve General Kazım beliriverdi. Üçü de yüksek sesle konuşuyorlardı. Atatürk’ün yüzünde ani bir değişiklik oldu, onlara dönüp seslendi: 'Susunuz! Film çeviriyoruz. Salona gidiniz.

Atatürk’ün siniri bozulmuştu bir kere... “Bırakalım” dedi. Filmcilerin ısrarıyla devam etti. O sırada bahçıvanla birkaç kişi kapının yanında gülüşmeye başlamasın mı? Atatürk bu kez gürledi: “Ne o? Biz burada komedya mı oynuyoruz, yoksa bir devlet şefi gibi halka mütelaamızı mı bildiriyoruz. Bu ne terbiyesizliktir? Gülmeyiniz, çekiliniz, yıkılınız, gidiniz?”

Sonra nutkunu tamamladı. Filmcileri uğurladı.”

Öykünün devamı daha da ilginçtir:

Cezmi Ar filmleri alıp hemen İstanbul’a döner. Film yıkanır. İpek Film stüdyosunda ilk kopyayı izleyenler arasında Ertuğrul Muhsin ve Nazım Hikmet de vardır. Filmi izlerken eleştirmeye başlarlar: “Keşke başka açılardan da çekselerdi. Ses daha iyi olabilirdi” vs... Tam onlar bu eleştirileri yaparken, izledikleri filmdeki Gazi gürlemeye başlar: “Burada komedya mı oynuyoruz? Çekiliniz! Yıkılınız!”

Muhsin Ertuğrul’la Nazım donakalırlar. “Eyvah canlandı, bize bağırıyor” diyerek korkuyla salondan dışarı fırlarlar…

Atatürk ile çekilen sahneler bu filmde yer almaz. Gazi'nin başka görüntülerine yer verilir.

Bir Millet Uyanıyor, 1932 yılında İpek Film şirketi tarafından yapılmıştır. Filmin yönetmeni Muhsin Ertuğrul, yönetmen yardımcısı ise Kemal Necati Çakus’tur. Senaryosu Nizamettin Nazif Tepedelenlioğlu tarafından yazılmış olan filmin, görüntü yönetmeni Cezmi Ar’dır. Ses Sistemi ise Tobis-Klang Film tarafından yapılmıştır. Kurgu Muhsin Ertuğrul ve İclal Ar tarafından düzenlenmiştir. Nazım Hikmet yönetmen asistanı olarak filmde görev almıştır. Oyuncular ise rolleri ile birlikte şöyledir: Ercüment Behzat Lav (Yüzbaşı Davut), Emel Rıza (Öğretmen Nesrin), Emin Beliğ Belli (Hamdi Bey), Naşit Özcan (Tilki), Ferdi Tayfur (Feridun), Mahmut Moralı (Gizli Ajan), Atıf Terzioğlu (Kaptan) (Yahya Kaptan), Sait Köknar (Çeteci Recep), Hadi Hün (Bir yabancı subay), Muammer Gözalan (Zaptiye)’dir. Filmin çekim yeri İstanbul (Stüdyo), Maltepe, Kâğıthane ve Çanakkale’dir.

Filmin ilk gösterimi 07 Aralık 1932 tarihinde İstanbul’daki Elhamra ve Melek sinemalarında yapılmıştır. Kurtuluş Savaşı sırasında, İstanbul'a gizli bir görevle gelen Kuvayı Milliyeci bir subayla, Yüzbaşı Davut'a âşık olan öğretmen Nesrin'in öyküsü üzerine kurulan bir filmdir.

Bir Millet Uyanıyor filminin sonuna eklenen Kurtuluş Savaşı'na ait belgesel filmleri, Muhsin Ertuğrul, Zafer Yolları adıyla Kemal Film yapımcılık şirketinin döneminde kameraman Cezmi Ar’la birlikte çekmiştir. Bu bölüm daha sonra yapılan Kurtuluş Savaşı temalı filmlerin hemen hemen hepsinde kullanılmıştır.

Zafer yollarında

Fuat Uzkınay ve TBMM Ordu Film Teşkilatı'nın operatörleri, batı cephesinde verilen mücadeleyi, İzmir’in Yunanlılar'dan kurtarılışını ve Türk ordusunun İstanbul’a girişini belgelemişti. Atatürk henüz savaş halindeyken bile sinemanın taşıdığı önemi görmüş ve Cumhuriyet’in ilanından sonra da bu konudaki duyarlılığını ortaya koymuştu. Genç kuşaklara ve gelecek kuşaklara Kurtuluş Savaşı ve Cumhuriyet’in temel değerlerini aktarmak, tarihe bir belge kazandırmak amacıyla, Kurtuluş Savaşı yıllarında Fuat Uzkınay’ın çektiği ‘Zafer Yollarında’ adlı belge film yeniden ele alınmış, daha kapsamlı bir hale getirilmeye çalışılmıştı.

1934’de filmi izleyen Atatürk, filmi yeterli görmemiş ve çalışmalara devam edilmesini istemişti. Film çalışmalarının gidişatını takip eden Atatürk, filmde kendisinin yer aldığı bölümlerde hareketli görüntünün olmamasından dolayı filmin tamamlanamadığını öğrenince tepkisini şöyle dile getirmiştir: “Ben hayattayım... Milli mücadeleye ait bütün evrakım, kılıcım, çizmem halihazırda mevcut olduğuna göre, çağırdığınız anda bana düşen vazife ve görevi yapmadım mı? Böyle bir teklif karşısında kalsam memnuniyetle kabul eder, bir artist gibi filmde rol alır, hatıraları canlandırırdım. Bu, milli bir vazifedir. Çünkü Türk gençliğine bu mücadelenin nasıl kazanıldığını canlı olarak ispat etmek, hatıra bırakmak, ancak bu filmle mümkün olacaktır.”

Bu konuşmanın hemen ardından Ata'nın sağlığı bozulmuş ve "İstiklal" (Zafer Yollannda) adh film onun istediği gibi olamamıştır.

Devam edecek....

Güncelleme Tarihi: 08 Eylül 2020, 11:31
YORUM EKLE

banner97

banner96