Anadolu topraklarının binlerce yıllık florası, kırsal kalkınmanın ve mevsimsel iş gücünün en doğal finans kaynaklarını yaratmaya devam ediyor. Bu döngünün en canlı örneklerinden biri, her yıl bahar aylarının sonuna doğru Aydın'ın Koçarlı ilçesinden yola çıkan üretici ailelerin lojistik hareketliliği ile başlıyor. Koçarlı'da tarım ve hayvancılıkla uğraşan aileler, kekik sezonunun başlamasıyla kamyonetlerine yükledikleri ekipman ve atlarıyla Menemen dağlarının yolunu tutuyor. Kent merkezinin gürültüsünden uzak, tamamen coğrafi izolasyonun hakim olduğu bu zorlu coğrafyada, mevsimlik işçiler İzmir'in dağlarında at sırtında kekik topluyor ve geçim mücadelesini zirveye taşıyor.
Bölgeye ulaştıklarında ilk iş olarak kendilerine çadırlardan ve geçici yapılardan oluşan konaklama alanları kuran aileler, doğanın sunduğu bu bereketi ekonomiye kazandırmak için yoğun bir sabır gösteriyor. Menemen'in Bağcılar Mahallesi ve çevresindeki dağlarda makine ve araçların giremediği dik yamaçlarda tamamen doğal yollarla kendiliğinden yetişen dağ kekiğini toplamak için yoğun sabır ve ustalıkla çalışan işçiler, modern tarım teknolojilerinin çaresiz kaldığı bu arazide insan emeğinin gücünü kanıtlıyor. Endüstriyel tarımın aksine, buradaki üretim tamamen geleneksel el aletlerine ve kas gücüne dayanıyor.
Sabahın ilk ışıklarından gün batımına uzanan zorlu mesai takvimi
Dağlardaki üretim döngüsü, yaz sıcaklarının kendisini iyice hissettirdiği bu dönemde askeri bir disiplinle yönetilmek zorundadır. Günün en serin saatlerini değerlendirmek isteyen üretici aileler, her sabah saat 04.00 civarında uyanarak dik yamaçlara doğru tırmanışa geçiyor. Yamaçlarda oraklarla biçilerek çuvallara doldurulan kekiklerin taşınmasında dik arazinin zorlu şartları nedeniyle motorlu araçlar yerine atlar kullanılıyor. Güneşin yakıcı etkisinin arttığı öğle saatlerine kadar aralıksız çalışan işçiler, bacak boyunu aşan otların arasında her bir kökü titizlikle kesiyor.
Sıcaklığın en tepe noktaya ulaştığı saat 12.00 ile 15.00 arasında verilen dinlenme arasından sonra yeniden dağlara çıkan üreticiler, gün batımına kadar kekik toplamaya devam ediyor. Bu yoğun çalışma temposu, sadece sıcağa karşı değil, doğanın kendi vahşi elementlerine karşı da bir direnç gerektiriyor. Zorlu doğa şartları altında rızıklarını arayan işçilerden Halil Durmuş, arazideki risk katsayısını şu sözlerle özetliyor: "Sabah erken kalkıyoruz ve aşağı yukarı öğlene kadar çalışıyoruz. Bir süre dinlendikten sonra yine kekik topluyoruz. Bu dağlarda çalışmak gerçekten çok zor. Her tehlikesi var, yılanı, kuyruklusu, kızıl arısı var. Atlar işimizi bir nebze kolaylaştırıyor. Bu dağlarda çuvalı taşımak çok zor oluyor."

Kurutma sahalarından dünya sofralarına uzanan lojistik ihracat hattı
Dağların zirvesinden büyük bir zahmetle toplanan bitkiler, taze olarak fabrikalara gönderilemediği için çok aşamalı bir işleme sürecinden geçiriliyor. At sırtında kurutma sahalarına ve düzlüklere taşınan kekikler, Ege güneşinin altında kurumaya bırakılıyor. Doğal nemini kaybetmesi ve aromasını içine hapsetmesi için 2-3 gün süren kuruma aşamasının ardından traktör veya araçlarla dövülen kekikler, çalısından ve yabancı maddelerinden arındırılması için titizlikle elekten geçiriliyor. Bu eleme işlemi, ürünün saflık derecesini belirlediği için laboratuvar analizleri öncesinde büyük bir hassasiyetle icra ediliyor.
Tüm yabancı otlardan temizlenen ve saf aromatik kokusuna kavuşan bitkiler, dev çuvallara basılarak balyalar haline getirilen temizlenmiş ürünler, İzmir'deki baharat fabrikalarına naklediliyor. Fabrikalarda yapılan gıda güvenliği ve laboratuvar analizlerinin ardından satın alınan dağ kekikleri, işlendikten sonra hem Türkiye'nin hem de dünyanın pek çok ülkesindeki sofralara ulaştırılıyor. Aydınlı işçilerin atalarından devraldıkları ve yaklaşık 40 yıldır sürdürdükleri sezonluk mesai, temmuz başına kadar devam ediyor. Bölgedeki işlerini tamamlayan aileler, daha sonra Aydın'a dönerek incir, zeytin ve arıcılık faaliyetlerine yöneliyor ve böylece yıllık tarımsal döngülerini tamamlamış oluyorlar.
Kekiğin bereketiyle büyüyen nesiller ve kırk yıllık sadakat
Yarım asra yaklaşan bu mevsimsel göç hikayesi, aynı zamanda birçok ailenin sosyoekonomik kurtuluş kapısı ve çocuklarının geleceğini inşa ettiği temel direk haline gelmiş durumda. Dağlarda geçirilen onlarca yıl, işçiler için sadece bir iş değil, aynı zamanda yaşam biçimine dönüşmüş. Menemen dağlarında 18 yıldır bu mesleği sürdüren 56 yaşındaki Halil Uçar, dağ kekiğinin hayatlarındaki finansal etkisini şu içten cümlelerle aktarıyor: "Bu ot sayesinde 5-6 düğün yaptık. Bu otun çok faydası oldu. Her sene geldik bu dağlara, bıkmadık. Yağmur, çamur demedik, çalıştık. İşlerimizi hep böyle yaptık. Çoluğu çocuğu bu şekilde büyüttük. Dağlarda patika yollarda araba çıkmadığı için atları kullanıyoruz. Buralara araba çıkmaz. Bunu atlara yükler götürürüz."
Bölgedeki yerel idari yönetimler de bu doğal kaynağın yarattığı katma değerin ve istihdam gücünün farkında. Bereketli geçen kış ve bahar yağışlarının bu yıl üreticiye ekstra bir kazanç olarak döndüğünü belirten Bağcılar Mahallesi Muhtarı Önder Çelik, bu yıl yağışların bol olması sebebiyle dağlardaki verimin arttığını ifade etti. Muhtar Çelik, doğanın kendiliğinden sunduğu bu yeşil hazinenin, Aydın'dan gelen işçilerin emeğiyle birleşerek hem bölge ekonomisine can suyu verdiğini hem de Türkiye'nin baharat ihracatı envanterine çok büyük bir katkı sağladığını belirterek mevsimlik işçilerin güvenliği için her türlü yerel lojistik desteği sağlamaya devam edeceklerini vurguladı.




