Türkiye'nin en önemli su ürünleri merkezlerinden biri olan ve kendine has sokak lezzetleriyle tanınan Ege'nin incisi İzmir, son günlerde oldukça ciddi bir gıda güvenliği tartışmasının merkezine yerleşti. Kentin simgelerinden biri haline gelen ve günün her saatinde yoğun bir tüketici kitlesi bulunan deniz ürünleriyle ilgili ortaya atılan çarpıcı iddialar, hem üreticileri hem de tüketicileri derinden endişelendirdi. Özellikle bazı basın yayın organlarında ve sosyal medya platformlarında hızla yayılan, İzmir Körfezi'nde midyelerde hepatit A ve norovirüs tespit edildiği iddialarına yönelik haberler, toplumda ciddi bir halk sağlığı paniği dalgası yarattı. Bu vahim iddiaların giderek büyümesi ve bilgi kirliliğine dönüşmesi üzerine devletin yetkili kurumları harekete geçerek sürece müdahil oldu. Konunun birinci dereceden muhatabı olan İzmir Tarım ve Orman İl Müdürlüğü, iddiaları tüm boyutlarıyla inceledikten sonra kamuoyunun yüreğine su serpecek, detaylı bir resmi açıklamaya imza attı.
Bakanlığın izleme haritasında o bölgeler yer almıyor
Müdürlük tarafından yapılan kapsamlı değerlendirmede, medyada yer alan söz konusu haberlerin gerçeği tam olarak yansıtmadığı ve kamuoyunu yanlış yönlendirebilecek eksik bilgiler içerdiği vurgulandı. Vatandaşların kafasındaki soru işaretlerini gidermek amacıyla paylaşılan detaylarda, "Haberlere konu edilen bölgeler Bakanlığımızın izleme ve sınıflandırma sistemi içerisinde yer almamaktadır." ifadelerine yer verilerek, tartışmaların odağındaki alanların zaten devletin yasal üretim haritası dışında kaldığı belirtildi. Kurum yetkilileri, il sınırları içerisinde devlet tarafından belirlenmiş, ruhsatlandırılmış ve sürekli gözetim altında tutulan resmi üretim alanlarındaki durumu da şeffaflıkla paylaştı. Bu güvenli bölgelerde yetiştirilen özellikle kara midye ve akivades türü çift kabuklu yumuşakçaların kaderine terk edilmediği, aksine periyodik olarak son derece katı mikrobiyolojik ve kimyasal kontroller yapılmaktadır denilerek süreç detaylandırıldı. Yapılan bu laboratuvar analizleri sayesinde, tüketiciye ulaşacak olan ürünlerin kalitesi uluslararası standartlarda güvence altına alınıyor.
İç körfez sularında avlanmak tamamen yasadışı
Açıklamanın en dikkat çekici bölümlerinden birini ise deniz kirliliği ile doğrudan bağlantılı olan coğrafi sınırlandırmalar ve kaçak avcılık faaliyetleri oluşturdu. Bilindiği üzere, denizin kendi kendini temizleme kapasitesinin daha düşük olduğu ve kentsel atıkların daha fazla risk oluşturduğu İzmir İç Körfez bölgesinde, herhangi bir su ürünü çıkarılmasına uzun yıllardır müsaade edilmiyor. İl Müdürlüğü de bu tarihi gerçeğin altını bir kez daha çizerek, resmi izleme programları kapsamında İzmir İç Körfez sularında devlet tarafından onaylanmış tek bir midye avcılığı veya yetiştiriciliği tesisinin bulunmadığını kesin bir dille duyurdu. Bu kesin yasağa rağmen, merdiven altı üretim yapmak isteyen fırsatçıların yürüttüğü izinsiz ve izlenmeyen alanlardan yapılan avcılık faaliyetleri kurumun radarından kaçmıyor. Bu tür girişimlerin tamamen yasa dışı olarak nitelendirildiği belirtilen raporda, sahil güvenlik ve su ürünleri denetim ekiplerinin bu bölgelerde 7/24 denetlenmekte ve gerekli idari işlemler uygulanmaktadır şeklindeki kararlı tutumu da gözler önüne serildi.
Tüketicilere güvenilir satış noktası uyarısı
Halk sağlığını doğrudan ilgilendiren bu hassas sürecin sadece idari tedbirlerle değil, aynı zamanda vatandaşların bilinçli tüketim alışkanlıklarıyla aşılabileceğine dikkat çekildi. Yasal üretim alanlarından elde edilen ürünlerin bile hemen sofralara gelmediğini belirten yetkililer, çıkarılan ürünlerin alanın sınıflandırmasına göre özel arındırma tesislerinde işleme tabi tutulduğunu veya zorunlu ısıl işlemden geçirilmeden asla doğrudan piyasaya sürülmediğini ifade etti. Bu meşakkatli güvenlik çemberinin, hastalıklara neden olabilecek virüs ve bakterileri tamamen yok etmeyi amaçladığı bildirildi. Tüm bu denetim mekanizmalarının eksiksiz işlemesi için son görev ise vatandaşlara düşüyor. Tarım ve Orman İl Müdürlüğü uzmanları, İzmirlilerin ve kenti ziyaret eden misafirlerin sağlıklarını riske atmamaları için, menşei belli olmayan, seyyar ve denetimsiz ortamlarda satılan deniz ürünlerinden uzak durmaları gerektiğini önemle hatırlattı. Tüketicilerin, yalnızca yasal izin belgelerine sahip, izlenebilirlik sistemi içinde yer alan ve onaylı satış noktalarından temin edilen su ürünlerini tercih etmelerinin, bu tür salgın risklerine karşı en büyük kalkan olduğu vurgulandı.