SEMİ TEKTAŞ/Ziraat Mühendisleri Odası İzmir Şube Başkanı Hakan Çakıcı, Türkiye ve özellikle İzmir özelinde tarımın temel sorunlarını değerlendirdi. Verimlilikten maliyetlere, gıda fiyatlarından iklim risklerine kadar geniş bir çerçevede açıklamalarda bulunan Çakıcı, İzmir’in güçlü üretim altyapısına rağmen tüketiciye pahalı ürün ulaşmasının altını çizdi.
“İzmir üretiyor ama pahalı tüketiyor”
İzmir’in tarım açısından Türkiye’nin en avantajlı şehirlerinden biri olduğunu vurgulayan Çakıcı, kısa mesafelerde çok çeşitli ürünlerin yetiştirilebildiğini söyledi. Enginardan pırasaya kadar geniş bir ürün yelpazesine sahip olan kentte üretimin güçlü olduğunu belirten Çakıcı, buna rağmen fiyatların yüksekliğine dikkat çekti.
“İzmir’de üretim var ama tüketim pahalı. İstanbul ile benzer fiyatlar görülüyor. Bu tablo, tarladan pazara uzanan sürecin ne kadar maliyetli olduğunu açıkça gösteriyor” dedi.
“Asıl sorun tarladan sonra başlıyor”
Gıda fiyatlarındaki artışın yalnızca üretim maliyetlerinden kaynaklanmadığını belirten Çakıcı, asıl sorunun ürünün tarladan çıktıktan sonraki yolculuğunda yaşandığını ifade etti.
“Çiftçi tarlada 3 liraya üretiyor, ürün pazarda 30-50 hatta 100 liraya kadar çıkıyor. Bu süreçte ürün birçok kez el değiştiriyor ve her aşamada fiyat artıyor. Sonuçta ne üretici kazanıyor ne de tüketici uygun fiyata ulaşabiliyor” diye konuştu.
“Hibrit tohum verimi artırıyor ama maliyeti de yükseltiyor”
Tohum politikalarına da değinen Çakıcı, sertifikalı tohum zorunluluğu nedeniyle ata tohumlarının kullanımının sınırlı kaldığını söyledi. Karakılçık buğdayını “romantik tarım” olarak nitelendiren Çakıcı, bu türlerin düşük verimli olduğunu belirtti.
Hibrit tohumlarla dekarda yaklaşık 1 ton ürün alınabildiğini, geleneksel tohumlarda ise bu miktarın 150-200 kilogramda kaldığını ifade eden Çakıcı, “Bu farkla Türkiye’nin nüfusunu beslemek mümkün değil” dedi.
Ancak yüksek verimin beraberinde daha fazla gübre ve girdi maliyeti getirdiğine de dikkat çekti.
“Ata tohumları tamamen terk edilmemeli”
Geleneksel tohumların korunması gerektiğini vurgulayan Çakıcı, bu tohumların ıslah edilerek verimlerinin artırılması gerektiğini söyledi.
“Karakılçık gibi bu coğrafyaya ait ürünleri tamamen dışlamak yerine geliştirmeliyiz. Hem verimi hem kaliteyi birlikte artırmak zorundayız” ifadelerini kullandı.
“Savaşlar ve petrol fiyatları sofraya yansıyor”
Küresel gelişmelerin tarım üzerindeki etkisine dikkat çeken Çakıcı, özellikle savaşların ve lojistik sorunların gıda fiyatlarını doğrudan etkilediğini söyledi.
Rusya-Ukrayna Savaşı ve pandemi sonrası süreçte yaşanan aksaklıkları hatırlatan Çakıcı, “Gıda yollarının kapanması riski her zaman var. Petrol fiyatlarının artışı bile tek başına gıda fiyatlarını yukarı çekiyor” dedi.
“İsraf oranı hâlâ çok yüksek”
Türkiye’de gıda israfının ciddi boyutlarda olduğunu belirten Çakıcı, oranların düşmesine rağmen hâlâ yüksek seviyelerde seyrettiğini ifade etti.
“Yüzde 45’lerden 35’lere düştük ama bu hâlâ çok büyük bir kayıp. Hem üretici hem tüketici açısından ciddi bir sorun” diye konuştu.
“Don ve dolu riski devam ediyor”
İklim koşullarına da değinen Çakıcı, özellikle Ege Bölgesi ve İzmir için don ve dolu riskinin sürdüğünü söyledi.
Geçtiğimiz yıl yaşanan olumsuz hava koşullarının etkilerinin hâlâ devam ettiğini belirten Çakıcı, nisan ayı geçmeden riskin ortadan kalkmayacağını ifade etti. Özellikle çekirdekli meyvelerde bu yıl da verim kaybı yaşanabileceği uyarısında bulundu.
“Hindistan rekabeti kapıda”
Uluslararası rekabetin de arttığını belirten Çakıcı, Hindistan ile yapılan anlaşmaların Türkiye açısından risk oluşturabileceğini söyledi.
Hindistan’ın yüksek üretim kapasitesiyle Avrupa pazarında Türkiye’ye rakip olabileceğini ifade eden Çakıcı, “Kuru üzüm başta olmak üzere birçok üründe pazar payımız etkilenebilir. Bu nedenle kaliteyi artırmalı ve Avrupa Birliği standartlarında üretim yapmalıyız” dedi.

