İnsanın pek çok tanımından bence en dikkat çekeni onu “Konuşan canlı” olarak ifade eden tanımdır. Bu tanımın konumuz açısından önemi ise insanın konuşabilme yeteneğinin, birbirleri ile çeşitli düzey ve şekillerde iletişebilen diğer canlı türleri arasında “ iletişim becerisini en üst düzeye taşıyabilme imkanına sahip “ tek canlı türünün insanoğlu olmasıdır.
İnsanoğlu’nun, bu imkana sahip olması, onun her zaman doğru ve düzgün iletişim kurabildiği anlamına gelmez. Sadece bu yeteneğe sahip olduğunu ifade eder.
İletişim, insanlar arası duygu ve düşünce alışverişidir. Hiç kimsenin aynı duygu ve düşüncede olmadığı varsayımından hareketle, iletişimin, insanların birbirlerini “dinlemeye ve anlamaya değer görmeye” ve ”farklılıkların içinde birliktelikleri oluşturabilmeye” yaradığını söylemek mümkündür.
****
İfade etmeye çalıştığım bu varsayımlardan hareketle, doğru ve düzgün iletişim kurabilmek için başta “dinleme” olmak üzere, iletişime dair birçok unsurun bir araya getirilmesi gereği vardır. Bunlar :
1. İletinin, alıcının dikkatini çekebilecek şekilde kodlanması ve rahatça anlaşılabilecek kadar açık olması,
2. Mesajı veren ile alıcı arasında mesajın özünü oluşturan konuda ortak bilgilerin bulunması,
3. İletinin Alıcının gereksinimine yanıt verecek nitelikte olması ve
4. İletinin, alıcının temel değerleri ve tutumları göz önüne alınarak hazırlanması gibi dört ana temayı içerir.
Öğrenilmiş bir davranış olan iletişim becerisinin yerini iletişimsizliğe bırakması az önce belirtilen unsurların yerine getirilmemesinin yanı sıra bazı duygusal unsurların da varlığını ortaya koyar. A. Kadir Özer’e göre bireyler; yaşadıkları duyguların sorumluluğunu birbirlerine yüklediklerinde, bireysel tercih ve düşüncelerini “ doğruluk veya haklılık” olarak gördüklerinde, “ne söylediklerinden daha çok, nasıl kişiler oldukları üzerinde odaklandıklarında” insanlararası ilişkiler iletişimsizlikle sonuçlanır.
****
Bu durumda insanların birbirleri ile iletişim kurduklarını söylemek tabii ki mümkün değildir. Zira iletişim bilimi açısından konuşmakla iletişim kurmak da iki ayrı şey olarak tanımlanmaktadır.
İletişimin öğrenilmiş bir davranış biçimi olması gibi, iletişimsizlik de bir anlamda öğrenilmiş bir davranış biçimidir.
Karşılıklı güven’in üst düzeyde olduğu ortamlarda iletişim becerisinin kazanılması ve etkinliğinin arttırılması hızlanırken, güven ortamının azaldığı ortamlarda iletişimsizlik ön plana çıkma eğilimindedir. Çünkü, birinci durumda iletinin kaynağı daha direkt mesajlar oluştururken, alıcı da herhangi bir defans alternatifi geliştirme ihtiyacını duymaz.
Buna mukabil, güvenin azaldığı ikinci durumda, alıcılar, iletişim için ayırdıkları zamanın çoğunu kendilerini korumak veya karşısındakini oyalamak için kullanabilirken, kaynak durumundaki kişi ya da gruplar da rolden role geçebilir, sert davranabilir ya da kendilerine farklı nitelikler yükleyerek davranabilirler.
İletişimin amacı çözüme ulaşmaktır. Bu perspektiften baktığımızda iletişimsizliğin amacının da çözüm olduğunu, ancak bu anlamdaki çözüm’ün kavga ve yeni sorunlar yaratmakta bağlandığını söylemek mümkündür.
****
Binlerce yıllık insanlık tarihine baktığımızda insanoğlunun, ona verilen “ konuşabilme “ yeteneğine rağmen iletişim becerilerini geliştirmekten daha çok iletişimsizlik becerilerini arttırdıklarını görmek aslında hayret verici olmakla birlikte, içinde yetiştikleri çevre, kültür, aldıkları eğitimdeki farklılıklar, yaşam biçimleri arasındaki uçurumlar gibi nedenlere göz önüne alındığında hiç de şaşırtıcı değildir.
Ancak, insanoğlunun bir diğer yeteneğinin de “geçmişi değerlendirerek geleceği şekillendirebilme gücü” olduğunu esas alırsak, tarih okumalarımızdaki büyük savaşların, insan kıyımlarının, büyük şirketlerin çöküşlerinin çoğu kez, “ farklılıklar içinde aynılıkları yakalamayı beceremeyen “ kişilerin iletişim beceriksizliklerinden doğduğunu görürüz.
Bu nedenle, kişiler ve gruplar arasındaki her türlü farkı bir yana koyarak, anlatmak istediklerimizi net bir biçimde anlatarak ve dinlerken de her türlü önyargıyı bırakmak suretiyle dinleyerek iletişim kurmaya çabaladığımız takdirde, iletişimsizliği değil iletişimi becerebileceğimiz açıktır.