İzmir’den dünyaya uzanan iki nesillik spor hikayesinde 80’lı yılların rekortmen atleti ‘Rüzgarın kızı’ apoletli Semra Aksu, yokluk yıllarından dünya sahnesine uzanan serüvenini acı-tatlı anılarıyla anlatırken; tenisçi yeğeni Semra Aksu ise ‘milli’ apoletini takıp yakaladığı sporcu bursuyla Amerika’ya uzanan başarı yolculuğunun şifrelerini paylaştı.

9 Eylül TV’de moderatörlüğünü gazeteci Zafer Ertem’in yaptığı ‘Spor Servisi’ programının bu haftaki konukları, rekortmen eski milli atlet Semra Aksu ile aynı ismi taşıyan yeğeni milli tenisçi Semra Aksu ve Olimpik branşları takibi ile bilinen spor yazarı. Erhan Hartaç oldu. Atlet Aksu, Türkiye’de tartan pistin olmadığı dönemde 17 branşta yarıştığını çamur içinde antrenman yaparak rekorlar kırdığını söyledi. Aksu o günleri, ‘toprak sahaların çocuklarıydık’ diye andı. Yeğen milli tenisçi Semra Aksu ise halasının yönlendirmesi ile spora atletizmle başladığını ancak sonrasında evlerine yakın tenis kulübü ve kortlarının kendisine daha cazip geldiğini söyledi. Yeğen Aksu tenise olan aşkını da ‘‘Tenisi çok sevdim. Bireysel olmak, kortun sana ait olması büyük özgürlük’ şeklinde ifade etti. Programda tesisleşme krizi ve Türk sporunun geleceği de masaya yatırıldı.

A Y4 I1016

‘TOPRAK SAHANIN ÇOCUKLARIYDIK’

Eski milli atlet Semra Aksu atletizme başladığı yılları ve o dönemin çaresizliğine değinerek söze şöyle dile getirdi: ‘’ Federasyonların içinde en eskisi olan Türkiye Atletizm Federasyonu, 1922 yılında kuruldu. Ben ise 1979 yılında lisanslı sporcu olarak atletizme başladım. Açık pistte 100, 200, 400, 400 engel, 4x100, 4x400 salonlarda ise 50 metre, 50 metre engel, 60 metre, 60 metre engel, 200 metre ve 400 metre, dekatlon- pentatlon yani yaklaşık 17 branşta Türk atletizmine 17 yıl boyunca hizmet ettim. Girdiğim yarışmaları hep rekorlarla şampiyonluklarla taçlandırdım. Benim dönemim yokluk yıllarıydı bir tartan pistimiz bile yoktu yani toprak sahanın çocuklarıydık. 1972'de Akdeniz Oyunları için yapılan Atatürk Stadı ve yanındaki Seha Aksoy pisti tartanları artık betonlaşmıştı. Atletler bu ortamda yarışmak durumunda kalıyorlardı. Ankara'da, İstanbul'da bile yoktu sonraki yıllarda Ankara’da Naili Moran ve İstanbul’da Ekrem Koçak pistleri açıldı. Ben aynı zamanda Karşıyaka Spor Kulübü’nün lisanslı atletiydim. Sonra bir dönem şube kapatılınca Fenerbahçe’ye transfer oldum ve 1994’de atletizmi de orda kaptan olarak bıraktım.’’

PİSTLER ÇOK ESKİ, YENİLEMEK ŞART

Milli atlet Aksu, Türkiye Atletizm Federasyonu’nun ilk kadın başkanı olma gurunu yaşadığını da belirterek, ‘’Önce kurumda yönetim kurulu üyesi olarak yer aldım 2000 yılında başkan seçildim. İlk görevimiz Sidney Olimpiyatları'na katılmak oldu. Tesisleşmede hala yeterli orana ulaşmış değiliz. İzmir’i örnek alalım. Atatürk Stadı altındaki pist var. Seha Aksoy pistimiz var 35 yıl önce yapılmış. Yarışma değil ama antrenman yapılabilinen Ege Üniversitesi'nin atletizm pisti var. Karşıyaka'da, 3 yıl önce açtığımız ‘’Rüzgarın Kızı Semra Aksu Atletizm Parkı’’ var. Orası da tartan pisttir. Ama artık çok eskidi, yenilenmesi şart. Çünkü o alanda tek ve kullanıcısı çok. Tartanın yıpranmışlığı var. O dönem bu pisti Karşıyaka Belediye Başkanı olan Cemil Tugay tamamlamıştı. Eğer o adımında verildiği atletizm parkına el atılır yenilenirse zemin tamir edilirse ben de mutlu olurum’’dedi.

A Y4 I1051

‘TENİSİ SEÇTİM PİŞMAN DEĞİLİM’

Atlet Semra Aksu’nun yeğeni junior Semra Aksu ise tenis branşını tercih nedenini şöyle ifade etti: ‘’Geçmişten bir anı olarak hep baktığım halamla ben 1 yaşındayken pistte fotoğrafımız vardır. Aslında atletizmle ilgim bu kadarla kaldı. Hep oyun olarak gördüm zaten pistte eve çok uzaktı zorlanıyordum. Annem doktor Aylin Çeçen Aksu da yoğun çalışıyordu. Sanırım 8 yaşlarındaydım annem bir gün evimize yakın bir tenis kulübüne götürdü. Orayı görmemi istedi. Tenisi çok sevdim, bireysel olmak, kortun sana ait olması büyük özgürlüktü o an bunu hissetmiştim ve o an tenisi seçtim. Tabii önceleri hobi olarak sonra kariyer yolu olarak gördüm tenisi. 8 yaşında başladım 18 yaşına kadar ülkemde ve yurt dışında çeşitli turnuvalara katıldım. 14 yaşında milli takıma seçildim. 18 yaş altında 290. Sıralamaya kadar yükseldim. Uluslararası 4 tekler 5’de çiftler şampiyonluğu yaşadım. Kariyer yaptım zaten sonrasında tenis bursuyla da Amerika yolu açıldı bana. İyi ki tenisi seçmişim, hiç pişman olmadım. Zaten teniste farklı bir kazanma duygusu var. Yani yenmek gibi değil, kazanmak gibi bir duygu.’’

Göztepe Galatasaray'ı konuk edecek
Göztepe Galatasaray'ı konuk edecek
İçeriği Görüntüle

SPORCU BURSU VE YÜKSELEN KARİYER

Yeğen Aksu tenisin kendisine kariyer yolu açtığına belirterek akranlarına önemli şifrelerde verdi. Junior Aksu sporla ilgilenen gençlerin yurt dışında sporcu bursuyla eğitim ve sporu birlikte götürebileceklerini hatırlatarak şu bilgileri de paylaştı: ‘’Teniste ülkemdeki kariyerimi Amerika’da tenis bursuyla değerlendirmemde halamın desteği vardır. Bu bursla iki fakülte bitirdim. Biri Business Information Technology, İşletme Fakültesi'nin, bilgisayar mühendisliği gibi, bilgisayar-işletme karışık, kodlama, ekonomi, istatistik bu tip derslerin görüldüğü bir bölümdü. Aslında Türkiye’de karşılığı da yok. Birkaç bölümün birleşimi gibiydi. Bir de yan dal olarak Fransızca, İşletme fakültesini bitirdim tenis bursuyla. Amerika’da sistem farklı. Siz burs almak için üniversiteyle değil hangi branştaysanız o branşın baş antrenörü ile görüşüyorsunuz onayını alıyorsunuz. Bu çok önemli başvurular ve yazışmalar internet üzerinden yapılıyor. Kriterler uygunsa onlar size dönüş yapıyor. Onlar için kampus yaşamı önemli. Kampüslerin 70 bin kişilik statları, 20 bin kişilik salonları bulunuyor. Benim okulumun 12 tenis kortu vardı. Kışın bile açıkta ısıtmalı tenis kortları vardı.’’

A Y4 I0990

İKİ NESİL ARASINDAKİ UÇURUM

Atlet Semra Aksu, tenisçi junior Semra Aksu ile aralarında teknoloji, kazanımlar, imkanlar ve jenerasyon farkı gibi oluşumların getirdiği bir uçurumun olduğunu belirterek sözlerini şöyle noktaladı: ‘’Bugünün gençlerini ve imkanlarını gördükçe hayıflanmıyorum tam tersi gurur duyuyorum. Doğrudur cefayı bizim nesil çekti her alanda. Spordu, ekonomiydi, sosyal yaşamdı, eğitimdi. Şimdi küçük Semra’yı görüyorum ailesinin ona bir şekilde sağladığı imkanları değerlendirip bu kapıları açması eğitim ve sporu birlikte sürdürmesi müthiş bir kazanım. Benim dönemimde bu fırsatlar yoktu varsa da bizim imkanlarımız zaten bunlara izin vermezdi. Ben zamanında Amerika ve Almanya’dan burs şansı buldum ama her şey zordu değerlendiremedim. Küçük Semra bunu başardı onunla gurur duyuyorum. Ben zoru seçtim zamanında kısıtlı imkanlarla çok çabaladım. Ama hep sevdiğim işi yaptığım için başarılı oldum. Bu benim en büyük artımdı. Şimdiki gençlere çok çalışmalarını donanımlarını artırmalarını ve ellerindeki teknolojiyi çok iyi kullanmalarını öneriyorum.’’

Kaynak: Ümit Gözlemeci