İNCİ ONGUN/İzmir'de yoksulluğun en ağır şekilde hissedildiği arka mahallelerinde yaşam mücadelesi hiç bitmiyor. Özellikle bu sokaklardaki, kentin en görünmeyenleri arasındaki evsiz kadınların mücadelesi can yakıyor. Sokakta yaşayan kadınlara yönelik özel bir barınma modeli bulunmadığından geceleri kahvehane köşelerinde, parklarda ya da terk edilmiş alanlarda sabahlıyor, lokantada yemek yiyenleri izleyip çöpte bulduğu ekmekle karnını doyuruyorlar. Konak Hatuniye Mahallesi'nde yaşayan Zeynep Çarşafçıoğlu'nun hikâyesi, sokakta hayatta kalmaya çalışan onlarca kadının ortak gerçeğini gözler önüne seriyor.

"Yaşam Umudum Çöp Tenekesi"
Karnını doyurabilmek için çöpleri karıştıran Zeynep Çarşafçıoğlu, yıllardır sokakta yaşam mücadelesi verdiğini anlattı. Çoğu zaman yiyeceğini çöpten topladığını, geceleri ise güvenli bir yer bulabilmek için kahvehanelerde sabahladığını söyleyen Çarşafçıoğlu, yaşadıklarını şöyle anlattı:
"Sokaktaki her kadın gibi çok zor şartlar altında yaşamaya çalışıyorum. Çoğu zaman karnımı çöpten bulduğum ekmeklerle doyuruyorum. Düzenli bir gelirim yok. İnsanların verdiği küçük yardımlarla ayakta kalmaya çalışıyorum. Bazen beş-on lira veren oluyor. O parayı biriktirip hamama giderek yıkanabiliyorum. En büyük isteğim başımı sokabileceğim güvenli bir yer. Çünkü gece yarısından sonra sokaklar kadınlar için çok daha tehlikeli hale geliyor. Dışarıda uyurken her an tedirgin oluyorsunuz. Üzerinizde sürekli sizden bir çıkar bekleyen insanların bakışlarını hissediyorsunuz. Bir otel odasında, temiz bir ortamda, korkmadan uyuyabilmek bile benim için büyük bir hayal."

"Biz Deli Değil, İnsanız"
Sokakta yaşayan insanların çoğu zaman toplum tarafından yok sayıldığını ifade eden Çarşafçıoğlu, yaşadıkları yoksulluğun insanlık onurunu zedelediğini belirtti. Çarşafçıoğlu şöyle konuştu:
"İnsanlar bizi görünce çoğu zaman deli gözüyle bakıyor. Oysa biz de insanız. Çöpleri karıştırıp karnınızı doyuracak bir ekmek ararken karşıdaki lokantada yemek yiyen insanlara bakmak çok ağır geliyor. Ben yine de elimden geldiğince iyilik yapmaya çalışıyorum. Çöpten bulduğum yiyecekleri sokak hayvanlarıyla paylaşıyorum. Sahilde balıklara ekmek atıyorum. İnsanlar bana deli diyorsa desin. Ben elimdeki ekmeği paylaşan bir deliyim. Asıl paylaşmayı unutanlar kendilerine dönüp baksın. Arada camilerde temizlik yapıyorum, küçük yardımlar alıyorum. Ama bunlar yaşamaya yetmiyor. Ben sadaka değil, insanca yaşayabileceğim bir düzen istiyorum."
"Hayatta Kalma Mücadelesi Veriyoruz"
Sokakta yaşayan kadınların yalnızca yoksullukla değil, güvenlik sorunlarıyla da mücadele ettiğini vurgulayan Çarşafçıoğlu, özellikle ileri yaştaki kadınların daha ağır koşullarla karşı karşıya kaldığını belirterek şunları söyledi: "Bizim gibi sokakta yaşayan çok sayıda kadın var. Bazıları yaşlı, bazıları hasta. Kendilerini koruyacak güçleri bile kalmamış durumda. Bu hayatı kimse isteyerek seçmedi. İnsanlar sanki biz bu yaşamı tercih etmişiz gibi davranıyor. Oysa bize başka bir seçenek sunulmadı. Barınacak yeriniz, koruyacak bir sistem olmayınca sokakta kalıyorsunuz. Sonra da görünmez hale geliyorsunuz."
Sokakta yaşayan kadınların çoğunun resmi kurumlar tarafından da görülmediğini belirten Çarşafçıoğlu, belediyeler ve ilgili kamu kurumlarının, kalıcı barınma ve sosyal desteğini beklediklerini söyledi.
Bu yönüyle Zeynep'in hikâyesi yalnızca bir kadının yaşam mücadelesini değil, İzmir'in göbeğinde göz önünde olmalarına rağmen görünmeyen kadınların sessiz çağrısını da yansıtıyor. Kentin arka sokaklarında her gece onlarca kadın, güvenli bir yatak ve insanca bir yaşam umuduyla sabahı bekliyor.





