Dört mevsim Urla

Aylardan Şubat ama Urla sokaklarında kış mevsimlerinde bile dolaşmak güzel. Sanat Sokağı'nda, Malgaca Pazarı'nda yaz gibi olmasa da hayat devam ediyor.

Dört mevsim Urla

HAZIRLAYAN/ Engin YAVUZ

Kahvenin en lezzetlisi, çayın en demlisi, sohbetin en keyiflisi Urla'da; tahta sandalyelerin üzerinde, küçücük ahşap masaların çevresinde

Bu pazar, İzmir'in yanıbaşına, Urla'ya gitmeye ne dersiniz. İlçeyi tanımaya, ara sokaklarında dolaşmaya, Şubat ayında bile canlılığını koruyan salaş kahvehanelerinde oturup bir çay içmeye karar verdiyseniz eğer yolculuğunuza ünlü Türk edebiyatçısı Necati Cumalı’nın evinden başlayın.

1921 yılında Makedon kasabası Florina’da doğdu Necati Cumalı. Doğduktan kısa bir süre yapılan mübadele ile ailesi Urla’ya yerleşti. Çiftçilikle uğraşan bir ailenin çocuğu olan Cumalı, ilkokul yıllarını Urla’da geçirdikten sonra, İzmir Atatürk Lisesi’ne yatılı olarak girdi. 1941’de Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden mezun oldu. Cumalı, 1948–1957 yılları arasında İzmir’de avukatlık yaptı. Avukatlığı sırasında Ege Bölgesi‘nin pek çok köy ve kasabasını gezdi. İzlenimlerinden yola çıkarak Susuz Yaz’ı yazdı. Bu film Türkiye’ye ilk uluslararası sinema ödülünü kazandırdı. 1963 yılından itibaren hayatını yazarak kazanmaya başlayan Cumalı bu dönemde Türk edebiyatına önemli eserler kazandırdı. Her romanında ya da yazdığı her öyküde mutlaka Urla’dan ve bu kasabada yaşayan insanlara ait izler bulduğumuz Cumalı 2001 yılında yaşamını yitirdi. Cumalı’nın çok sevdiği ve Yağmurlarla Topraklar adlı romanında da okurlarına tanıttığı evi, Urla Belediyesi tarafından aslına uygun olarak onarıldı ve Kültür Bakanlığı tarafından müze haline getirildi.

Seferis İskelede

Cumalı’nın doğduğu ve yıllar sonra da eşiyle yaşadığı Necati Cumalı Anı ve Kültür Evi’nin zemin katındaki bir odası ilçe kütüphanesi olarak hizmet veriyor. Müze evde, kütüphanenin yanı sıra Necati Cumalı'nın kişisel eşyaları, fotoğrafları, eserleri, yazıları ve satranç takımı gibi özel eşyaları sergileniyor.

Cumalı’nın evinin bulunduğu Zafer Caddesi’nden Kent Meydanı’na yürüyün önce. Arasta Sokak’tan girin, karşınıza Necati Cumalı’nın çocukluğunu yaşadığı eski Urla çıkacak. Giriş kapılarını asmaların, begonvillerin, fındık güllerinin kuşattığı tek katlı iki katlı evlerin arasında dolaşırken, bir köşeden sanki avukat Nihat çıkacak gibi olur, ya da yanınızdan Perihan öğretmen yürür gider…

Zamanınız varsa ünlü Yunan yazar Yorgo Seferis’in Urla İskele’deki evine de uğrayın. Burası da restore edildiği otele dönüştürüldü.

Malgaca'nin kahvesi

Urla Sanat Sokağı’na (Zafer Caddesi) yürüyün sonra… Urla Belediyesi tarafından iki yanını kuşatan tarihi yapılar dahil tamamen yenilenmek istenen ama hala tamamlanmadığı görülen Sanat Sokağı Urla’nın simgelerinden biri. Şimdi mevsimlerden kış... Baharla birlikte özellikle Cuma ve Cumartesi akşamları rengarenk stantlar, hemen her köşede ruhunuzu okşayan harika ezgiler, asırlık eşyalarla dolu dükkanların arasında yürürken bambaşka bir dünyada bulursunuz kendinizi. Edebiyattan resime, heykelden el işlerine, takıdan cam işçiliğine kadar birçok sanat dalında üretimin ve satışın da yapıldığı bu sokakta aynı zamanda kitap tutkunları için sahaflar ve kitapevleri, kahve tutkunları için kumda pişen kahve, ev yapımı tatlı ve dondurma, Urla’nın yetenekleri ev kadınlarının hünerli ellerinden çıkmış birbirinden lezzetli yemekler hep sizin için. Burası hem kültür ve sanat faaliyetlerinin hem de eğlencenin derinlemesine yaşandığı bambaşka bir dünya… Gündüz geldiyseniz Urla’ya mutlaka akşamı bekleyin. Çünkü Urla Sanat Sokağı’nda asıl canlılık geceleri… Sanat Sokağı'yla yetinmeyin, Malgaca Pazarı'na da gidin. Kahvenin en lezzetlisi, çayın en demlisi, sohbetin en keyiflisi burada, tahta sandalyelerin üzerinde, tahta masaların çevresinde...

Kazı devam ediyor

Limantepe antik bölgesi de mutlaka görmeniz gereken yerlerden. Arkeolojik kazıların sürdüğü yer Urla iskele yakınlarında Karantina Adası’nın tam karşısında. Limantepe höyük bölgesinde yapılan kazılarda yöredeki yerleşimin MÖ.4000’lere kadar; yani Tunç çağına kadar indiği tespit edildi. Klazomenai ise antik dönemin ünlü tarihçi yazarlarından Heredot tarafından, döneminin en önemli 12 kentinden biri olarak belirtiliyor. Heredot yazıtlarına göre kent, MÖ.950 yılında kuruldu ve Helenistik dönemde, bölgenin merkezlerinden biri olarak öne çıktı. Ancak, bu önemli şehrin büyük bölümü hala toprak altında. Şehrin limanı da su altında ama kalıntılar su altında görülebiliyor. Ayrıca Karantina Adası’nda mendirek, amfitiyatro ve tapınak kalıntılarını görmek mümkün. Klazomenai ise Helenistik döneme ait bir yerleşim ve kültür merkezi olarak dikkati çekiyor. Burada yapılan kazılarda bir zeytinyağı işliğinin izlerine de rastlandı ve o yıllarda buradan deniz yolu ile zeytinyağı ihraç edildiği sonucuna varıldı. Buradaki kazılarda bulunan kuşak süslemeli amphoralar burada önemli miktarda zeytinyağı ve şarap üretildiğini, depolandığını ve ihraç edildiğini ortaya koyuyor. Ege Üniversitesi tarafından, bu zeytinyağı atölyesinin bir benzeri kuruldu ve siz de burayı ziyaret edebilirsiniz.

Tahaffuzhaneye gidin

Klazomenai’yi keşfettiyseniz eğer Urla İskele’de mis gibi iyot kokusunu ciğerlerinize çekerek çay içmek ya da gözleme yemek için vereceğiniz mola bittiyse şimdi sırada Karantina Adası (Tahaffuzhane) var. Belgelerden öğrenildiğine göre eski yıllarda İzmir şehrine gelen yabancılar, bulaşıcı hastalıklara karşı, önce burada kontrol edilirler ve daha sonra şehire girmelerine izin verilirmiş.

Urla İskelesi’nden yolunuza devam ederseniz Çeşmealtı’na ulaşırsınız. Çeşmealtı Urla merkeze 5 kilometre uzaklıkta. Çeşmealtı’nda büyük bir mendirek ve teknelerin demirlediği liman bulunuyor. Buradaki dalgakıran, sessiz, sakin gezintiler, yürüyüşler yapmak isteyenler için ideal. Yazın burada gecelemeyi düşünüyorsanız bu rıhtımdan yakın çevreye ve 12 adalara, günübirlik tekne-yat turları yapabilirsiniz. Çeşmealtı’nda kamp alanları da var. Ayrıca yaz geceleri barlar, restoranlar, kafeler ve alışveriş mekanları burayı hareketlendiriyor. Çeşmealtı’nın tarçınlı lokması çok lezzetli, öneririm.

Denizde sıcak su

Zamanınız varsa eski Çeşme yolundan İçmeler’e uzanın. İçmeler’de plaj var. Ayrıca denizin içinde sıcaklığı 58 dereceye ulaşan ılıca kaynakları bulunuyor. Ilıca sularında bulunan potasyum klorür, sodyum klorür ve magnezyum klorürün romatizmal hastalıklar, şişmanlık, metabolizmal bozukluklar, karaciğer ve idrar yolları hastalıklarına iyi geldiği belirtiliyor. “Urla’yı, iskeleyi, Çeşmealtı’nı doya doya gezdim, günbatımı izlemeden buradan dönmem diyorsanız eğer, o zaman Güvendik Tepesi’ne çıkın. En etkileyici günbatımı orada...

Güncelleme Tarihi: 20 Şubat 2019, 11:03
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner7