YAĞMUR KARADAĞ/İzmir Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Dilek Gappi, Avukat Murat Aydın ve Gazeteci Ender Aldanmaz’ın yer aldığı "Gerçeğin Öteki Yüzü - Fikr-i İsyan" programında bu hafta; gazetecilere yönelik baskılar, CHP'li belediyelere yönelik operasyonlar, İzmir Büyükşehir Belediyesi Önceki Dönem Başkanı Tunç Soyer’in de aralarında bulunduğu Kooperatif davasındaki bilirkişi krizi ve İzmir gençliğinin sürüklendiği tehlikeler masaya yatırıldı.
"GAZETECİLİK HİÇBİR ZAMAN HAPSEDİLEMEZ"
Programın açılışını basın özgürlüğüne yönelik baskılara değinerek yapan İzmir Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Dilek Gappi, hafta sonu Kadıköy'de tutuklu meslektaşları İsmail Arı, Merdan Yanardağ ve Alican Uludağ için bir araya gelen gazetecilerin polis ablukasına alınmasına tepki gösterdi. Haberin yanlışlığına mahkemelerin değil, tekzip mekanizmalarının karar verebileceğini vurgulayan Gappi, "Kalemleriyle var olan insanları kelepçeli kalkanlarla ablukaya aldılar. Gazetecilik hiçbir zaman hapsedilemez. Biz meslektaşlarımızın yanında olmaktan hiçbir zaman vazgeçmeyeceğiz" ifadelerini kullandı.
UŞAK VE BURSA BELEDİYE BAŞKANLARINA OPERASYON
Uşak ve Bursa’daki CHP’li belediye başkanlarına yönelik yapılan gözaltı sürecini hukuki bir çerçeveden ziyade siyasi bir operasyon olarak değerlendiren Avukat Murat Aydın, yargının bağımsızlığının ve tarafsızlığının kalmadığını belirtti. Aydın, yaşanan tutuklama ve kayyum süreçlerini iktidarın seçim kayıplarını telafi etme çabası olarak nitelendirerek, “Bu yöntemlerle siyasi iktidarda kalabilmek hiç kimseye nasip olmamıştır, bu siyasi iktidara da nasip olmayacaktır. Çünkü halk bu yaşananları görüyor. Bin küsur belediyenin içerisinde hiçbir AK Parti ve Milliyetçi Hareket Parti’li belediyede yolsuzluğun olmadığı ama bütün yolsuzluğun CHP’li belediyelere dolduğu bir yer düşünülemez. Melih Gökçek'in yargılanmadığı yerde hiçbir belediye başkanı yargılanamaz” dedi.
“PARTİLERİNİ VE HALKI NASIL BU KADAR ZORA SOKABİLİYORLAR?”
Uşak Belediye Başkanı Özkan Yalım’ın magazinleşen gözaltı sürecinin de değerlendirildiği programda Dilek Gappi, “8 kişiyle birlikte tutuklanan Özkan Yalım'ın magazin haberine dönüşen gözaltı süreci çok konuşuldu. Bu kadar ağır bir mücadele verilen süreçte belediye başkanları hem partiyi hem kendilerini hem halkı nasıl bu kadar zora sokabiliyorlar? Belediye başkanları üzerlerinde taşıdıkları kamusal sorumlulukla birlikte birçok şeyin de itibarını zedeleyebiliyorlar. Bu nedenle bu itibar meselesi sadece kişilere ait bir itibar meselesi değil. Bu gerçeği de görmek gerektiğini düşünüyorum” diyerek eleştirdi.

İTİBAR SUİKASTI VURGUSU
Aydın ise polis kameralarının itibar suikastı için kullanılmasını sert bir dille eleştirerek, “Buna muhatap olan kişinin yaptığı yanlışın üzerinden bu yanlışlığı görmezden gelemeyiz. Çünkü o kişinin yanlışı -ki yapıldığı savunulur bir yanı yok- ama onun yaptığının yanlıştan daha önemli olan polisin, yargı mekanizmalarının soruşturma araçlarını kişileri itibarsızlaştırmakta kullanması en büyük sorun” dedi.
Aydın, suçluluğu ispat edilene kadar herkesin masumiyet karinesinden yararlanması gerektiğini hatırlatarak, evrensel hukuk ilkelerinin kişiye göre esnetilemeyeceğinin altını çizdi.
SİYASET VE TOPLUM ARASINDAKİ MAKAS AÇILIYOR
Gazeteci Ender Aldanmaz ise konunun toplumsal yansımalarına dikkat çekti. Toplum ile siyaset mekanizması arasındaki uçurumun giderek büyüdüğünü belirten Aldanmaz, “Operasyondan daha çok gözaltı sürecindeki yaşanan ‘kepazelik’ daha fazla gündem edildi. Başkanın 21 yaşında belediyede çalışan bir genç kadınla bir otel odasında gözaltına alınması çok açıklanabilir bir durum değil. Kendi siyasi hayatı açısından da çok sorunlu bir duruma düşmüş durumda. Partiyi de çok ciddi anlamda sıkıntıya düşürdü. Parti, kendisiyle ilgili bir disiplin süreci de başlattı” diye konuştu.

ÇARPICI KAMUOYU ARAŞTIRMASI
Son yapılan kamuoyu araştırmalarından çarpıcı veriler de paylaşan Aldanmaz, İntegral Araştırma tarafından yapılan ankete göre, "Hangi parti ülkeyi daha iyi yönetir?" sorusuna halkın yüzde 40'ı "hiçbiri" yanıtını verdiğini, AK Parti’nin %21 çıktığını, CHP’nin ise %19 çıktığını belirtti. Aldanmaz, İzmir özelinde yapılan bir başka ankette ise İzmirlilerin CHP'ye oy veren seçmenlerin bile sadece yüzde 52'sinin partisinin ülkeyi iyi yönetebileceğine inandığını ifade etti.
Aydın ise yapılan araştırma doğrultusunda, “Toplumun önemli bir kesimin iktidar ya da muhalefete oy verdiği halde, oy verdikleri partinin yönetebilirliği konusunda kaygısı olması bir gerçekliktir. En büyük tehlike, demokrasiye olan inançta yaşanan kayıp. Siyaset kurumunun kendisine karşı duyulan umutsuzluk ve güvensizliğin, demokrasiye karşı umutsuzluk ve güvensizliğe evrilmesi risklidir” dedi.

KOOPERATİF DAVASINDA BİLİRKİŞİ SORUNSALI
Programın en çarpıcı başlıklarından biri, İzmir Büyükşehir Belediyesi Önceki Dönem Başkanı Tunç Soyer ve CHP Önceki Dönem İzmir İl Başkanı Şenol Aslanoğlu'nun yargılandığı davanın 5. duruşması oldu. Davada Hazine ve Maliye Bakanlığı'nın taraf olduğunu hatırlatan Murat Aydın, mahkemenin ilk olarak bakanlık memurlarını bilirkişi atadığını, itirazlar sonucu bu raporun reddedildiğini anlattı.
Ancak yeni atanan bilirkişinin siyasi kimliği tartışmaları daha da alevlendirdi. Aydın, süreci şu sözlerle özetledi:
"Yeni görevlendirilen bilirkişi, AK Parti'den milletvekili aday adayı olmuş bir isim. Elbette herkes siyaset yapabilir ancak CHP'li bir il başkanı ve belediye başkanının yargılandığı, siyasi gerilimin yüksek olduğu bir dosyaya bu ismin atanması kabul edilemez. Şimdi biz AK Parti'de milletvekili aday adayı olmuş bir kişinin Tunç Soyer ve Şenol Aslanoğlu hakkında tarafsız ve bağımsız bir rapor yazmasını bekleyeceğiz. Hiç sanmıyorum ama göreceğiz. Bizim formülasyonumuz şudur: Adil olduğun kadar adil görün."
“23 KİŞİ VE ÜNİVERSİTELER KABUL ETMEDİ”
Aldanmaz ise davada en dikkat çeken kısmın, 23 kişi ve 4-5 üniversitenin bu davanın siyasi bir süreç olduğunu görerek bilirkişilik yapmayı reddetmesi olduğunu vurguladı. Aldanmaz, “9 aydır ortaya somut bir delil konulmuyorsa bu kişinin zaten serbest bırakılması gerekiyor. Yani yaşananlar talimatlı değilse de İzmir Adliyesi’nin buna bir açıklaması olması gerekiyor” dedi.
"GEET GENÇLİĞİ" VE KAYIP KUŞAK
Programda, 2006 yılında kurulan Süleymancılara yakın olduğu iddia edilen bir derneğin 71 yaşındaki başkanının cinsel istismar suçlamasıyla Karşıyaka’da tutuklanması da ele alındı. Dilek Gappi, kadınlara yönelik kabul edilemez suçlar işleyen kişi ile birlikte halkın siyasetten umudunu kestikçe sığınabileceği çok liman olmadığını belirtti. Gappi, İzmir'deki genç işsizliğinin Türkiye ortalamasının iki katına çıktığını ve gençlerin yüzde 30'unun "ev genci" statüsünde olduğunu belirtti.
Gappi, tehlikenin boyutunu yeni bir kavramla açıklayarak, “Artık 'GEET gençler' var; yani gece hayatına mahkum kalan gençler. İş bulamayan erkekler mafyaya, çetelere düşüyor; gencecik kızlar ise prototipleştirilerek gece hayatına itiliyor. Ya bunlara mahkum olacaklar ya da adı pıtrak gibi çoğalan cemaatlere sığınacaklar. Bu, siyaset üstü görülmesi gereken, içten içe çürüyen bir toplumun sorunudur. Bunun affedilebilir bir yanı hiç ama hiç yok. Devlet her şeyinle bu kadar üzerine gidiyor siyasetin, bunların niye üzerine gitmiyor? Bu gerçeği, vicdanı olan her siyasetçi görmek zorunda. Herkesin bu duruma karşı bir sözü olmalı” ifadelerini kullandı.
Avukat Murat Aydın da bu tabloyu "kayıp bir kuşak" olarak tanımlayarak, gençlerin eğitimden yoksun bırakıldığını, bir kısmının ise hiç eğitim alamadığını, gençlerin geleceğe dair umutlarının tamamen yok olduğunu, asıl "beka sorununun" umudunu yitirmiş bu nesil olduğunu dile getirdi.
KARŞIYAKA STADI'NDA MUTLU BAŞLANGIÇ
Programın son bölümünde kentin yerel dinamikleri konuşuldu. Karşıyaka Stadı'nın yapımı için İzmir Büyükşehir Belediyesi ile yapılan protokol "mutlu bir başlangıç" olarak değerlendirilirken; Gazeteci Aldanmaz, ekonomik krizin derinliğine dikkat çekti. Akaryakıt istasyonlarında insanların yoğurt kovalarıyla benzin almaya çalıştığı bir ortamda, 250 milyon liralık stat bütçesinin nasıl yönetileceğinin merak konusu olduğunu söyledi.
Aydın ise Karşıyaka Stadı’nın yapımının her şeyden önce kamunun bir borcu olduğunu vurgulayarak, “Türkiye'nin en köklü kulüplerinden birisinin bir evi yok. Dolayısıyla bir şekilde bu sorunun çözülmesi lazım. Tabii ki gönül isterdi ki bu siyasi iktidar tarafından merkezi bütçeyle yapılsın. Çünkü statların ve işletmesi merkezi bütçe tarafından yapılması gerekiyor. Ama siyasi iktidar bu konuda bin bir dereden su getirerek bu stadı yapmadı ve Büyükşehir Belediyesi de ‘Bu stadı o zaman biz yapalım’ demek zorunda kaldı. Çünkü şehrin, kulübün bu stada ihtiyacı var” dedi.

“İZMİR HALKININ HAKKI TESLİM EDİLMELİ”
Programda, Meslek Fabrikası'nın tahliye süreciyle ilgili de konuşuldu. Tahliye sürecinin durması gerektiğinin altını çizen Aydın, “Mahkeme geçici bir durdurma verdi. Çok açıkça bir hukuksuzluk var. İzmir Büyükşehir Belediyesi'ne ait bir gayrimenkul olduğu açık. Dolayısıyla yargılama sürecinin doğru şekilde bitmesi, İzmir Büyükşehir Belediyesi'ne hakkının teslim edilmesi, İzmir halkının hakkının teslim edilmesini bekliyoruz. O zamana kadar da bu açık hukuksuzluğa karşı durmaya devam edeceğiz” diye konuştu.
İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Cemil Tugay ile AK Parti kanadı arasında iplerin gerildiğini belirten Aldanmaz da Vakıflar’ın binayı almak için kararlı olduğunu, Belediyenin ise vermemek için mücadele ettiğini, konuya dair sulh sağlanmasını umduğunu ifade etti.
Gappi ise İzmir'in onlarca Meslek Fabrikası’na ihtiyacı varken siyasi restleşmelerin kente zarar verdiğini vurguladı.




