Dijital dünya, ergenlik dönemindeki çocuklar için artık yalnızca bir eğlence alanı değil; sosyalleşmenin, kendini ifade etmenin ve aidiyet kurmanın da önemli bir parçası. Ancak ekranın ardında şekillenen bu yeni evren, doğru yönetilmediğinde ciddi riskler de barındırıyor. Uzmanlar, ebeveynlerin “iyi–kötü” ikilemine sıkışmak yerine çocuklarının dijital dünyayı neyi, nasıl ve hangi duygusal ihtiyaçla kullandığına odaklanması gerektiği konusunda uyarıyor.
Ergen beyni dijital uyaranlara neden daha hassas?
Ergenlik, beynin en yoğun yeniden yapılanma sürecini yaşadığı dönemlerden biri olarak kabul ediliyor. Bu süreçte yalnızca fiziksel değişimler değil, aynı zamanda nörobiyolojik ve psikolojik dönüşümler de yaşanıyor. Ergen beyni, yetişkin beynine kıyasla dijital uyaranlara çok daha açık ve hassas bir yapıya sahip.
Çocuk Endokrinoloji Uzmanı Dr. Arzu Jalilova, ergen beyninin henüz tam anlamıyla olgunlaşmamış olmasının, dijital dünyanın cazibesini daha güçlü hale getirdiğini belirtiyor. Özellikle duyguları ve ödül mekanizmasını yöneten limbik sistemin, bu yaş grubunda oldukça aktif olduğunu vurgulayan Jalilova, buna karşın planlama, özdenetim ve sağlıklı karar verme gibi işlevlerin merkezi olan prefrontal korteksin ancak 20’li yaşların ortalarında gelişimini tamamladığını hatırlatıyor.
Dopamin etkisi: Beğeni ve bildirim neden bu kadar çekici?
Sosyal medya platformları ve dijital oyunlar, beynin ödül sistemini doğrudan hedef alan yapılar üzerine kurulu. Bildirim sesleri, beğeniler, takipçi artışları ve paylaşımların görünürlüğü, dopamin salınımını hızla artırıyor. Dopamin, haz ve motivasyonla ilişkili bir hormon olarak ergenlik döneminde yetişkinlere göre çok daha hassas çalışıyor.
Bu nedenle sosyal medya, gençler için basit bir iletişim aracı olmaktan çıkıp, tekrar tekrar aranılan güçlü bir biyolojik deneyime dönüşebiliyor. Dijital sosyalleşme, kısa sürede tatmin sağlayan bu ödül döngüsüyle, ergenlerin ekran başında geçirdiği süreyi farkında olmadan uzatabiliyor.
Oksitosin ve aidiyet duygusu dijital ortamda da tetikleniyor
Dijital dünyanın etkisi yalnızca dopaminle sınırlı değil. Oksitosin, yani bağlılık ve güven hissiyle ilişkilendirilen hormon da dijital etkileşimler sırasında devreye girebiliyor. Grup sohbetleri, çevrim içi topluluklar ve sosyal medya paylaşımları, ergenlerde güçlü bir aidiyet duygusu yaratabiliyor.
Bu durum özellikle duygusal dalgalanmaların yoğun olduğu ergenlik döneminde sosyal medyayı bir tür “güven alanı” haline getiriyor. Ancak uzmanlar, bu alanın her zaman sağlıklı bir zemin sunmadığı konusunda uyarıyor. Filtrelenmiş hayatlar, idealize edilmiş bedenler ve başarı hikâyeleri, gençleri sürekli kıyaslamaya itebiliyor.
Dijital kıyaslama öz-değeri zedeleyebilir
Sosyal medyada sunulan “kusursuz” yaşamlar, ergenlerin kendi hayatlarını değersiz hissetmelerine yol açabiliyor. Beden algısı, öz-değer ve özgüven, bu süreçten en çok etkilenen alanlar arasında yer alıyor. Dr. Jalilova’ya göre, gerçek hayat ile dijital vitrin arasındaki fark büyüdükçe, gençlerin kendilerini yetersiz görme riski de artıyor.
Bu durum; kaygı düzeyinde artış, duygusal dalgalanmalar ve bazı gençlerde içe kapanma gibi sonuçlar doğurabiliyor. Özellikle hormonların etkisiyle duyguların yoğun yaşandığı ergenlik döneminde, bu tür kıyaslamalar çok daha yıpratıcı olabiliyor.
Dikkat süresi ve davranışlar üzerindeki etkiler
Dijital dünyanın ergenler üzerindeki etkisi yalnızca duygusal değil, aynı zamanda davranışsal sonuçlar da doğuruyor. Sürekli gelen bildirimler, hızlı akan video içerikleri ve çoklu ekran kullanımı, dikkatin sık sık bölünmesine neden oluyor. Uzmanlara göre bu durum, dikkat süresinin kısalmasına ve derin düşünme becerisinin zayıflamasına yol açabiliyor.
Hızlı ödüller sunan dijital içerikler, uzun vadeli çaba gerektiren okul dersleri, kitap okuma ya da öğrenme süreçlerine karşı motivasyonu azaltabiliyor. Ergenler, “hemen sonuç veren” etkinliklere yönelirken, sabır ve süreklilik isteyen görevleri sürdürmekte zorlanabiliyor.
Dijital dünya tamamen zararlı mı?
Uzmanlar, dijital dünyanın yalnızca risklerden ibaret olmadığının da altını çiziyor. Bilinçli ve dengeli kullanım, dijital ortamı gençler için güçlü bir fırsata dönüştürebiliyor. Yaratıcılığı destekleyen platformlar, bilgiye hızlı erişim, benzer ilgi alanlarına sahip akranlarla güvenli topluluklar kurma imkânı, dijital dünyanın olumlu yönleri arasında yer alıyor.
Gençler dijital ortamda kendilerini ifade etmeyi öğrenebiliyor, toplumsal farkındalık geliştirebiliyor ve öğrenme süreçlerini güçlendirebiliyor. Bu nedenle mesele, ekran süresini sıfırlamak ya da tamamen yasaklamak değil; içeriği ve kullanım amacını doğru yönetmek olarak öne çıkıyor.
Ebeveynlere kritik uyarı: Süre değil amaç önemli
Uzmanlara göre ebeveynlerin sorması gereken temel soru, “Ne kadar ekran kullanıyor?” değil; “Ekranı ne için, nasıl ve hangi duygusal ihtiyacını karşılamak için kullanıyor?” olmalı. Dijital dünya, doğru rehberlik ve açık iletişimle, ergenler için bir tehdit olmaktan çıkıp destekleyici bir araç haline gelebiliyor.
Yasaklayıcı değil, anlayan ve birlikte sınır koyan bir ebeveyn yaklaşımı, gençlerin dijital dünyayla daha sağlıklı bir ilişki kurmasının anahtarı olarak görülüyor.




