SEMİ TEKTAŞ/İzmir Emek ve Demokrasi Güçleri, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı ve CHP’nin Cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanmasının 1. yıl dönümünde İzmir Barosu Baro Han İzmir Barosu Av. Nevzat Erdemir Konferans Salonu’ndan basın açıklaması gerçekleştirdi. Açıklamada yaşanılan hukuksuzluklara dikkat çekilirken iktidara ‘adalet’ çağrısı yapıldı.

Yılmaz: Ülke başka istikamete sürüklendi

İmamoğlu’nun yargılanmaya başlandığı tarih olarak 9 Mart’ın seçilmesinin tesadüf olmadığını ifade eden İzmir Baro Başkanı Sefa Yılmaz, “19 Mart’ın üzerinden tam bir yıl geçti. Bu tarih, kamuoyunun hafızasında yalnızca bir takvim günü olarak değil, Türkiye’de siyasetin ve demokrasinin hangi noktaya sürüklendiğinin de simgesi olarak yer etti. Hatırlanacağı üzere, 19 Mart 2025’te protestoların yükseldiği süreçte Ekrem İmamoğlu gözaltına alınmıştı. Dikkat çekici olan ise, İstanbul Büyükşehir Belediyesi ana davasının da bu olaylardan tam bir yıl sonra, 9 Mart 2026’da başlaması ve yargılamanın halen sürüyor olmasıdır. Peki, neden bugün böyle bir basın açıklaması yapma gereği duyuyoruz? Çünkü ülkemiz artık demokratik kuralların, yerleşik teamüllerin ve Anayasa’nın temel hükümlerinin eksiksiz uygulandığı bir ülke olmaktan hızla uzaklaştırılmıştır. Demokrasi yalnızca yara almamış, rayından da çıkarılmıştır. Hatta o ray bütünüyle sökülmüş, ülke bambaşka bir istikamete sürüklenmiştir. Bu gidişatın tesadüfi olmadığı açıktır. Bugün yaşadığımız tablo, özellikle 2010 ve 2017 anayasa değişiklikleriyle adım adım örülmüş bir siyasal düzenin sonucudur. 2017’de yapılan değişiklikle parlamenter sistem terk edilmiş, denge ve denetleme mekanizmaları büyük ölçüde etkisiz hale getirilmiştir. Böylece hesap veren bir hükümet anlayışının, şeffaf yönetim ilkesinin ve demokrasiyi kurumlarıyla birlikte yaşatan siyasal kültürün yerini, merkeziyetçi ve tek elde toplanmış bir yönetim anlayışı almıştır” diye konuştu.

İlber Ortaylı yoğun bakımda! Son durumu nasıl?
İlber Ortaylı yoğun bakımda! Son durumu nasıl?
İçeriği Görüntüle

“Yalnızca bir gözaltı meselesi değil”

Tam da bu nedenle, 19 Mart süreci yalnızca bir gözaltı meselesi ya da belli bir davanın başlangıcı olarak görülemez. O süreç, hukukun üstünlüğünden, temel hak ve özgürlüklerden ve demokratik ilkelerden uzaklaşan yönetim anlayışının somut bir tezahürüdür. Daha açık söylemek gerekirse, 19 Mart’ta yaşananlar bir başlangıç değil, uzun süredir devam eden otoriterleşmenin görünür hale gelmiş bir aşamasıdır. Aslında bu kopuş 19 Mart’ta başlamadı. Özellikle 2016 sonrasında şekillenen siyasi ve hukuki iklim, bugün karşı karşıya olduğumuz tablonun zeminini hazırladı. Yargının bağımsızlığına ilişkin tartışmalar, ifade özgürlüğüne yönelik baskılar, muhalefetin siyasal alanının daraltılması ve kamusal denetimin zayıflatılması, bugüne bir anda gelinmediğini gösteriyor. Yaşananlar, yıllardır adım adım inşa edilen bir düzenin doğal sonucudur. Bu nedenle bugün, yalnızca geçen bir yılı anmıyor; aynı zamanda Türkiye’nin demokrasi, hukuk devleti ve özgürlükler bakımından ne kadar ağır bir kırılma yaşadığını da bir kez daha hatırlatıyoruz. Çünkü biliyoruz ki, demokrasinin aşındığı yerde hukuk güvenliği kalmaz; hukukun zayıfladığı yerde ise yurttaşın iradesi, hakkı ve geleceği tehdit altına girer.

“Anayasa’ya uyulmuyor”

Türkiye’nin artık bir hukuk devleti olmadığını belirten Yılmaz, “Gelinen noktada şunu söyleyebiliriz: Türkiye Cumhuriyeti artık bir hukuk devleti değildir. Yazılı bir Anayasası olsa da artık anayasal bir ülke değildir; çünkü Anayasa’nın hiçbir maddesine uyulmuyor. Anayasa Mahkemesi kararları uygulanmıyor, mahkemenin lağvedilmesi tartışılıyor. AİHM kararları tanınmıyor. Eskiden "hukuk devleti olalım, sadece kanun devleti olmayalım" derdik; çünkü kanunlar bazen yurttaşın aleyhine olabilir diye düşünürdük. Şimdi artık kanun devleti bile değiliz. Hukukun sadece kendileri gibi düşünen ve yaşayanlar için işletildiği bir ülkede yaşıyoruz. Bunun adı demokrasi değildir. Fransız düşünür Roland Barthes’ın dediği gibi: "Faşizm konuşma yasağı değil, söyleme mecburiyetidir." İşte biz bugün bunu yaşıyoruz. "Konuşabilirsin ama benim sözümü söyleyeceksin, benim cümlelerimi kuracaksın; yolsuzluğuma, yalanıma, talanıma dair tek kelime etmeyecek, sadece beni öveceksin" deniliyor. İşte faşizm tam da budur. Bugün İzmir Barosu ve Emek ile Demokrasi Güçleri, TMMOB, DİSK, KESK ve İzmir Tabip Odası olarak bizler, bu süreci çok yakından takip ettik. Sokaklarda, gözaltılarda ve cezaevlerinde hep birlikte hareket ettik. Emek ve Demokrasi Güçleri her zaman alanda, yurttaşların ve gençlerin yanındaydı. Onlara uygulanan her türlü şiddeti raporlamaya ve takipçisi olmaya çalıştık. İzmir’deki bu birliktelik çok değerli; emekten, adaletten, insan haklarından ve hatta sokaktaki hayvandan yana tavır almaktan hiçbir zaman vazgeçmeyen bir irade var. Bu yan yana duruşu sürdürdüğümüz için onur duyuyoruz ve bu birliğin devam edeceğine inanıyoruz” değerlendirmesinde bulundu.

Akdemir: Mücadeleye devam

Gösterdikleri mücadelenin daha eşit ve özgür bir ülke kurulana dek devam edeceğini söyleyen TMMOB İl İzmir İl Koordinasyon Kurulu Sekreteri Aykut Akdemir,” İzmir Emek ve Demokrasi Güçleri olarak bizler, bu bir yıllık süreçte sadece adliye koridorlarında değil, hayatın her alanında bu hukuksuzluğa karşı sesimizi yükselttik. Çünkü biliyoruz ki bu saldırı sadece bir şahsa ya da bir kuruma değil, halkın iradesine ve bir arada yaşama arzusuna yapılmıştır. 19 Mart 2025'te başlayan o dalga, bugün bizi daha kararlı ve daha örgütlü bir noktaya getirdi. O gün sıkılan yumruklar, aslında demokrasiye sıkılmıştı. Ancak bizler TMMOB olarak, diğer paydaşlarımızla birlikte, bilimin ve tekniğin ışığında adaleti savunmaya devam edeceğiz. Bu iddianamelerin boşluğu, bir gün mutlaka o hukuksuzluğu yapanların üzerine çökecektir. Mücadelemiz, herkes için eşit ve özgür bir ülke kurulana dek sürecek” şeklinde konuştu.

Gümüştekin: Muhalif herkes susturuluyor

İktidarın yargı eliyle muhalifleri susturmaya çalışıldığını söyleyen DİSK Ege Bölge Sorumlusu Deniz Gümüştekin, “Bugün bu ülkede muhalefet olan herkes bir şekilde susturulmaya çalışılıyor. Özellikle halkın iradesiyle seçilen belediye başkanları, milletvekilleri, birçok gazeteci, sanatçı, mesleğini yapmaya çalışan sendikacı, aydınlar, akademisyenler... Hepsi tutuklanıyor. Bununla birlikte işçiler, işsizler, emekçiler, emekliler açlıkla sınanıyor, açlıkla terbiye edilmeye çalışılıyor. Kadınlar istihdamdan el çektiriliyor, öldürülüyor. Gençlerin önü kapatılıyor, bu ülkeden gitmeye zorlanıyor. Bu ülkede gerçekten muhalif olan herkes yargı sopasıyla susturulmaya çalışılıyor. Bizim tek yapmamız gereken şey var; o da birleşmek. Adaletin, hukukun üstünlüğü, demokrasi adına birleşmek. Tek yapmamız gereken birleşerek çocuklarımızın geleceği, ülkemizin geleceği için siyasi iktidara karşı hukukun üstünlüğünü tekrar kurmak” şeklinde konuştu.

Ayhan: Sağlık hakkı da ihlal edildi

19 Mart’ta yaşanılan süreçte sağlık haklarının da ihlal edildiğini söyleyen İzmir Tabip Odası Başkanı Yüce Ayhan, “Ülkemizde 19 Mart sürecinden itibaren gözaltına alınan isimlerin sağlık kontrolü konusunda pek çok sorun yaşadığına dikkat çeken İzmir Tabip Odası Başkanı Ayhan Yüce “İzmir Tabip Odası adına söz aldığım için biraz da işin sağlık tarafından bahsetmek istiyorum. Hukuksal bir garabet var, Sayın Baro Başkanımız veya diğer arkadaşlarımız bundan bahsettiler ama bu süreç sadece adalet duygusunun veya adil yargılanma hakkının ihlal edildiği bir süreç olmadı, sağlık hakkının da bizzat ihlal edildiği bir süreç oldu. Hakkında kesinleşmiş hüküm bulunmayan birçok sanık, İzmir’de Mehmet Murat Çalık gibi özellikle sağlık sorunu olanların sürecini hep birlikte yakından takip ettik. Sağlık hakkına erişimde sıkıntı yaşadılar. Sağlıklı bir muayene, tedavi, takip süreci içinde oldukları söylenemez. Buna da dikkat çekmek istiyorum. Bir diğer konu ise özellikle ilk gözaltı döneminde İl Sağlık Müdürlüğü’nün resmi yazıyla gözaltı merkezlerinde hekim görevlendirmesi gibi bir başka garip durum ortaya çıktı. Çünkü yasal olarak, hukuki olarak gözaltı muayenelerinin bir sağlık kuruluşunda yapılması gerekiyordu. Burada da bir sağlık hakkı, sadece bir hukuksal ihlal değil, ciddi bir sağlık hakkı ihlali vardı. Bu kapsamda ülkenin kolonlarına yönelik bir saldırı var. Yani kolonları zayıflatılıyor, çökertiliyor. Sadece hukuk değil, sadece sağlık değil, sadece laiklik değil; eğitim, ekonomi, sosyal eşitlik, karşılıklı kültürlerin birlikteliği gibi ülkenin temel değerlerine yönelik bir tahribat var. Bu tahribatı hep birlikte, tüm bileşenler olarak, tüm eziyetini çekenler olarak aşacağımıza inanıyorum” açıklamasında bulundu.

Muhabir: SEMİ TEKTAŞ