İzmir’de bale temsilleri yıllardır kapalı gişe oynarken, sahne sanatlarına artan ilgiye rağmen sanatçı yetiştiren kurumlarda yaşanan uygulamalar tartışma yaratıyor. Dokuz Eylül Üniversitesi (DEÜ) Devlet Konservatuvarı Bale Bölümü’nün bu yıl gerçekleştirdiği yetenek sınavı, velilerin ciddi iddiaları ve öğrencilerin yaşadığı travmalar nedeniyle kamuoyunun gündemine oturdu. Bu yıl açılan 6 kişilik kontenjana başvuran 70 öğrenciden 68’i, herhangi bir tıbbi rapor sunulmadan “ortopedik olarak uygun değil” denilerek elendi. Başvuran 65 kız öğrencinin tamamı reddedilirken, kızlardan daha düşük puan alan yalnızca 2 erkek öğrenci kabul edildi; kalan kontenjanlar ise boş bırakıldı. Velilerin itirazları üzerine açılan ek sınavda da hiçbir adayın kabul edilmemesi, tartışmaları daha da büyüttü.

BAŞKA ŞEHİRLERDE KAZANAN ÇOCUKLAR İZMİR’DE ELENİYOR
Velilerin tepkisini artıran bir diğer unsur ise elenen bazı çocukların, İzmir Devlet Opera ve Balesi’nin çocuk balesinde sahneye çıkan, turnelere katılan ve ulusal eserlerde görev alan öğrenciler olması. Veliler Konservatuvarda yıllardır denetlenmeyen ve hesap vermeyen kapalı bir yapı olduğunu öne sürüyor. Birçok öğrenci, İzmir’de elendikten sonra İstanbul ve Ankara’daki devlet konservatuvarlarına, hatta Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi’ne kabul edildi. Veliler, “Bu çocuklar başka şehirlerde sınav kazanabiliyorsa, sorun çocuklarda değil bu sistemdedir” ifadelerinde bulundu.

SINAV GÜNÜYLE İLGİLİ AĞIR İDDİALAR
Sınavda haksızlığa uğradıklarını ve çocuklarında bu durumda olumsuz etkilendiğini öne süren veliler tepkilerini şu sözlerle dile getirdiler.
SELMA TAYLAN
“KIZIM MORLUKLARLA ÇIKTI, HİÇBİR AÇIKLAMA YAPMADILAR”
Kızının üç yıldır İzmir Devlet Opera ve Balesi Çocuk Balesi’nde sahne aldığını, turnelere katıldığını ve ulusal eserlerde görev yaptığını anlatan anne Selma Taylan, sınav günü yaşadıklarını hayatı boyunca unutamayacağını söyledi, “Çocuklarımızı beş saat boyunca soğuk ve havasız bir odada aç ve susuz beklettiler. Masal içeri girerken bacaklarında hiçbir morluk yoktu, ancak sınavdan ağlayarak çıktı ve bacak içleri mosmordu. İçeride ne yaşandığını hâlâ bilmiyoruz. Fotoğraflarıyla yetkililere sordum ama hiçbir geri dönüş yapılmadı. Sınavdan çıkan diğer çocuklar da ağlıyordu. Bu çocuklar sadece 9 yaşında.” Sürecin hiçbir aşamasında jüri değerlendirmesi, puanlama ya da tıbbi rapor paylaşılmadığını belirten Taylan, “Diğer şehirlerde konservatuvar sınavları şeffaftır; jüri ve puanlama kriterleri velilerle paylaşılır. Burada ise her şey kapalı kutu, adeta ‘ister alırım ister almam’ sistemi var” dedi. Sınavın kızında ciddi bir travma yarattığını söyleyen Taylan, “Masal geceleri rüyasında ağlayarak uyanıyor. ‘Anne sınav tekrar açıldı, hakkını yedik Masal dediler’ diye sayıklıyor. Masal’ın ve onlarca çocuğun hayallerinin bu şekilde yok sayılmasını kabullenemiyorum” ifadelerini kullandı.

SERKAN TAYLAN
“İKİ YILA KALMAZ SANATÇI YETİŞMEYECEK”
İzmir Devlet Opera ve Balesi’nde tenor olan Serkan Taylan, yaşananların Türkiye’nin sanat geleceği için büyük bir tehdit olduğunu söyleyerek şu sözleri kullandı: 65 kız öğrencinin girdiği bir sınavda, açılan kontenjana bir tane bile kız koyamıyor musunuz? Bunu kime anlatsanız, işin içinde bir gariplik olduğunu söyler. Yıllardır operadayım. Alttan gelen ne balerin ne tenor ne de bariton bulabiliyoruz. Kalifiye eleman yetişmiyor. Bugün Kuğu Gölü 50 kişilik, Fındıkkıran 30 kişilik kadro ile oynanıyor ama bu gidişle iki yıla kalmaz opera ve bale oynatacak sanatçı bulamayacağız. Bugün bile eksikleri kapatmak için yurt dışından ithal sanatçı getiriliyor. Bu, sistemin zaten alarm verdiğini
gösteriyor. Bu çocuklar oraya hiçbir şey bilmeden geliyorlar; siz sadece “Bu çocukta potansiyel var mı, algısı açık mı?” diye bakmalısınız. 10 yaşındaki bir çocuğa “olur/olmaz” damgasını vurmak büyük haksızlık.
“BU SORUN SADECE BİZİM DEĞİL”
Taylan, yaşananları sosyal medyada paylaştıktan sonra Türkiye’nin dört bir yanından yüzlerce mesaj aldığını söylüyor: “Birçok kişi ‘Lütfen peşini bırakmayın, bu çark bir yerden kırılsın’ diye yazdı. Demek ki bunu yıllardır yaşayan çok aile var. Burada bulunan üç ailenin çocukları artık bu konservatuvarın sınavına tekrar giremeyecek. Yaş sınırı nedeniyle bizim için bu defter kapandı. Bizim kişisel bir beklentimiz yok. On yaşındaki çocukların hayallerine, vicdanlarına, haklarına bu şekilde giremezsiniz. Bizim iddiamız baleye giden her çocuğun konservatuvarı kazanması gerektiği değil. Ama 65 kız öğrenciden bir tane bile mi uygun çıkmaz? Üstelik burada elenen çocuklar başka şehirlerdeki konservatuvarları kazanabiliyor.” Taylan, diğer şehirlerde
kontenjanların dolduğunu hatırlatarak İzmir’deki tabloya dikkat çekti: “Türkiye’nin başka illerinde kontenjanlar dolarken İzmir’de 6 kişilik kontenjanın yalnızca 2’si dolduruluyor, 4’ü boş bırakılıyor. Üstelik ek sınav açılıp yine kimse alınmıyor. Bu durum bize açıkça bir oyun oynandığını düşündürüyor.” Bizim şu an tek temennimiz içeride kurulan bu küçük ‘cumhuriyetin’ sona ermesi, denetimin gerçekten işletilmesi ve çocukların hayallerinin çalınmaması. Çocuğum şu an ait olmadığı bir yerde eğitim almak zorunda kalıyor” dedi.

SEDA SALMAN GÜRKAN
ÇOCUKLAR ZOMBİYE DÖNMÜŞ
DEÜ Konservatuvarı bale bölümü mezunu ve 15 yıl boyunca İzmir Devlet Opera ve Balesinde görev yapmış Seda Salman Gürkan, mesleğin içinden biri olarak yaşananlara sert tepki gösterdi: “Ben bu mesleğin içinden gelen biriyim; çevrem baş balerinlerden, usta eğitmenlerden, bu işin mutfağında yıllarını vermiş isimlerden oluşuyor. Bu çocukların ‘uygundur’ değerlendirmesini yapanlar mahalle kursu hocaları değil; Devlet Opera ve Balesi’nin en deneyimli, en yetkin sanatçıları. Böyle bir kadronun uygun bulduğu çocukların İzmir’de hiçbir açıklama yapılmadan elenmesini anlayamıyorum.” Gürkan, konservatuvarın çocuklar üzerindeki etkisini şöyle anlattı: “Baleyi gerçekten isteyerek yapan pırıl pırıl çocuklar bulmak artık çok zor. Çünkü girenlerin bile çoğu bir süre sonra yapmak istemiyor. İçeride çocukların şevkini kırıyorlar; hepsi zombiye dönmüş durumda.
“NEDEN İZMİR’DE SINAVA SOKTUN?” ALGISI
Gürkan’ın sözleri, sanat çevrelerinde yıllardır konuşulan başka bir algıyı da yeniden gündeme getirdi. Gürkan, Türkiye’nin duayen bale sanatçılarının kendisine şu soruyu sorduğunu söylüyor: “Neden İzmir’de sınava soktun? İstanbul’a götürseydin.” Sanat camiasından gelen bu yorumlar, velilere göre önemli bir gerçeği ortaya koyuyor. İddialara göre konservatuvardaki işleyişe yönelik güvensizlik o
kadar yaygın ki, sektörün içinden birçok kişi çocukların İzmir’de sınava girmesini baştan riskli görüyor.
AYLİN ÖZKURT
“MADEM BU KADAR SEÇİCİSİNİZ…”
Geçen yılki konservatuvar gösterisine gittiğinde gördüğü tabloya şaşırdığını anlatan veli Aydın Özkurt, yaşadıklarını şöyle aktardı: “Kazanıp içeri giren velilerle konuşuyoruz, çocukların durumu nasıl diye soruyoruz ama kimse içeride ne olduğunu bilmiyor. Sadece kapıdan alıp kapıdan veriyorlar. Bu kadar ince eleyip sık dokuyan, 9 yaşındaki çocukları bile eleyen bir sistemin yetiştirdiği lise öğrencilerini görünce baleden anlamayan biri olarak dehşete düştüm. Point’e kalkıp düzgün bir dönüş yapamayan, kilolu ya da fizik olarak uygun olmayan öğrenciler vardı. Madem bu kadar seçicisiniz, bu öğrenciler bu hale gelene kadar neredeydiniz? Açık söyleyeyim, artık davetiye gönderseler bile çocuğumu bu kuruma vermem. Dışarıdan eğitim aldırırım, gerekirse yurt dışına gönderirim. Çünkü burada eğitimci yaklaşımı görmedim.”

BURADA KENDİ CUMHURİYETLERİNİ KURMUŞLAR”
Velilerin iddiasına göre Dokuz Eylül Üniversitesi Devlet Konservatuvarı Bale Bölümü’nde yıllardır süren kapalı ve denetlenmeyen bir yapı bulunuyor. Aileler ne Konservatuvar Müdürü Alper Kazancıoğlu’nun ne de DEÜ Rektörü Prof. Dr. Bayram Yılmaz’ın, sınavları yürüten kadrolar üzerinde etkili bir denetim sağlayabildiğini düşünüyor. Sınav sonuçlarına itiraz eden veliler, Kazancıoğlu ile yaptıkları görüşmede müdürün kendilerine, “İçerideki hocalara yaptırım uygulayamıyorum, kendi bildiklerini yapıyorlar. Lütfen rektöre gidin” dediğini aktarıyor. Bunun üzerine veliler, DEÜ Rektörü Prof. Dr. Bayram Yılmaz ile makamında görüştüklerini belirtiyor. Ailelerin aktardığına göre Yılmaz, görüşmede, “Bu durum geçmiş yıllarda da yaşandı. Sınavı kontrol etmek benim görevimdi, özür dilerim” ifadelerini kullandı ve boş bırakılan kontenjanların neden doldurulmadığını araştıracağını söyledi. Ancak veliler, bu görüşmenin ardından yapılan ek sınavda da dört kontenjanın boş kaldığını ve hiçbir çocuğun kabul edilmediğini dile getiriyor. Veliler yaşananları, “Konservatuvarın içinde kimseye hesap vermeyen küçük bir cumhuriyet oluşturulmuş” sözleriyle özetlerken, birçok aile çocuklarının geleceğinin tekelleşmiş bir sistemin insafına bırakıldığını düşünüyor.
70 ÇOCUĞUN 68’İ DE Mİ ORTOPEDİK UYGUN DEĞİL?
Velilere göre asıl skandal, sınava giren çocukların neredeyse tamamının aynı gerekçeyle elenmiş olması. Ailelerin ortak ifadesi şu yönde: “Çocuklarımızı beş farklı ortopedi uzmanına götürdük ve hepsi ‘ortopedik olarak uygundur’ şeklinde rapor verdi. Buna rağmen jüri, herhangi bir belge sunmadan çocuklarımızı eledi. Ne değerlendirmeyi yapan bir doktorla karşılaştık ne de çocukların ortopedik olarak uygun olmadığını gösteren tek bir rapor gördük. Üstelik jüri,
ailelere; değerlendirmeyi kimin yaptığı, hangi ölçümlerin esas alındığı ve kriterlerin ne olduğu konusunda hiçbir bilgi vermedi.” Veliler ise şu noktaya dikkat çekiyor: “Sınava giren 70 öğrenciden 68’inin aynı gerekçeyle elenmesi nasıl açıklanabilir?”

ÖĞRETMEN YETERSİZLİĞİ İDDİALARI
Velilere göre asıl sebep şu, İçerideki öğretmen sayısı yetersiz. Bir öğretmene gereğinden fazla öğrenci düşüyor ve bu bire bir yapılan, çok emek isteyen bir eğitim. Sınıflar çok şişmiş durumda. Öğretmenler artık “Her gelen sınıf mı aynı hocaya yüklenecek? Artık uğraşmak istemiyoruz” noktasına gelmişler. Bu yüzden yeni sınıf açmak istemedikleri için kontenjanları boş bırakıyorlar.” Açılan 6 kontenjandan alınan iki erkek öğrenciyi de bir üst sınıfa eklediler; 5. sınıf hiç açılmadı. 5. sınıf açmamak için böyle bir bahane üretildi. O zaman neden kontenjan açılıyor? Neden bu çocukların hayalleriyle oynanıyor? Hiç açmasalardı.






