Himmet değil, dayanışma yaşatır

Uzman Klinik Psikolog İbrahim Eke deprem sonrası erken dönemde temel travma bilgilendirme çalışmalarının önemine dikkat çekerek, “Paylaşım temelli çalışmalar etki azaltmak açısından kritik çalışmalardır. Dayanışma ve yardımlaşma bu süreç için yine kritik konulardan biridir. Himmet değil, dayanışma yaşatır. Bunu hiç unutmadan yol almak zorundayız” diyor

Himmet değil, dayanışma yaşatır

MELİSA FEZA KATLAR

Türkiye yakın tarihinde birçok depreme şahit oldu ve olmaya da devam ediyor. 30 Ekim’de yaşanan İzmir depremi sonrası bu olgu yeniden gündemimize yerleşti. Toplanma alanları, yapı güvenliği, riskli yapılar, deprem vergileri ve daha birçok konuda tartışmalar yürütülüyor.

Konuşulması gereken esas konulardan biri de depremin insanlar üzerinde yarattığı travma. Toplumsal belleğimizde hala izini görebildiğimiz deprem travmaları psikolojik sağlığımızı etkileyen önemli bir olgu haline geldi.

Türkiye’de deprem ve psikoloji kelimeleri yan yana gelince ilk akla gelen isimlerden İbrahim Eke. 17 Ağustos felaketi, bir anlamda hayatının akışını değiştiriyor. Türk Psikologlar Derneği’nin, deprem bölgesinde sürdürdüğü çalışmalarda, ilk günden itibaren aktif rol alıyor. Deprem Özel Çalışma Grubu’nda "Alan Koordinatörü" olarak görev yapıyor. Ve sonra gerisi geliyor. Dinar depremi, büyük Marmara depremi, Hatay’daki sel felaketi, hızlı tren kazası, Diyarbakır uçak kazası, Hollanda’da düşen uçak ve aklınıza gelen İstanbul’daki bütün bombalanma olaylarında İbrahim Eke hep sahadaydı. Eke, halen kurucusu olduğu İNDA - Çözüm Odaklı Danışmanlık ve Eğitim Merkezi'nde çalışıyor. Eş zamanlı olarak Türk Psikologlar Derneği-İstanbul Şubesi'nin Travma, Afet ve Kriz Komisyonu'nda ve gerekli durumlarda Psikolojik Acil Yardım Ekibi’nde görev yapmaya devam ediyor.

Dokuz Eylül Gazetesi olarak Uzman Klinik Psikolog İbrahim Eke ile deprem sonrası yaşanan psikolojik süreci ve bu süreci sağlıklı bir biçimde atlatmak için neler yapabileceğimizi konuştuk.

İbrahim Bey depremin etkisi konuşulduğunda genel olarak fiziksel yaralanmalar ya da ölümler konuşuluyor. Psikolojik sağlığı da konuşmak, tartışmak gerekmiyor mu?

Sağlığı nasıl bir bütün olarak ele alıyorsak bu durumda da aynısını yapmalıyız. Felaketler söz konusu olduğunda her şeyin bir sırası var aslında. Öncelikli olarak arama – kurtarma, fiziki koşulların stabilize edilmesi geliyor doğası gereği, sonra sıra bize geliyor tabii ki… Altın saatler yani ilk 72 saat sonrası yavaş yavaş psikolojik sağlık gündeme gelmeye başlar.

Deprem travmalarının bireyler üzerindeki psikolojik etkileri nelerdir? Toplumsal boyutta etkilerini nasıl gözlemlemekteyiz? Sahada çalışan biri olarak sizin gözlemleriniz nelerdir?

Öncelikle akut tepkileri görürüz bireysel düzlemde. Genellikle ilk görülen şok ve/veya inkâr halidir. Olanın şiddetine verdiğimiz ilk yanıttır bu. Endişe, korku, panik, suçluluk, utanç gibi duyguları tek tek, iç içe, karmakarışık bir halde yaşantılayabiliriz. Sürekli olan olay hakkında konuşma ihtiyacı ya da tam tersi içe kapanma olabilir. Bedensel şikayetlerimiz ortaya çıkabilir, uyuşma, bulantı, baş dönmesi… İki uçta uyku sorunları yaşayabiliriz, uyuyamama ya da devamlı uyku hali. Aynı şekilde yeme ile ilgili sıkıntılar olabilir, hiç canının bir şey çekmeyip yememe ya da tam tersi her zamankinden kat kat fazla yemek yemek.

Aşırı enerjik, hiç bitmeyen piller gibi veya devamlı yorgun ve halsiz olabiliriz. Çabuk ve kolay irkilmeler yaşanabilir. Olayı hatırlatacak durum, hal ve yerlerden kaçınabiliriz. İstemsiz olarak olaya dair, ses, görüntü, koku vb. hatırlayabiliriz. Bu tepkiler, yaşanılan normal dışı, sarsıcı, yaralayıcı, travmatize edici olayın sonuçları ile başa çıkabilme çabamızın sonucudur. Şöyle söyleyebiliriz; anormal duruma verdiğimiz normal tepkilerdir.

Tüm bu şikayetlerin belirli bir süre yaşantılanıp, zaman içinde azalmasını bekleriz. Olayın şiddetine göre bir ila üç ay arasında bu akut tepkileri veriyor olmamız aslında bizim hala android değil, insan olduğumuzun göstergesidir.

Sosyal destek, çevre ve aile desteği, paylaşabilmek ve dayanışma, yoksunluk ve yoksulluk önleyici etkin ve yetkin kamusal müdahaleler tüm bu sıkıntıların ortadan kalması için önemli başlıklardır.

Depremden sonra depremzedelere psikolojik sağlıkları açısından ilk yapılması gereken şeyler nelerdir?

Öncelikli olarak fiziki şartların insana yaraşır bir biçimde hızla düzenlenmesi gereklidir. Bu sağlandıktan sonra sıra psikolojiye gelebiliyor. Doğal Afetler, depremler sonrasında olaya maruz kalanların yüzde 10-15’i olayın etkileri ile hızla başa çıkıp aktif bir biçimde hareket edebiliyorlar. Yüzda 70 gibi bir oran, olaydan etkileniyor, yukarıda saydığımız akut travmatik stres tepkilerini verebiliyor ama bu grup çok temel psiko-sosyal destek ile tekrar normalize olabiliyor. Geriye kalan yüzde 10-15’lik bir grup ise olaydan en başından itibaren çok yoğun bir biçimde etkilenip travmatik stres belirtileri gösterebiliyor.

İlk dönemde önemli olan psiko-sosyal desteği verebilmek. Büyük Marmara Depreminden çıkartılan derslerle uzun süre alanda APHB (Afetlerde Psiko-Sosyal Hizmetler Birliği) olarak hizmet verdik. Türk Psikologlar Derneği, Türkiye Psikiyatri Derneği, Sosyal Hizmet Uzmanları Derneği, Çocuk ve Genç Ruh Sağlığı Derneği, Türk Psikolojik Danışma ve Rehberlik Derneği, Türkiye Kızılay Derneği bu birliğin bileşenleri idi. Soma’da meydana gelen kıyım sonrası APHB son olarak alanda birlikte çalıştı. Sonrasında bu birlik dağıldı. Saydığımız bu meslek örgütleri ve Kızılay alanda psiko-sosyal destek çalışmalarını yapabilecek en yetkin kurumlardır.

Bugün bir STK bileşenler grubu var koordinasyon için ama önemle belirmek gerekir ki adı geçen meslek örgütlerinin ortak koordinasyonu halkımıza yönelik hizmet için mutlak bir gerekliliktir.

Erken dönem psiko-sosyal destek, taziye ziyaretleri, demografik bilgi toplama faaliyetleri değildir. Bunlar yapılabilir ama bunlarla kısıtlanmamalıdır. Erken dönemde mümkün olan en geniş gruba ulaşabilmek gereklidir. Deprem alanını sadece Bayraklı ile tanımlamak büyük hata olur. Çanakkale’den Muğla’ya tüm hat deprem bölgesidir ve tüm halkımız deprem mağdurudur. Faaliyetlerin yaygınlık ve etkinliği bunlar göz önüne örgütlenmelidir. Yıkım olmaması depremin psikolojik etkisinin olmadığı anlamına gelmez.

Erken dönemde temel travma bilgilendirme çalışmaları öncelenmelidir. Yurttaşlarımız neler yaşadıklarını, yaşayabileceklerini bilirlerse etkiler ile başa çıkmaları o kadar kolay olur. Bireysel çalışmalar ve müdahalelerden çok grup çalışmaları çok kritiktir bu aşamada. Paylaşım temelli çalışmalar etki azaltmak açısından kritik çalışmalardır. Covid-19 pandemisinin etkileri ile birlikte bu tür çalışmalar için yeni yöntemler üretme zorundalığımız önümüzde durmakta. Bildiğimiz yolların önünde pandemi engeli var ve bunu aşmalıyız.

Yanında durmak, gözlemlemek, dinlemek, temas etmek, bilgilendirmek, normalize edebilmek, ihtiyaçları belirlemek, gerektiğinde doğru yönlendirme psiko-sosyal destek çalışmalarının temel kavramlarıdır. Bunları içeren tüm çalışmalar değerli ve önemlidir.

Dayanışma ve yardımlaşma bu süreç için yine kritik konulardan biridir. Himmet değil, dayanışma yaşatır. Bunu hiç unutmadan yol almak zorundayız.

Hangi durumlarda kişilerin profesyonel destek alması gerekir?

Olayın şiddeti göz önüne alınarak, olayın üzerinden 1 ila 3 ay geçtiği halde ilk dönem verdiğimiz tepkilerin birçoğu devam ediyorsa, profesyonel bir destek için psikolog ve / veya psikiyatristlere başvurmak gerektiğini söyleyebilirim.

Depremin travmatik etkisini sağlıklı bir şekilde atlatmak için neler yapılmalı?

İlk dönem yani akut dönemde; beslenme uyku, dinlenme gibi temel ihtiyaçlarımızı karşılamaya azami dikkat etmemiz gerekli. Devam eden sağlık problemimiz var ise, önerilmiş olan, kullanılan ilaçları ihmal etmemek gerek ama kontrolsüz ilaç, alkol, madde kullanımından kaçınmak gerek.

Güvenli çevremizde olmak, bir aradalık önemli. Yaşantılarımızı, duygularımızı, düşüncelerimizi paylaşabilmeliyiz… ama illa ki önce “kendimizle” sonra herkesle dayanışma içinde olmak, uzatılan eli tutmak, gücümüz olduğunda el uzatmak… Bizim bu dünyadaki en büyük gücümüz yalnız olmamaklığımızdır.

Depremde birinci dereceden yakınlarını kaybetmiş vatandaşlarımıza neler söylemek istersiniz?

Çok az şey tabii ki, bu kadar derin bir kayıp ve üzüntü karşısında çok az şey yapılabilir. Yanlarında durmak, dinlemek, temas etmek… Yas bir hastalık değildir, zamanla iyileştiren bir süreçtir. Haktır. Tüm kayıplarımız için, tek tek çok üzgün olduğumu söylemem gerek.

Acıyı bir nebze azaltabilecek şey, ikna edici bir adalet algısıdır. Umut ederim bu sağlanabilir.

Depremden etkilenmiş bir yakınımıza nasıl yardımda bulunabiliriz?

Daha önce söylediğim gibi, yanında durmak, gözlemlemek, dinlemek, temas etmek, bilgilendirmek, normalize edebilmek, ihtiyaçları belirlemek, gerektiğinde doğru yönlendirmeyi içeren her şey etkin bir yardım olur.

Deprem korkusu yaşayan çocuklara nasıl yaklaşmak gerekir?

Öncelikle ben çocuk ve ergen alanında çalışmıyorum. Dolayısıyla Türk Psikologlar Derneğinin çocuklarla ilgili yayımladığı temel bilgileri tekrar etmek durumundayım;

Eğer çocuğunuz olay sonrasında; aşırı korkular, endişe ve üzüntü yaşıyorsa; ebeveynlerinden ayrılmak ile ilgili yoğun bir endişe yaşıyorsa; uyku ve yemek konusunda daha önce olmayan sıkıntılar ortaya çıktıysa; hayatın olağan akışına ilgisini kaybetmiş ise; dikkat, odaklanma problemleri yaşamaya başladıysa, fiziksel gerekçeleri olmayan ağrı, mide bulantıları gibi sıkıntılar olmaya başladıysa, aşırı kızgınlık, öfke gösteriyorsa, önceden kazandığı becerilerde (tuvalet eğitimi, konuşma vb.) gerileme söz konusu ise; anormal duruma normal tepkiler verdiğini söylemeliyiz.

Zamanla bu problemlerde azalma, normale dönüş bekleriz. Belirli bir süre geçtiği halde (yetişkinlerle aynı süre düşünülebilir) bir azalma söz konusu değilse ve/veya artış söz konusu ise destek alınması gerektiğini söylemek durumundayım.

Çocuklarımıza yardımcı olabilmek için; günlük akışlarını ve düzenlerini elden geldiğince korumamız gereklidir. Duygu ve düşünceleri hakkında konuşmasına izin vermemiz, teşvik etmemiz, ebeveynler olarak sanki hiçbir şey olmamış gibi davranmamamız gereklidir.

Olayı unutturmak gibi gerçek olmayan bir çaba sergilememeliyiz, olayı anlamasına, kavramasına yardım etmeliyiz, yaşına uygun açıklayabilmeliyiz. Mutlaka ve mutlaka; daha çok temas, sarılma ve şefkat göstermeliyiz. Güvende olduklarını hissettirebilmeliyiz. Hep birlikte geçirilen zamanı maksimuma çıkartmalıyız.

Yaşadığı olay, problemler… tüm olanlara uyum sağlayabilmesi için ihtiyacı olan zamanı tanımalıyız. Davranışlarına koymamız gereken sınır dengeli olmak zorunda, ne aşırı korumacı ne de her istediğinin yapıldığı bir ortam olmamalı.

Temel olarak çocuklar, yetişkinleri gözleyerek tepkilerinin şiddetini belirlerler. Bizim neyi nasıl yaptığımız, nasıl karşıladığımız, tepkilerimiz onlar için belirleyici olacaktır. Kendimizi korumamız gerekli ki onları da koruyabilelim.

Depremin yarattığı psikolojik yıkıma karşı her an hazır olmanın önemi büyük. Psikolojik olarak bireyler depreme karşı kendilerini nasıl hazırlayabilir? Bu hazır oluşun olası travmalar üzerindeki koruyucu rolünden bahsedebilir misiniz?

Olay öncesi çalışmalar çok önemli. Eğer bir afet, kriz sonrası neler yaşayacağımız biliyorsak başa çıkabilme şansımız her zaman daha fazladır. Dolayısıyla mahalle mahalle, sokak sokak felaketlere karşı örgütlenmek zorundayız. Temel İlk Yardım Eğitimleri, Temel Afet Eğitimleri, Psikolojik İlk Yardım eğitimleri mutlaka bu örgütlenmeler aracılığıyla topluma sirayet etmek zorunda. Bu tür çalışmalar mutlaka desteklenmeli, yapılmalı, hatta zorunlu kılınmalıdır. Bir bütün olarak bakarsak;

-Toplum / Halk Sağlığı Müdahaleleri,

-Toplumsal Eğitim,

-İnsan Hakları Bağlamı,

-Ayrıntılı, kapsamlı Yasama ve Adalet Sistemi,

-Sosyal Güvenlik / Yoksulluğu önleyici çalışmalar olayların, felaketlerin, krizlerin psikolojik travma etkilerini azaltmak için elzemdir.

Güncelleme Tarihi: 06 Kasım 2020, 11:29
YORUM EKLE

banner97

banner101

banner96

banner100