Hayal kırıklıklarım…

Gezenler anlatmayı sever. Hatta bazen olmadığından da farklı gösterip abartarak. Bazen de sponsorlu oldukları için abartarak. Pekiii, hep mi muhteşemdir geziler? Hiç mi aksilik olmaz?

Hayal kırıklıklarım…

Hazırlayan / Neşe BAYRAÇ

Birkaç yıl önce, yıllardır hayalini kurduğum Umman Salala’ya (Şelale) gitmeye karar vermiştik. Uzun yıllar haritada, tam da Arap Yarımadası'nın ucundaki yerine bakıp, ballandıra ballandıra anlatılan yemyeşil vadiler, gürül gürül akan şelaler hayal etmiştim. En sonunda vakit geldi ve heyecan ile yola çıktık.

Hint Okyanusu'nun enginliğinin kıyısındaki bu küçücük kasabada önce bizi korkunç bir fırtına karşıladı. Öyle böyle değil. Odamızdan burnumuzun ucunu çıkartamıyoruz.

Hava sakinleşince dışarı çıktık. Fırtına olmasa bile aşırı nemli bir hava. Sanırım hayatımda gördüğüm en nemli yerdi. İlk olarak bir çarpıldık. Ümitliyiz ama hemen pes etmiyoruz.

Bulunduğumuz yer Salala’nın kurtarılmış bölgesi denilebilir. Otellerle çevrili ve turistik bir bölge. Deniz, kum, güneş. Hangi ülkede olduğunuzu hiç hissetmiyor gibisiniz. Dünyanın herhangi bir yerindeki herhangi bir turistik tesis gibi. Fırtına ve nemin izin verdiği ölçülerde okyanus kenarında olmak ve gelgit hareketlerini izlemek müthiş. Arada okyanusta atlayan zıplayan yunus sürüleri görülüyor. Aralık ayında deniz ve güneş güzel.

Ama nereye kadar? Hareket olsun diye yunus sürülerini izleme turlarına çıkalım dedik, hava koşulları nedeniyle iptal olmuş.

Bu kurtarılmış bölgeden çıkıp, şehre gidip yerel halkla tanışalım dedik. Şehrin, muhteşem okyanusun kenarında olmasından başka bir özelliği yoktu. Satıcılar, satıcılar..

Hadi şu öve öve bitirilemeyen bölgeye de ismini veren Şelaleleri, vadileri görelim dedik. Artık son umudumuz. Dere, tepe yollar aştık ve üzerinde önceden şelaler varmış belirtisi dahi olmayan su birikintileri vadiyle karşılaştığımızda havlu attık. Bir yer bu kadar mı çorak olur? Dönüşte uçaktan yaklaşık 2 buçuk saat süren yolculuğumuz boyunca aşağıya baktım. Neredeyse gözlerimi kırpmadan. Hiç yeşil görmedim. İnanılmaz çorak.

Aralık ayında gitmiştik. Meğerse bu ay kurak dönemmiş. Yıllardır Şelale, Şelale diye sayıklayıp gidenlere sorup öğrenen bana, bir Allah’ın kulu da gideceğin mevsime dikkat et dememişti.

Aklımda kalan çok modern ve son teknoloji havaalanıydı.

Şimdi burada koyduğum resimlere bakanlar gitmek için can atabilir.

Olayın perde arkasını bütünüyle bildirmek gerek diye dürüstçe paylaşıyorum.

Sadece gidilen yer değil zaman zaman seyahat hazırlıklarında da problem çıkabiliyor. İşte bir örnek.

Bundan birkaç ay önce schengen vizesi başvurusu yapmak için formaliteden otel rezervasyonu yapmamız gerekiyordu. Otelde kalmayacağım için vize aldıktan sonra iptal edilecek bir yer olmalıydı. Her zamanki gibi açtık booking.com’un sayfasını. Uzun uzun otel listeleri. Bol bol reklamlar. O sırada başka işle de ilgileniyoruz. Hızlıca, Frankfurt’tan bir otel seçiverdik. Aynı anda kafamız dağınık olunca nonrefundable (iptal edilemez) olan bir şey seçtiğimizi farkettik. Aynı otelin refundable (iptal edilebilir) opsiyonu da vardı. Ama dikkatsizlik işte. Kör talih. Hayatımızda ilk kez böyle bir hata yapıyoruz. Anında fark edip iptal ettik. Ohh memnunuz. Ama iptal mesajının altına doğru baktığımızda ödemenin tamamen kesilmiş olduğunu görünce başımızdan aşağıya kaynar sular döküldü tabi ki. 10 bin TL civarı bir para. Parayı çekmesinler diye kredi kartımızı da iptal ettik ama bankamızı arayınca paranın çekildiğini söylediler. Sonradan öğrendiğimize göre seyahat tarihine kadar para bloke ediliyormuş. Çaresizce, başladı otel, booking.com ve bankamız ile olan görüşmeler. Yurt dışında yaşadığımız için yetkili kişilere telefon ile ulaşmanın ne kadar zor olduğunu tahmin edebilirsiniz. Otelde ilgili kişi kesinlikle karşıma çıkmıyordu. Her aradığımda “şimdi çıktı” diyorlardı. Anladım ki, kesinlikle aç gözlü ve fırsatçı bir otele çatmıştık. Bu durumu kendi faydalarına kullanmak istiyorlardı. Telefonlar ile çözüm oluşmayınca başladı yazışmalar. Bir taraftan da dostlarımdan çok fikir alıyordum. İçlerinden bazıları o güzel Almancaları ile arayıp otele aba altından sopa gösterdi. “Yorum yazmak için bekliyoruz” dediler. Facebook'ta Göçmen Anneler diye bir grup var. Yurt dışında yaşayan yaklaşık 25 bin üyesi olan bir topluluk. Her şeyi bilirler. Onlara da sordum. Birbirinden 180 derece farklı cevaplar geldi. Pes etmeden otel ile yazışmalara devam ediyoruz. Otel diyor “nonrefundable rezervasyon yapmışsınız”, biz diyoruz “hata ile yaptık 5 dakika içinde iptal ettik. Kalacağımız tarihe daha 40 gün süre var. Sizi zor durumda bırakmamız mümkün değil.” Böyle böyle yılmadan yazışırken birkaç gün sonra, Otel % 25 keserek, gerisini ödemeyi kabul etti. DÜŞÜNDÜK… Kabul edebilirdik. Risk alarak kabul etmemeye karar verdik. “Battı balık yan gider, ya hep ya hiç” dedik. Otele karşı ben masumu oynarken sevgili arkadaşlarım kötü rolü üstlenmek durumunda kaldılar. Otel bana arkadaşlarınız bizi tehdit etti, sizin iyi tavrınız nedeniyle % 25 keserek size geri ödüyoruz dedi. Kabul etmediğimiz halde ödemeyi % 25 keserek yaptılar.

Bu arada hala herkese danışmaya devam ediyorum.

Sizlerin de var mıdır bilmem ama benim hayatta sıkıştığım durumlarda hep danıştığım ve akılcı öneriler aldığım çok yakın bir arkadaşım vardır. Onu aradım. Böyle insanlar sorun hakkında bilgi sahibi olmasalar bile akılcı fikir yürüterek yönlendirirler. Durumu anlattım. Beni eski bankacı olan bir arkadaşına yönlendirdi. Benim de tanıdığım o sevgili arkadaşım da bankanın müşteri temsilciğinden bir numara verdi. Ben o güne değin banka şubesinden üç kişiyle görüşmüş ve üçü de söz birliği etmişçesine, “sizin otelle aranızda olan bir şey biz karışamayız, bu şüpheli işlem kapsamında değil” demişlerdi. Yani yanlış sizin, dışardan birisinin müdahalesi değil diyorlardı. Son bir ümit ile müşteri temsilcisine bu açıklamaları da bilerek durumu ayrıntılı bir şekilde anlattım. Fakat görevli bana “bu alınmamış hizmet kapsamında bir durumdur ve itiraz hakkınız vardır. Otel burada mağdur değildir. Çünkü 5 dakika içinde rezervasyonunuzu iptal etmişşiniz ve daha kalış süresine 40 gün var” demesin mi? O anki duygularımı anlatamam. Resmen duyduklarıma inanamadım. Mucize gibi bir şeydi bu. Hemen itiraz formu doldurdular. “Gerisini bankamız avukatları halledecektir, merak etmeyin siz” diyerek bir de beni yatıştırdılar sağolsunlar. İşte gerçek hizmet dedim. Acımı hissettiler.

Bundan sonrası şans, talih, kader, kısmet. Elimden geleni yaptım diyerek bir nebze rahatladım.

Olayın sonunda yaklaşık 3 ay sonra paramızın kalan % 25’ini de aldık. Sağolsun bankamız YKB.

Ancak, şubedekileri tenzih ederek. Deseler ya biz bu konuyu bilmiyoruz lütfen şu numarayı arayıp sorun. Tam tersine o kadar kendilerinden eminlerdi ki. Tabi ki gerekli şikayetlerimizi de yaptık merkeze.

Bavullarla maceralarım da ayrı bir başlık olabilir.

Bir haftalık İtalya tatilimizde bavulların uçaktan inmemesi ve kaybolması, Milano’da oraya buraya telefon edip ancak 4. günü elimize ulaştırması maceramız var. Sonradan öğrendik ki, aslında havayolu şirketi o kıyafetsiz zamanda aldığın kıyafetlerin parasını ödemek zorundaymış. Hatta düğüne gelmiştim deyip en güzel kıyafetleri ödeten olmuş.

Bir keresinde de, yolculuk dönüşü bavulumu unutup eve gelmişliğim vardır. İnanılmaz ama gerçek. İnsan nasıl bavulunu unutur demeyin. Bavulu beklerken free shopa takıldım. Aldım alacağımı ve dışarda bekleyen önceden ayarladığım taksi şoförü telefonumu çaldırınca, telaşlanıp hızlıca çıktım havaalanından. Eve gelince de fark etmedim. Ta ki ertesi sabah işe giderken yaptığım iş seyahati ile ilgili bavuldaki belgeler gerekinceye kadar. Sırasıyla, odaya salona, kapı önüne ve en son bahçeye kadar bakınıp bulamayınca, taksiye binerken yanımda olmadığını hatırladım ve havaalanında unuttuğumu fark ettim. Sakince düşündüm. En iyisi iş çıkışı havaalanına gitmek deyip günlük rutinime devam ettim. Gittiğimde bavulumu hayal ettiğim gibi kayıp bavul bölümünde beni bekler buldum.

Bir keresinde de başkasının bavulunu alıp eve gelmişim. Siyah bavullarda maalesef böyle bir risk var. En kötüsü de bavulunu yanlışlıkla aldığım kişinin Denizli’de toplantısı varmış ve toplantı kıyafetleri de bavuldaymış. Toplantıyı kaçırmamak için mecburen gitmiş. Kulaklarımın o sırada çok çınladığını hatırlıyorum.

Yolculuk sırasında bavulunuzu kırılmış bulursanız, havaalanından çıkmadan şikayet etmeniz gerekir yoksa havayolu şirketi kabul etmiyor. Başıma geldi ve evde fark ettim. Gidip şikayette bulununca kabul etmediler. Öyle mi dedim. Aynı bavulu bir başka seyahatimde yanımda götürdüm ve aynı havayoluyla yolculuk yaptığım için yeni olmuş gibi şikayet ettim. Yeni bavulumu aldım. Ancak verilen bavul maalesef aynı kalitede olmuyor.

Gelelim ben şimdi durup dururken seyahatlerle ilgili neden böyle olumsuz gibi bir yazı yazdığıma.

Sanırım, ters bir şey yaşayınca, beyin daha önceki yaşanılan terslikleri hatırlıyor.

Bu hafta aslında çok önceden planladığımız Singapur, Malezya gezimiz için yola çıkacaktık. Her şeyimizi ince ince işleyerek hazırlamıştık. Normalde biletleri çok pahalı olan bu seyahat için biletlerimizi bir promosyondan yarı fiyatına da almıştık. Gitmeden her yaptığım gibi yerel halktan insanlarla tanıdıklar aracılığı ile tanışmış, hatta evlerine davet bile almıştık. Langkawi de kalacağımız yer rüya gibi bir yerdi. Önce Singapur yapacaktık arada 2 gün boşluğumuz vardı. Sonra Langkawi’ye geçecektik. Tek ayarlamadığımız o 2 gündü. Onu da özellikle duruma göre karar verebilmek için ayarlamamıştık. O 2 gün için araya Endonezya mı sıkıştırsak yoksa Malezya'da dünyanın en eski olduğu söylene yağmur ormanlarında mı kalsak derdimizden başka bir planlama kalmamıştı. Onu da gidip karar verelim diye bırakmıştık ki Corona Virüs’ü dünyaya “Merhaba” dedi. Başta etraftan gelen eş dost uyarılarına pek takılmadım ama araştırmaya başladım. Hem Malezya hem de Singapur’da yaşayanlardan haberler alıyordum. Doha’da Çin yeni yıl kutlaması için Malezya ve Singapurlularla bir öğle yemeğine katıldım. Ortamda sarı ırk olmayan tek kişi bendim. Hepsinin ortak söyledikleri şey ellerini iyice yıka, gerisi teferruat oldu. Hatta Singapurlular “daha önce yaşanan salgına hazırlıksız yakalandıklarını ama şu anda epeyce tecrübe sahibi olduklarını” söylediler. Bu arada bu işin uzmanlarının Youtube üzerinde hazırladığı videoları izledik. Bu işin Çin’i ekonomik olarak izole etmek için abartıldığı kanaatindeydim. Huawei’ye yapılamayan bir virüs ile yapılmaya çalışılıyor diye düşünüyordum. Yine Facebook üzerinde Göçmen Annelere, oralarda yaşayanlara “durum nedir?” diye sorduğumda çok baskıcı, hatta gitmemem için yalvarıcı boyutta geri dönüşler aldım. Hiç tanımayan insanlar “N’olur gitmeyin” dediler. Etkilenmemeye, akılcı olmaya çalıştık. Singapur’da yaşayan Türk kadınları ve bir okulda öğretmen olarak çalışan Singapurlu ve Malezyalı arkadaşlarım ile sürekli yazışıyorduk ve bana güncel bilgiler iletiyorlardı. Ayın 8’ine kadar çok rahattılar. Ancak ben tedirgin olmaya başlamıştım. Çünkü, vaka sayısı giderek artıyordu. 9 Şubat’ta uçuşumuz vardı ve 8 Şubat’ta aldığım mesajlarında “Singapur risk seviyesini turuncuya çıkardı, istersen bir kere daha düşün” dediler. Bu bir sürprizdi. Ancak, hayat da böyle değil mi? Hemen aile içinde kısa bir durum değerlendirmesi yaptık ve gitmemeye karar verdik.

Tabiki sonrasında başlasın iptaller. 1 tam günümüz iptal işlemleri ile geçti. Otellerimizin ücretsiz iptal edilebilme süreleri daha bir gece önce bitmişti. Kalmayacağımız otellerin paralarını ödemek zorundaydık. Azimle durumun bizden kaynaklanmadığını global bir sorun olması durumunu açıklayıcı epostalar yazdık. Sonuçta, Langkawi otelimiz “durumu anlıyoruz, hiç ceza kesmiyoruz, başka sefere bekleriz” deyip gönlümüze taht kurarken Singapur’daki otelimiz ise “1 gece ceza keserek geri ödeme yapabiliriz” dedi. Bir iki yazışmadan sonra o da, rezervasyonu direkt otelden yaptığınız için diyerek, tam olarak geri ödemeyi kabul etti. Çok şükür otelleri kurtarmıştık. Benim Langkawi-Kuala Lumpur uçağımı online iptal ederken iptal nedeni olarak “2020 Corona Virüsü” diye bir seçenek koyduklarını gördük. Henüz onaylanmadı ama bu seçeneği koydukları için umutluyuz. Katar Havayolları ise yaklaşık 600 TL keserek ödeme yapacak. Benim biletim özel bir bilet olduğu için bir sorun yok. Kısaca, şimdilik bin TL gibi bir zararla kapatmış durumdayız durumu. Esas para tutan otellerdi, vazgeçme süresini geçirdiğimiz için hiç ödeme yapmayabilirlerdi. Yine de şanslıyız.

Buraya kadar anlattığım tüm bu tecrübelerden çıkardığım sonuç otel rezervasyonunda aracı siteler hiç söz sahibi değil, son kararı veren otel. Rezervasyonu direkt otelden yapmak otellerin, aracıya komisyon kesmemesi açısından, tercih ettikleri bir durum. Bu nedenle doğrudan otelden rezervasyon yapılınca oteller daha toleranslı oluyorlar. Rezervasyonu doğrudan otelden yapmak hem tolerans hem de fiyat avantajı sağlıyor.

Henüz hiç başvurmadım ama otellerin en korktukları şey negatif yorum. Bu da müşteri açısından büyük güç. Aklınızda olsun.

Israrcı olmak, peşini bırakmamak yöntemini de denedim, başarılı oldu. Tavsiye ederim.

Böyle bakınca bir sürü tatsız durum yaşadığımı fark ediyorum. Seyahat deyince hep çöpsüz üzüm olmuyor maalesef. Hayal kırıklıkları, maddi kayıplar, zaman israfı… Ama hepsi birer tecrübe. Bir ölçüde de macera. Yıldırmamalı.

Güncelleme Tarihi: 18 Şubat 2020, 10:38
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER