Türkiye'nin dört bir yanındaki binlerce doktoru temsil eden en büyük meslek örgütü konumundaki Türk Tabipleri Birliği (TTB), sağlık sektöründe giderek artan sorunlara ve meslek mensuplarının maruz kaldığı kısıtlayıcı uygulamalara dair oldukça kapsamlı ve uyarıcı bir yazılı açıklama paylaştı. Son günlerde kamuoyunun da yakından takip ettiği üzere, arka arkaya çıkarılan yeni yasalar ve güncellenen yönetmelikler, sahada görev yapan sağlık çalışanlarının tepkisini çekmeye devam ediyor. Meslek örgütü, bu yeni yasal çerçevenin doktorların elini kolunu bağladığını, hekimlik faaliyetleri üzerinde ağır bir tahribat yarattığını ve sonuç olarak vatandaşın aldığı sağlık hizmetinin kalitesini doğrudan aşağı çektiğini vurguladı. Bilimsel ve etik kurallara uygun, hastaya fayda sağlayan bir tıbbi müdahalenin ancak hekimin özgür ve güvenli hissettiği ortamlarda mümkün olabileceği belirtilerek, yetkililere acil çözüm çağrısında bulunuldu.
Hekimlerin çalışma özgürlüğüne vurulan ağır darbeler
Sağlık sisteminin bel kemiğini oluşturan doktorlar, son yıllarda sadece artan iş yüküyle değil, aynı zamanda masa başında alınan ve sahanın gerçeklerinden uzak kararlarla da mücadele etmek zorunda kalıyor. TTB tarafından kaleme alınan metinde, özellikle hekimlerin mesleki bağımsızlığını zedeleyen ve onları defansif tıp uygulamalarına iten yasal düzenlemelerin altı özenle çizildi. Hekimlerin teşhis ve tedavi süreçlerinde özgür iradeleriyle, sadece tıbbi gereklilikleri gözeterek karar almalarının önündeki engellerin her geçen gün arttığı ifade ediliyor. Özellikle hizmet kusuru iddialarıyla açılan malpraktis davalarında, mahkemeler tarafından hükmedilen ve ödenmesi neredeyse imkansız olan fahiş, yoksullaştırıcı tazminat bedelleri, doktorların mesleklerini icra ederken büyük bir korku ve baskı hissetmelerine yol açıyor. Bu durum, riskli ancak hastanın hayatını kurtarabilecek kritik cerrahi müdahalelerden kaçınma eğilimini artırarak doğrudan halk sağlığını tehdit eden bir boyuta ulaşıyor.
Beş dakikaya sığdırılmaya çalışılan insan hayatı
Açıklamanın en vurucu bölümlerinden biri de kamu hastanelerindeki muayene süreleri ve birinci basamak sağlık hizmetlerindeki performans dayatmaları oldu. Devlet hastanelerinde ve eğitim araştırma kurumlarında görev yapan hekimlerin omuzlarına yüklenen 5 dakikada bir hasta bakma baskısı, hem hastanın doğru dürüst dinlenmesini engelliyor hem de eksik veya hatalı teşhis riskini tırmandırıyor. Dünya Sağlık Örgütü standartlarının çok uzağında olan bu muayene süreleri, sağlık çalışanlarını adeta birer robota dönüştürme tehlikesi taşıyor. Diğer yandan, vatandaşın sağlık sistemiyle ilk temas noktası olan aile sağlığı merkezlerinde görevli doktorlar da yeni düzenlemelerin mağduru konumunda. Birlik yönetimi, aile hekimleri için hazırlanan ve sahada 'eziyet yönetmeliği' olarak adlandırılan yeni mevzuatın getirdiği negatif performans cezalarının, çalışanların tüm mesleki şevkini kırdığını belirtti. Bu tür cezalandırıcı ve baskıcı performans sistemlerinin, kaliteli ve nitelikli bir sağlık hizmeti sunumunu tamamen ortadan kaldırdığına dikkat çekildi.
Serbest çalışan doktorlara yönelik kota ve harç kıskacı
Sadece kamu kurumlarında değil, özel sektörde ve kendi muayenehanesinde mesleğini sürdürmeye çalışan hekimler de yeni getirilen kısıtlamalardan nasibini fazlasıyla alıyor. Serbest çalışan hekimlere yönelik olarak hayata geçirilen ve büyük tepki toplayan yıllık ruhsat harcı ödemeleri, doktorların sırtına binen yeni bir haksız mali yük olarak değerlendiriliyor. Bununla birlikte, muayenehane hekimlerinin hastalarını özel hastanelerde ameliyat etmelerini veya tedavi süreçlerini yürütmelerini zorlaştıran, onlara adeta dar bir alana hapseden kota kısıtlamaları, anayasal bir hak olan serbest çalışma hürriyetine doğrudan bir müdahale olarak görülüyor. Meslek örgütü, hiçbir bilimsel temeli olmayan ve tamamen bürokratik engellerden ibaret olan bu kota ve harç uygulamalarının, hastaların hekim seçme özgürlüğünü de fiilen elinden aldığını vurgulayarak, bu yanlıştan derhal dönülmesi gerektiğini savundu.
Şiddet gölgesinde iyi hekimlik arayışı
Tüm bu bürokratik, mali ve yasal zorlukların üzerine, yıllardır kanayan bir yara olan sağlıkta şiddet terörü de hekimlerin tükenmişlik sendromu yaşamasına neden olan en büyük faktörlerin başında geliyor. Hemen her gün acil servislerden, polikliniklerden veya aile sağlığı merkezlerinden gelen fiziksel ve sözlü saldırı haberleri, hekimlerin kendi can güvenliklerinden endişe ederek görev yapmalarına sebep oluyor. Güvenli bir çalışma ortamının sağlanamaması, hekim göçünü tetikleyen temel dinamiklerden biri haline gelmiş durumda. Türk Tabipleri Birliği, yayımladığı bildirinin son bölümünde kamu idaresinden çok net ve somut bir talepte bulundu: Sağlık ortamını zehirleyen, doktorların çalışma özgürlüğünü kısıtlayan ve mesleklerini özenle yapmalarını engelleyen tüm bu olumsuz koşulların ve düzenlemelerin ivedilikle ortadan kaldırılması. "İyi hekimlik ancak iyi şartlarda yapılabilir" sloganıyla özetlenen bu haklı isyan, halkın daha iyi, nitelikli ve insanca bir sağlık hizmeti alabilmesi için hekimlerin sesine kulak verilmesinin ne denli hayati olduğunu bir kez daha tüm çıplaklığıyla gözler önüne seriyor.




