Özge Uyanık/ Bir zamanlar "yük" olarak görülen Suriyeliler, ülkelerine dönmeye başlayınca bu kez "vazgeçilmez işgücü" ilan edildi. Çünkü yıllardır tekstilden tarıma birçok sektör, düşük ücretli ve güvencesiz göçmen emeğiyle ayakta tutuldu. Sigortasız, düşük ücretlerle ve günde 12 saate varan mesailerle çalıştırılan Suriyeli işçiler ülkelerine dönmeye başlayınca, atölyelerden aynı ses yükseldi: "İşçi bulamıyoruz." Patronların maliyet hesabı bozulurken, hükümetten de dikkat çeken bir adım geldi. Geçici koruma altındaki yabancılar için çalışma izni zorunluluğu kaldırıldı.

Türkiye'de yaklaşık 14 yıldır milyonlarca Suriyeli, başta tekstil, tarım, inşaat ve küçük sanayi olmak üzere emek yoğun sektörlerde çalışıyor. Ancak bu çalışma düzeni büyük ölçüde kayıt dışılık, düşük ücret, uzun mesai ve güvencesizlik üzerine kuruldu. Özellikle tekstil atölyelerinde, ayakkabı imalatında ve tarım işlerinde çalışan çok sayıda Suriyeli işçi, sigortasız ve asgari ücretin altında ücretlerle istihdam edildi. Birçok işçi haftada altı gün, günde 10-12 saate varan mesailerle çalıştırılırken, fazla mesai ücretleri de çoğu zaman ödenmedi. Sendikalaşmanın neredeyse hiç olmadığı bu alanlarda göçmen işçiler, Türkiye'nin en ağır çalışma koşullarının görünmez emekçileri haline geldi.

Suriye'de rejimin değişmesiyle birlikte geri dönüşlerin hızlanması, yıllardır göçmen emeğine bağımlı hale gelen sektörlerde tedirginlik yarattı. Konfeksiyon ve tekstil atölyelerinin sahipleri sosyal medya üzerinden peş peşe videolar yayımlayarak "atölyelerimiz boşaldı", "işçi bulamıyoruz" ve "işler durma noktasına geldi" açıklamaları yaptı.

Çalışma izni şartı kaldırıldı

İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi, İstanbul'da düzenlenen Göç Konulu İstişare ve Değerlendirme Toplantısı'nda yaptığı açıklamada, geçici koruma altındaki yabancıların karşıladığı işgücü ihtiyacını dikkate aldıklarını belirterek çalışma izni alma zorunluluğunun kaldırıldığını duyurdu.

Çiftçi "Suriyelilerin karşıladığı iş gücü ihtiyacını da dikkate alarak çalışma izni alma zorunluluğunu kaldırdık ve geçici koruma kapsamındaki yabancılara çalışma izni muafiyeti getirdik" dedi. Bakanlığın verilerine göre Türkiye'de yasal kalış hakkına sahip 3 milyon 632 bin 64 yabancı bulunuyor. Bunların 2 milyon 264 bin 983'ünü geçici koruma altındaki Suriyeliler oluşturuyor. 2016'dan bu yana ise 1 milyon 425 binden fazla Suriyelinin "gönüllü, güvenli ve onurlu" şekilde ülkesine döndüğü belirtiliyor.

"Patronlar dönmemizi istemiyor"

Yaklaşık 11 yıldır bir tekstil atölyesinde çalışan Suriyeli işçi Halid, geri dönüşlerin ardından birçok işyerinde personel sıkıntısı yaşandığını söyledi.

"Bizim çevremizde iki atölye kapandı. Çalışanların çoğu Suriyeliydi. Patronlar sürekli 'gitmeyin' diyor. Çünkü burada en ağır işleri biz yaptık. Çoğu yerde Türk işçi sayısı çok az. Bizim iş yerinde sadece 3 Türk var. Ailemden bazıları dönmeyi düşünüyor ama önce gidenler iş bulabilecek mi onu görmek istiyorlar."

100 atölyeden 50’si kayıt dışı

Deri Tekstil ve Kundura İşçileri Derneği Başkanı ve Konak Mülteci Derneği Başkanı Yalçın Yanık sorunun işçi eksikliğinden çok sömürü düzeni olduğunu; kayıt dışılığın bilindiğini ve Suriyelilerin ucuz işgücü açığını kapattığı söyledi.

CHP’li Kılıç’tan özel sektör öğretmenleri tepkisi: Müdahaleyi kabul etmek mümkün değil
CHP’li Kılıç’tan özel sektör öğretmenleri tepkisi: Müdahaleyi kabul etmek mümkün değil
İçeriği Görüntüle

"Türkiye'de göçmenler olmasaydı da büyük bir işsiz nüfusumuz var. Yıllardır kendi işini bilen, meslek sahibi büyük bir işsiz kitlesi bulunuyor. Buradaki en büyük sorun, çalışma yaşamına ilişkin yasaların uygulanmaması. SSK'nın, iş kanununun ve çalışanların haklarını koruyan düzenlemelerin büyük bölümü uygulanmıyor. Bunlar ancak büyük fabrikalarda, ihracat yapan işletmelerde ve serbest bölgelerde uygulanıyor. Geri kalan 30, 50, 100 kişilik atölyelerde durum çok farklı.

İzmir'de birçok işletmede çalışanların ancak yüzde 10'u, yüzde 20'si sigortalı. İnsanlar asgari ücretin üzerinde maaş alsalar bile sigortaları asgari ücret üzerinden yatırılıyor, geri kalanı elden veriliyor. Bu artık oturmuş bir sistem. Devlet de biliyor, SGK da biliyor, Çalışma Bakanlığı da biliyor, mahalledeki herkes de biliyor.

"Yerli işçinin girmek istemediği alanlardaki açığı Suriyeliler kapattı"

Patronların "işçi bulamıyoruz" söylemine bu çerçeveden bakılması gerektiğini belirten Yanık, birçok sektörde göçmen emeğine bağımlı bir yapı oluştuğunu ifade etti.

Çalışma izniyle ilgili yeni düzenleme gelse bile emekçiler açısından çok fazla şey değişmeyecek. Çünkü çok sayıda merdiven altı atölye var ve göçmenlerin büyük kısmı buralarda çalışıyor. Bu işletmelerin çoğu kayıtlı değil.

Örneğin Basmane'de yüz atölye varsa ancak ellisi resmi kayıtlarda. Kayıtlı olanların da büyük bölümünde çalışanların tamamı sigortalı değil. İnsanlar dönemsel olarak işe alınıyor. İş yoğunluğu olduğunda çalıştırılıyor, işler düştüğünde ise işten çıkarılıyor. Aynı sömürü düzeni devam ediyor.

Patronların 'işçi bulamıyoruz' söylemine de buradan bakmak gerekiyor. Çalışma saatleri işyerine göre değişiyor. Büyük fabrikalarda sekiz saatlik çalışma düzeni var. Ancak birçok atölyede insanlar 10-12 saat çalışıyor. Sabah sekiz buçukta başlayıp gece dokuz, ona kadar çalışan insanlar var. Bazen fazla mesailerinin ücretlerini bile alamıyorlar.

Ayakkabı sektöründe artık yerli aileler çocuklarını bu işe yönlendirmek istemiyor. Çünkü insanlar örneğin 30 yıl çalışmasına rağmen iki-üç bin gün sigorta bile yaptıramamış durumda. Bu nedenle ayakkabı sektöründeki çırakların büyük kısmını Suriyeliler oluşturuyor.

Çocuk işçiliği alarmı: "12 yaşındaki çocuklar okul yerine atölyeye gidiyor"

Göçmen emeğinin en ağır sonuçlarından birinin çocuk işçiliği olduğunu vurgulayan Yanık, yoksulluğun çocukları eğitimden kopardığını söyledi.

Birçok Suriyeli aile, çocuklarıyla birlikte çalışıyor. Çocuk okula gitmiyorsa ailenin yanında üretime katılıyor. Çoğu parça başı çalışıyor; ne kadar üretirlerse o kadar kazanıyorlar. İş olmadığı zaman ise hepsi işsiz kalıyor. Bunların büyük çoğunluğunun sigortası yok. Yol parası, yemek gibi sosyal hakları da bulunmuyor. Yıllardır yerli işçilerin girmek istemediği alanlardaki açığı Suriyeliler kapattı. Tarımda da böyle, merdiven altı atölyelerde de böyle.

Bugün ise Suriyelilerin ardından başka göçmen grupları geliyor. Afrikalı göçmenler var. Temizlik işlerinde, paketleme işlerinde çalışıyorlar. Bunların büyük kısmı da tamamen kayıt dışı. Suriyeli kadınlar bugün lokantalarda, atölyelerde, temizlik işlerinde çok düşük ücretlerle çalışıyor. Bir kısmı evlerde gelinlik ve abiye sektörüne boncuk işi yapıyor. Saatlerce çalışıyorlar ama günlük 200-300 lira bile kazanamıyorlar.

Birçok aile geçinebilmek için çocuklarını okuldan almak zorunda kalıyor. Ben onlarca çocuk biliyorum; 12-13-14 yaşında okulu bırakıp çalışmaya başladı. Tekstilde çalışıyorlar, atölyeler arasında mal taşıyorlar, temizlik işleri yapıyorlar. Çocuk işçiliği korkunç boyutlarda.

Üstelik bu sadece tekstil sektöründe gördüğümüz kısım. Daha görünmeyen, daha ağır koşullarda çalışan çocuklar da var. Bazen tesadüfen karşılaşıyoruz. Devlete bildiriyorsunuz ama çoğu zaman bir sonuç alamıyorsunuz. Oysa bir günde yüzlerce kayıt dışı işyeri tespit edilebilir.

Burada mesele insanları cezalandırmak değil; insanların sigortalı çalışması, çocuk işçiliğinin önlenmesi ve yetişkinlerin meslek edinebileceği sistemlerin kurulmasıdır. Bugün insanlar üç gün, dört gün çalıştırılıp kapının önüne konulabiliyor. Bu çocukların okuması, beslenmesi, eğitim alması gerekiyor. İster Türkiyeli olsun, ister Suriyeli, ister Afgan; hiçbir fark etmez. Çocuk işçiliğine karşı çıkmak gerekiyor. Bu insanların evine ekmek girmesi, çocukların eğitimden kopmaması için devletin, belediyelerin ve ilgili tüm kurumların sorumluluk alması gerekiyor. Biz Deri Tekstil ve Kundura İşçileri Derneği olarak yıllardır bu sorunları anlatıyoruz. Ancak bu mesele yalnızca atölye baskınlarıyla çözülemez. Çok daha kapsamlı bir çalışma yapılması, bu konuların sürekli gündemde tutulması gerekiyor."

Kaynak: özge uyanık