Serap Dikmen AHMETOĞLU - İzmirli iş insanı Moris Bencuya tarafından binası yaptırılarak Milli Eğitim Bakanlığı’na bağışlanan Konak Moris Bencuya Özel Eğitim Uygula Okulu, İzmir depreminin ardından binanın hasar görmesiyle zor bir süreçten geçiyor. Ancak idari kadro, öğretmenler, hizmetli personelin gönülden çalışmaları ve tabi ki Moris Bencuya’nın desteği ile birlikte, eğitim eksiksiz olarak sürdürülüyor.

İzmir depreminde hasar görerek yıkılmasının ardından Ziya Gökalp İmam Hatip Ortaokulu’na taşınan okul, eğitime devam ediyor. Ancak bu süreçte bir dizi sıkıntı da peşlerini bırakmadı. Okul, 23 hırsızlık olayı ile talan edildi. Okul yönetimi, sigorta şirketinin yıpranma payı gibi çeşitli kesintiler yapması nedeniyle fiyat artışlarına rağmen çalınan araç ve gereçleri yerine koymayı başardı.

Özverili tutumlarıyla başarılı çalışmalara imza atan, uygulanan müfredatı çeşitli çalışmalarla zenginleştirerek öğrencilerine katkı sağlayan bu ekibin komutan kadrosuyla buluştuk. Okul Müdürü Ercan Mermer, Müdür Yardımcıları Mihrican Erol ve Osman Merze ile pandemi, deprem ve hırsızlık olaylarını ile birlikte uyguladıkları eğitim yöntemleri üzerine konuştuk.

Özel eğitim öğretmenleri desteklenmeli

-    Kaç öğrenci ve öğretmeniniz var, bu bilgiyle başlayalım.

Ercan Mermer: Okulumuzda 52 öğrenci eğitim görüyor. 27 ücretli özel eğitim öğretmenimiz, 8 de branş öğretmenimiz var. Öğretmenlerimizin 2’si hariç hepsi alan dışından.

-    Özel eğitim öğretmeni neden bu kadar az?

Mihrican Erol: Sadece bizde değil, orta ağır zihinsel engelliler ve otizmli çocukların eğitim gördüğü kurumlarda, alanında uzman çok az. Bu alanda çalışan öğretmenler için ekonomik ve özlük hakları bakımından olanakların cazipleştirilmesi gerekiyor. Hafif diye tabir edilen sınıflarda, ortaokulularda daha fazla ücret alınıyor. Kişi de bu nedenle tercih etmiyor.

-    Okulda uyguladığınız eğitim yöntemlerinden bahsedebilir misiniz?

Ercan Mermer: Müfredatı takip ediyoruz biz de. Ama bazı zenginleştirmeler yapıyoruz. Öğrencilerimizin ihtiyaç duyduğu alanlarda daha kolay öğrenebilmeleri için özelliklerine, ilgi alanlarına  uygun etkinlikler düzenliyoruz. Fotoğrafçılıkla odaklanma sorununa eğildik, izcilik ve kampçılıkla doğa ile iç içe olmalarını sağladık, bisiklet üzerindeki hareket becerilerini geliştirip, kullanım gerekleri olan gelecekteki olayları öngörmeyi öğretmeye çalıştık, halkoyunlarıyla sosyalleşme, motor becerileri gelişimi, senkrona eşlik etme becerisini amaçladık. Halkoyunları gösterileri ile sosyalleşilen alanlar sağladık. Fotoğrafçılık gezisine giderken toplu taşıma kullandılar, cafeye giderek toplum içine karıştılar.

Pandemi yüzünden Japonya’ya gidemedi

Osman Merze: Buz pateni, masa tenisi ve atletizm gibi alanlarda beceri kazanmalarına yardımcı olmaya çalıştık. Bir öğrencimiz masa tenisinde ilerledi, bir öğrencimizin yeteneği buz pateni çalışmak için gittiğimiz  pistteki hocalar tarafından fark edildi ve Büyükşehir Belediyesi tarafından desteklendi. Erzurum’da özel sporcular kış oyunlarıda derece aldı. Pandemi olmasaydı Japonya’ya olimpiyatlara gidecekti. Çocuklarımız, masa tenisinde de Türkiye çapında Mersin,  Ankara Karaman’da çeşitli karşılaşmasında dereceler aldı. Bütün bu karşılaşmalara ve etkinliklere çocukları götürürken, ailelerini yanımıza almayarak, bağımsız yaşam becerisi alanında da gelişimi desteklemek istedik. Bir öğrencimiz Sakarya’da Portakal Çiçeği etkinliğinde bir hafta öğretmeniyle birlikte sanat kampında kaldı. Bir grup Bolu’ya Aşçılık Festivaline katılacaktı, o da pandemi nedeniyle gerçekleşmedi.

Ercan Mermer: Okulumuza her hafta çarşamba günü gelerek çocuklarımıza bisiklet kullanmayı öğreten Otizm Gönüllüleri Grubunun çalışmaları da pandemiye kadar sürdü. Dr. Serhat Değimli önderliğindeki bu grup hiçbir karşılık almadan, hiç aksatmadan çocuklarımızla çalıştı. Grup, ilk başta nasıl öğreteceklerine dair kaynak bulamadı. Çalışma yöntemini kendileri geliştirdiler. Hatta yurtdışından onlara danışanlar oldu. Otistik durum, bisiklet kullanmayı sınırlıyor,  biz bu sınırları yıkmaya çalıştık. Daha sonra,  halk oyunları, izcilik, fotoğrafçılık alanlarında da gönüllüler aramıza katıldı. Bütün bu çalışmalarla, çocuklarımızın yaparak, yaşayarak, belirli bir yere bağlı kalmadan, oturmak zorunda olmadın, yapmaktan hoşlandıkları etkinlikleri yaparak öğrenme yeteneklerini geliştirmeyi amaçladık. Bu çalışmaların rekreatif öğretim çalışmaları ile paralel olduğunu gördük Bu etkinliklerle, diğer okullardan daha farklı bir konuma geldik.

-    Pandemi dönemi, sonuç alan eğitim çalışmalarınızı büyük sekteye uğratmış ne yazık ki.

Mihrican Erol: Maalesef. Pandeminin tek getirisi, uzaktan eğitim sırasında, ailelerin eğitim sürecine dahil edilebilmesi oldu. Bu çok önemli bir nokta. Aileler, çocuğuyla nasıl zaman geçireceğini, birlikte nasıl etkinilikler yapabilecekleri öğrendiler. Öğretmen yardımcısı gibi oldular ve bu rolü benimsediler.  Okul ve aile işbirliği, eğitimin sürekliliği açısından çok önemli bir unsur. 

Mühür vurulunca şoka uğradık

-    İzmir depremi  sırasında okulda yüz yüze eğitime geçilmişti yanılmıyorsam.

Mihrican Erol: Deprem anında öğrencilerle birlikte okuldaydık, sonuçları bu kadar büyük olan bir deprem olduğunu düşünmedik ama yarım saat sonra yükselen ambulans sesleri, Bayraklı’da yıkılan binaları görünce, 1952 yılı yapımı olan okulumuzu inceledik.  Müzik salonunda ve çok amaçlı salondaki duvarlarda çatlaklar gördük ve bildirdik.  Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, Belediye, üniversite ekipleri inceledi ve ağır hasar raporu verildi. Mühür vurulunca şok içinde kaldık. Eşyalarınızı alın çıkın dediler. Eğitim araçlarını kullanma derdine düştük, depolayacak yer bulamakta güçlük çektik.

Çelik kapılı koruma

-    Asıl sıkıntılar bundan sonra başladı, değil mi?

Osman Merze: Deprem ve pandemiden sonra hırsızlıkla uğraştık. Ana bina yakılınca, birinci ve ikinci kademe öğrencilerimiz Ziya Gökalp İmam Hatip Ortaokulu’na geldi, üçüncü kademe ek binalarımızda eğitime devam etti. Mühürlenen binamıza madde bağımlıları gelmeye başladı. Bina yıkılınca da, ek binalarda hırsızlık olayları başladı. Tam 23 tane hırsızlığın 8’i bu yaz gerçekleşti. Kablo, kamera, spot aydınlatmaları, klima dış üniteleri, elektronik eşyalar, eğitim gereçlerimiz, her şey gitti. Okulumuz sigortalı olduğu için, güvenlik anlamında kusur olmadığından ödemeleri aldık ve yerine koyduk. Ancak, geçtiğimiz aylarda en son anlaşma yaptığımız sigorta şirketi, kusurumuz olmadığı halde sigortamızı iptal etti. Normalde yıllık 1500 TL olan ödemeyi bizden 5500 TL olarak aldılar. Sonunda da sigortayı iptal ettiler. Riskiniz yüksek gerekçesiylesigorta yapacak şirket bulamıyoruz.

Ercan Mermer: Yıkılan bina alanı ,caddeden kötü göründüğü için hırsızları cezbetti.Şimdi okulda belli odalara yaptırdığımız çelik kapıların ardında saklıyoruz eşyalarımızı. Parmaklıklar taktırdık, 38 bin liraya güvenlik alarm sistemi kurdurduk. Bilgisayarlarımız ile birlikte bilgilerimiz, arşivimiz de gidiyor diye laptoplarla çalışmaya geçtik, onları da yanımızda taşıyoruz. Bu süreçte 3 liraya aldığımız malzemeyi 10 liraya aldık. Ama sigorta yıpranma payını da kesip 3 lirayı bile vermedi. Her çalınan malzememizi yerine koyduk. Sigortadan alınan para yeterli olmadığı için Moris bey o dönemde de destek oldu. İl Milli Eğitim Müdürlüğü de tadilatımızı gerçekleştirdi, yemekhanemizi yaptı. Bu şartlarda bile asla okulumuzdaki eğitimi sekteye uğratmadık.

“Deliler” okulunun, “deli” müdürü

-    Açıkçası bu okula geldiğinizde, öğrencilerinin tepkisini merak ediyorum. Nasıl karşıladılar öğrencilerinizi?

Mihrican Erol: Çok fazla ortak zaman geçirmedikleri halde hoş karşıladıklarını söyleyemem. Engelli çocuklarla okudukları için bir sıkıntı yaşadılar. Önyargılarla yaklaştılar. Tabi aileleri de. Bizim çocuklarımızdan korkuyorlar ve yaklaşmıyorlar. Adımız “deli okuluna” çıktı. Müdür beye, “deli müdür” diye lakap taktılar. Okulun öğrenci sayısı azaldı, yeni kayıt gelmedi. Biz buraya gelmeyiz, başka okula gideriz diyorlar. Bizim çocuklarımızdan korkuyorlar ve yaklaşmıyorlar. Bayrak törenlerinde bir araya geliyorlar sadece, onda da ayrı duruyorlar zaten. Törenlerde bizim öğrencilerimize de bayrak tutturuyoruz. Süreç içinde alışmaya başladılar. Kalanlar zaten farkındalığı daha yüksek çocuklardı, diğerleri gitti, okulun önünden bile geçmiyorlar.

-    Son sözü Ercan beye vermek istiyorum. Bunca olumsuzluğun üstesinden gelebilmenizin sırrı ne?

Ercan Mermer: Başımıza bu kadar şey gelmesine rağmen eğitime hiç bir şey olmamış gibi devam etmemizin nedeni Moris bey, ondan aldığımız güçle ve kurum kültürümüz sayesinde sorunları çözüyoruz. Öğretmenlerimin çoğu ücretli ve farklı branşlardan da olsa, Mihriban hanımla birlikte hizmet içi eğitimlerle öğretmenlerimizi geliştiriyoruz, aldıkları destekle çözüme ulaşıyorlar. Bu benim işim değil diye bir anlayış yok burada, eksik olanın yerine oynayacak her zaman bir kişi var. İdari anlamda da değil, hizmetli de o gün yoksa, onun işi mutlaka yapılır, hizmet aksamaz. Ekip olmanın getirdiği güç ve sorumluluk bilinciyle  yakaladığımız işbirliği ve uyum sayesinde karşılaştığımız tüm sorunları çözüyoruz. Bu bizim kurum kültürümüz.