Dünyanın dört bir yanında tıp alanında yaşanan devasa gelişmelere ve teknolojik atılımlara rağmen, bazı geleneksel hastalıklar insanlık için büyük bir tehdit oluşturmaya devam ediyor. Bu tehditlerin başında gelen ve tıp literatüründe "malarya" olarak da bilinen sıtma, son yayımlanan istatistiklerle uluslararası toplumun vicdanını bir kez daha sızlattı. İnsan sağlığına yönelik küresel politikaları belirleyen Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) tarafından paylaşılan 2025 Dünya Sıtma Raporu, 2024 yılına ait çarpıcı bilançoyu ortaya koydu. Sadece bir yıl içerisinde dünya genelinde tam 282 milyon yeni vaka tespit edilirken, bu vakaların 610 bini ne yazık ki ölümle sonuçlandı. Rakamların büyüklüğü, sorunun ne denli acil bir müdahaleye ihtiyaç duyduğunu gösteriyor. Küresel çapta bir farkındalık yaratmak amacıyla her yıl 25 Nisan tarihinde anılan Dünya Sıtma Günü, bu yıl uluslararası arenada "Sıtmayı Ortadan Kaldırmak İçin: Şimdi Yapabiliriz ve Şimdi Harekete Geçmeliyiz" şeklindeki kararlı bir temayla idrak ediliyor.
Kara kıtada beş yaş altı çocukların acı tablosu
Hastalığın küresel dağılımına bakıldığında, adaletsiz bir coğrafi yükün varlığı açıkça göze çarpıyor. Salgının yıkıcı etkilerini en derinden hisseden bölge açık ara farkla Afrika oldu. Kıtada 2024 yılı boyunca 265 milyon kişiye teşhis konulurken, hastalıktan kaynaklı 579 bin can kaybı yaşandı. Bu oranlar, dünya genelindeki tüm vakaların yaklaşık yüzde 94'ünün tek bir kıtada yoğunlaştığını belgeliyor. En acı verici istatistik ise kurbanların yaş dağılımında gizli. Bağışıklık sistemleri henüz tam anlamıyla gelişmemiş olan 5 yaş altı çocuklar, bu ölümcül parazite karşı en savunmasız grubu oluşturuyor ve bölgedeki toplam ölümlerin tam yüzde 75'i bu yaş grubundaki minik bedenlerden oluşuyor. Dünyadaki toplam vakaların neredeyse yarısı, sağlık altyapısının yetersiz olduğu Nijerya, Demokratik Kongo Cumhuriyeti, Uganda, Etiyopya ve Mozambik gibi kısıtlı imkanlara sahip beş ülkede toplanmış durumda.
Basit bir sivrisinek ısırığının yarattığı büyük yıkım
Bu büyük küresel krizin arkasındaki biyolojik mekanizma ise aslında oldukça küçük bir canlıya dayanıyor. Dişi anofel cinsi sivrisineklerin insanları sokmasıyla kan dolaşımına aktarılan parazitler, kısa sürede vücudu ele geçiriyor. Tıbbi otoriteler tarafından tamamen "tedavi edilebilir ve önlenebilir bir hastalık" olarak sınıflandırılmasına rağmen, erken teşhis edilemediğinde veya doğru ilaçlara ulaşılamadığında süreç hızla geri dönülemez bir yola giriyor. Hastalığa yakalanan bireylerde şiddetli ateş, durdurulamayan titreme krizleri, keskin baş ağrıları ve derin bir yorgunluk hissi baş gösteriyor. İlerleyen evrelerde ise gözlerde ve deride sararma, nefes darlığı ve hatta nöbetler yaşanarak hastanın hayati fonksiyonları durma noktasına gelebiliyor.
İki farklı aşıyla güçlenen umut ışığı ve uluslararası seferberlik
Karanlık tabloyu tersine çevirmek için uluslararası kuruluşlar ve ilaç endüstrisi eşgüdümlü bir çaba yürütüyor. Salgın riski yüksek olan coğrafyalarda parazit taşıyıcı sivrisineklerden korunmanın en temel ve geleneksel yolu olarak ilaçlanmış cibinliklerin kullanımı şiddetle tavsiye ediliyor. Ancak asıl büyük devrim, biyoteknoloji laboratuvarlarından çıkan aşı formülleriyle yaşanıyor. 2019 yılından bu yana Küresel Aşı ve Bağışıklama İttifakı'nın da aralarında bulunduğu birçok uluslararası fonun desteğiyle büyük bir seferberlik yürütülüyor. Ekim 2023'te kullanıma giren ve mevcut aşıların tedarikini destekleyen ikinci aşı alternatifi R21/Matrix-M, özellikle risk altındaki bölgelerde yaşayan milyonlarca çocuğa kalkan oldu. Yürütülen bu devasa aşılama ve koruma girişimleri sayesinde, 2000 ile 2023 yılları arasındaki dönemde yaklaşık 2,2 milyar insanın hastalanmasının önüne geçildiği tahmin ediliyor.
Avrupa ve Türkiye coğrafyasında yerel enfeksiyon dönemi kapandı
Kıtalar arası varoluşsal bir sağlık kriziyle mücadele sürerken, dünyanın diğer bölgelerinden gelen haberler, doğru sağlık politikalarıyla bu hastalığın nasıl kökünün kazınabileceğini kanıtlıyor. Özellikle Avrupa kıtasında, güçlü sağlık altyapısı ve sıkı denetimler sayesinde 2015 yılından bu yana tek bir yerel teşhis bile konulmadı. Benzer ve son derece gurur verici bir tablo Türkiye için de geçerli. Sağlık Bakanlığı'nın uzun yıllara yayılan kararlı çalışmaları, etkili ıslah yöntemleri ve filyasyon uygulamaları neticesinde, ülke sınırları içerisinde yerli enfeksiyon tamamen bitirilmiş durumda. Türkiye'de 2010 yılından bu yana kaydedilen vakaların tamamının, hastalığın endemik olduğu coğrafyalara seyahat eden kişilerden kaynaklanan yurt dışı menşeli vakalar olduğu resmi raporlara yansıyor.





