Türk sinema tarihinin en önemli ve saygın kadın oyuncularından biri olarak kabul edilen Nur Sürer, son günlerde magazin ve sanat dünyasının gündemini derinden sarsan oldukça tartışmalı bir çıkışa imza attı. Uzun yıllardır eserleriyle övülen ancak özel hayatındaki vukuatları ve işlediği cinayet nedeniyle kamuoyunda ciddi bir kutuplaşma yaratan usta yönetmen Yılmaz Güney hakkında konuşan Sürer, meslektaşını kesin bir dille savundu. Güney'in sanat dünyası için taşıdığı değere vurgu yapan deneyimli oyuncu, onu tüm sinema emekçileri ve sanatçılar için adeta aşılamaz bir "kırmızı çizgi" olarak nitelendirdi. Sürer'in bu keskin savunması, sanatçının eserleri ile kişisel ahlakının ve işlediği suçların birbirinden ne kadar ayrı tutulabileceği yönündeki o bitmek bilmeyen felsefi tartışmayı bir kez daha alevlendirdi. Ancak olayın asıl infial yaratan boyutu, sanatçının usta yönetmeni savunurken kurduğu talihsiz cümleler ve yaptığı tarihsel karşılaştırmalar oldu.
Kadına şiddet eleştirilerine verilen ilginç yanıt
Gündemi sarsan açıklamalarının detaylarında Nur Sürer, meslektaşına yöneltilen eşine şiddet uyguladığı yönündeki haklı eleştirileri göğüslemeye çalışırken oldukça ilginç ve bir o kadar da tepki çeken bir argüman sundu. "İşte 'karısını dövdü' falan diyorlar. Bizim analarımız da bazen babalarımızdan tokat yiyordu" ifadelerini kullanan usta oyuncu, geçmiş dönemlerdeki ataerkil aile yapısını ve ev içi şiddeti bir nevi dönemin normaliymiş gibi sunarak eleştirilerin odağına yerleşti. Günümüzde kanayan bir yara olan kadına şiddet konusuna da değinen Sürer, Türkiye'de sadece bir gün içinde altı kadının acımasızca katledildiğini hatırlattı. Sanatçı, günümüzdeki bu korkunç kadın cinayetlerinin hesabının yeterince sorulmadığını savunurken, 43 yıl önce hayatını kaybetmiş bir ismin ve 52 yıl önce işlenmiş bir cinayetin faturasının bugün 21 yaşındaki gençler tarafından sorulmasını ironik bulduğunu ifade etti. Fakat bu savunma taktiği, günümüzdeki acıları referans göstererek geçmişteki şiddeti önemsizleştirdiği gerekçesiyle kamuoyunda büyük bir hayal kırıklığı yarattı.
Sosyal medyada çığ gibi büyüyen tepkiler
Açıklamaların basına yansımasının hemen ardından dijital platformlarda kelimenin tam anlamıyla bir fırtına koptu. Özellikle X (eski adıyla Twitter) ve Instagram gibi yoğun etkileşim alanlarında kullanıcılar, Nur Sürer'in sözlerine karşı örgütlü bir tepki gösterdi. Gelenekselleşmiş aile içi şiddeti "analarımız da tokat yiyordu" diyerek olağanlaştırmanın tehlikelerine dikkat çeken binlerce sosyal medya kullanıcısı, usta oyuncuyu sert bir dille eleştiri yağmuruna tuttu. Yapılan yorumlarda en çok öne çıkan temalar; "Dayağı normalleştiremezsiniz", "Cinayeti meşrulaştırıyor. Kadına şiddeti meşrulaştırıyor" ve "Sanatını sevmek, adamı savunmayı mı gerektiriyor?" şeklindeki isyan cümleleri oldu. Sanat camiasının aydın ve entelektüel geçinen isimlerinin, konu kendi ideolojik mahallelerinden veya putlaştırdıkları figürlerden açıldığında nasıl çifte standart uyguladığını savunan pek çok kişi, "Cadı sizden olunca ne de güzel övüyorsunuz büyülerini" yorumlarıyla entelektüel ikiyüzlülüğe isyan etti.
Sanat ve sanatçının özel hayatı ikilemi
Bu hararetli tartışma, aslında çok daha derin bir toplumsal ve sanatsal çıkmazın dışa vurumu olarak değerlendiriliyor. Yılmaz Güney, Cannes Film Festivali'nde aldığı Altın Palmiye ile Türkiye'yi uluslararası arenada gururlandırmış, filmleriyle Anadolu insanının dertlerini beyaz perdeye taşımış tartışmasız bir dehadır. Ancak aynı ismin bir hakimi silahla vurarak öldürmesi ve eşine yönelik fiziksel şiddet uyguladığına dair kendi yakın çevresinin bile doğruladığı anlatılar, onun mirasının üzerine her daim karanlık bir gölge düşürmüştür. Nur Sürer gibi sektöre yıllarını vermiş isimler için bu figür, devrimci bir sinema ikonunu ve aşılması teklif dahi edilemeyecek bir "kırmızı çizgi"yi temsil ederken; yeni jenerasyon ve insan hakları savunucuları için hiçbir sanatsal başarının, bir insanın canını almayı veya kadına şiddet uygulamayı aklayamayacağı gerçeği ağır basmaktadır.