İzmir’in kent belleğinde sarsılmaz bir yere sahip olan taşınmazlar, son dönemde Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün gerçekleştirdiği "sessiz tescil" işlemleriyle büyük bir hukuki ihtilafın merkezine yerleşti. Konuya ilişkin sert bir açıklama yapan CHP İzmir Milletvekili Rahmi Aşkın Türeli, belediyeye herhangi bir tebligat yapılmaksızın tapu üzerinden gerçekleştirilen devir işlemlerinin demokratik teamüllere aykırı olduğunu savundu. Mart 2026 başında Meslek Fabrikası üzerindeki "ihtiyati tedbir" kararının kaldırılmasının ardından başlayan tahliye baskısını "idari bir zulüm" olarak nitelendiren Türeli, İzmir’in sahipsiz olmadığını vurguladı.
Atatürk’ün imzasıyla başlayan 100 yıllık hak mücadelesi
Tartışmaya konu olan yapıların tarihsel arka planına dikkat çeken Türeli, bu mülklerin belediyeye "bedelsiz" geçmediğini hatırlattı. Özellikle Meslek Fabrikası binasının 1926 yılında bizzat Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün imzasıyla belediyeye devredildiğini ve 2007 yılında vakıf şerhi bedeli ödenerek tapusunun tamamen alındığını belirtti. Milli Mücadele’nin kalbi olan Egemenlik Evi’nin ve 16. yüzyıl eseri olan Namazgâh Hamamı’nın da belediyenin öz kaynaklarıyla korunduğunu ifade eden Türeli, "Parasını alıp helalleştiğiniz taşınmazların tapusuna yıllar sonra el koymanın mantıklı bir açıklaması yoktur" dedi.
Sosyal belediyeciliğin kalbine müdahale
Söz konusu yapıların sadece taşınmaz değil, yaşayan birer hizmet merkezi olduğu vurgulandı. Türeli, el konulmak istenen binaların sunduğu kamu hizmetlerini şu verilerle paylaştı:
-
Meslek Fabrikası: 145 bin kursiyere eğitim sağladı, 37 bin kişiye istihdam kapısı açtı.
-
Gasilhane ve Morg Alanı: Yılda 55 bin ev ziyareti yapan "Evde Bakım Birimi"nin lojistik merkezi ve afet deposu olarak kullanılıyor.
-
Namazgâh Hamamı: Yaklaşık 51,5 milyon TL yatırımla tarih turizmine kazandırılan yaşayan bir kültür varlığı.
-
Egemenlik Evi: 2020 depremi sonrası belediyenin yönetim merkezi olarak kritik bir görev üstlendi.
"Halkın vergileri çöpe atılamaz"
Milletvekili Türeli, bu yapıların tahliye edilmesinin sadece idari bir karar değil, aynı zamanda büyük bir kamu zararı anlamına geleceğini belirtti. Sadece Namazgâh Hamamı ve Meslek Fabrikası restorasyonları için güncel rakamlarla milyonlarca liralık kamu kaynağı harcandığını hatırlatan Türeli, Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün İzmir’deki 700 acil restorasyon bekleyen yapıya odaklanmak yerine, belediyenin işleyen sistemine müdahale etmesini "cezalandırma politikası" olarak tanımladı.
Hukuki süreç Anayasa Mahkemesi’nde
Meselenin anayasal boyutuna da değinen Türeli, 5737 sayılı Vakıflar Kanunu’nun 30. maddesinin CHP tarafından Anayasa Mahkemesi’ne taşındığını hatırlattı. Mevcut uygulamanın "Mülkiyet Hakkı", "Yerel Yönetimlerin Özerkliği" ve "İdarenin Bütünlüğü" ilkeleriyle açıkça çeliştiğini belirten Türeli, İzmir halkının ortak malını korumak için her türlü hukuki ve siyasi mücadeleyi sürdüreceklerini ifade ederek açıklamasını tamamladı.




