9 Eylül’den İzmir Fuarı'na bir özgüven hikâyesi

İktisat Kongresi’nin toplanmasından, İzmir Fuarı'nın kuruluşuna kadar ekonomik atılımların başlangıç yerinin İzmir olması tesadüf değil. Batılı ülkelere karşı verilen siyasal, askeri ve ekonomik mücadelenin başlangıç ve bitiş noktasının hatırlatıcısıdır fuar. O nedenle de kapılarına Lozan, Montrö, 9 Eylül, Cumhuriyet, 26 Ağustos isimleri verilmiştir. Tarihçi Yazar Pınar Sözer, İzmir Fuarı'nın tarihsel önemini yazdı.

9 Eylül’den İzmir Fuarı'na bir özgüven hikâyesi

Pınar SÖZER/ Tarihçi / Yazar

Tüccarların alışveriş merkezleri ve pazarlarda yerel üreticilerle ticaret yapmaları eski Mısır ve Roma İmparatorluğu dönemlerinden beri var olmasına karşın “Fuar” sözcüğü ilk kez ortaçağ döneminde kullanılmış olup, Latince “Feria” kelimesinden geliyor. Feria, aslında manastır ya da kilise yakınlarında kurulan dini festivallere verilen isimdi. Yakın tarihimizde, bilinen ilk uluslararası fuar İstanbul’da 1863’de düzenlenen “Sergi-i Osman’dı. Fuarda Avrupa ülkelerine ait sanayi ürünleri ile birlikte yerli ve yabancı toprak ürünleri sergilenmişti. Türkiye’nin ilk uluslararası Fuarı’nın doğuşu ise 17 Şubat 1923’de Mustafa Kemal Paşa'nın emriyle İzmir'de toplanan İzmir İktisat Kongresi'yle başlıyordu. Mekân olarak İkinci Kordon'da Osmanlı Bankası'nın depo olarak kullandığı Hamparsumyan binası seçilmişti. Burada, el tezgâhı ve küçük sanayi ürünleri sergileniyor, Türk’ün kendi gücüyle ürettikleri üzerinden ulusal ekonomi kararları alınmaya çalışılıyordu. “Numune Meşheri ”adlı ilk sergiye katılanlardan biri de Buldan dokumacılarını temsil eden Behçet Uz’du. İlk serginin kendisi üzerinde bıraktığı izlerle Avrupa’daki seyahatleri sırasında dünyanın başlıca sergi ve fuarlarını değişik açılardan gözlemlemiş olan Uz, ileride İzmir’i bambaşka bir şehir yapacak olan adamdı. İzmir Enternasyonal Fuarı’nın çekirdeği 1923’de bu kongrede Büyük Atatürk’ün emirleri ile “9 Eylül Yerli Mallar Sergisi” olarak başladı. Bu sergilerin sürdürülmesi sorumluluğunu da İzmir Valisi Kazım Bey üstlenecekti.

“ 9 Eylül sergisi”

Vali Kazım Dirik’in kararıyla 1927 yılında Mithat Paşa Sanat Okulu’nda “9 Eylül Yerli Malları Sergisi” adıyla 4 Eylül’den 11 Eylül’e kadar bir fuarın kurulması kararlaştırılmıştı. 338 esnaf mal ve hizmetlerini sergilemişti. İzmir’den Salahaddin ve Mehmet Hilmi Beylerin inci diş macunu, Cumhurbaşkanı Gazi Kemal Paşa’nın son genel taarruz esnasında Kum Tepede çekilmiş bir fotoğrafını sergileyen Resne Fotoğrafhanesi, Matbaa harflerinin İzmir’de yapıldığını bilmeyenlere duyuran Ahenk Matbaası, İzmir Kestane Pazarı'nda zirai aletler fabrikası sahibi Saadettin Bey’in pullukları, İzmir’in Küçük Demir Hanı’nda Mustafa Numan Efendi’nin meydana getirdiği sacdan yapılmış soba boruları, Bursalı Ali Galip’in ziyaretçilerin gözdesi olan şekerlemeleri, 9 Eylül Sergisi’nin İzmir markalarıydı. Karantina ve Göztepe dikiş yurtlarının örme ve trikotaj işleri ile tıbbi ecza sanatında tanınmış olan Ferid Eczacıbaşı’nın firması Avrupa mallarının kalitesindeki ürünleriyle birer altın madalya ile ödüllendirilmişlerdi. Sergi, 1933’de “9 Eylül Panayırı” adıyla bugünkü Cumhuriyet Meydanı’ndaki alana taşındı. 1936’da Kültürpark'ın yapımıyla 1 Eylül’de görkemli bir törenle ebedi yerine kavuşmuştu.

Suat Yurdkoru, 1933'de Türk Halkevleri sporcularının başında gönüllü olarak Rusya’ya gitmiş ve çeşitli Rus kentleri ve Avrupa kentlerinin parklarını görmüş, İzmir’e dönüşünde bu büyük kent parkı orman alanlarından bahsederek Kültürpark düşüncesini İzmir Belediye Başkanı Dr. Behçet Uz’la paylaşmıştı. Belediye Başkanı’nın aklındaki fuar projesiyle Kültürpark hayali birleşince Basmane ve Tepecik’e doğru uzanan geniş yangın harabelerinin yeni ismi Kültürpark olmuştu. Dönemin Ticaret odası dahil projenin başarılacağına inanmayanlar her ne kadar “külüstür park” tabirini kullansalar da başkan, heyecanını hiç yitirmemişti.1935’de gazetecilerle yaptığı konuşmada; “Kültürpark gündelik işlerden boğulan, yorulan halk için bol hava, güneş, serinlik alacakları tam bir sağlık kaynağı olacak, 360 bin metrekare ormanlık alanın içinde devrimin bütün özelliklerini yaşatacak kültür kurumları bulunacak, özellikle bir çok müze kurulmasını planlıyoruz” diyerek müzeleri şu şekilde açıklıyordu;

“Atatürk Köşkü hazırlanacak, bu köşkte Atatürk’ün çocukluğundan itibaren geçirdiği hayat ve Türk ulusuna yaptığı sayısız hizmetler canlandırılacak. Bu köşkte Atatürk’ün inkılâp arkadaşı İsmet İnönü için de bir salon bulunacak. Devrim müzesi: Bu müze Türk ihtilalini ve devrim hareketlerini canlandıracak. Askeri Müze: Türk askerlerinin ve Türk ordusunun tarihin başlangıcından beri geçirdiği ilerleme safhaları ve Cumhuriyet ordusunun modern durumunu gösterecek. Sağlık Koruma Müzesi: Fena ve bulaşıcı hastalıkların yaptığı etkiler ve bunlardan korunma yolları halka öğretilecek. Toprak ve Endüstri Ürünleri Müzesi: Ege Bölgesi’nde topraktan ve fabrikalardan yetişen bütün ürünleri gösteren sürekli bir sergi şeklinde olacak. İzmir Sivil Müzesi, buraya taşınacak. Jeolojik, antropolojik, astronomik bir müze de kurulacak”.

Bütün müze hayalleri tam olarak gerçekleşmemiş olsa da, müzesiyle spor ve sanat alanlarıyla bir zamanlar hayvanat bahçesiyle İzmir’in artık doğa içinde bir kültür merkezi vardı. Üstelik burası ticari ilişkilerin kurulduğu Ege turizmini Dünya’ya tanıtan, Türkiye ekonomisine büyük girdiler sağlayan bir ekonomik atılım modeliydi. 1936’da İzmir Enternasyonal Fuarı'na 93’ü yabancı toplam 514 firma katıldı. Şehirdeki otel ve pansiyonlar da tamamen dolunca, Devlet Denizyolları İdaresi'nin 300 yataklı Karadeniz Vapuru da sergi sonuna kadar İzmir’de seyyar otel vazifesini görmek üzere limanda demirli bulunduruldu. Vapurun bütün kamaraları kiralanmıştı. Fuar Komitesi İzmir basınına verdiği ilanlarda İzmirliler'in fuar süresince evlerini pansiyon olarak ziyaretçilere kiralamasını talep ediyordu. Şehirde tek boş yatak kalmamıştı.

Emekçi atlar

Bir nalın altında yalaktan su içen üç at heykeli size ne ifade eder? “Emekçi Atlar Heykeli” 80 yıldır Kültürpark ’ta duruyor. Bir bağımsızlık mücadelesinin simgesi olarak, ulusal sermayemizle kendi çabamız, kendi emeğimizle küllerinden yeniden doğan İzmir’in Türkiye’nin simgesi olarak orada öyle sessizce duruyor. 13 Eylül 1922’de İzmir yangınında 25.000 bina yok olmuş, bu günkü Kültürpark’ın bulunduğu alan moloz ve enkaz yığını bir bataklığa dönüşmüştü. Kötü bir dere yatağının ve suçluların bulunduğu çöküntü alanının yeniden düzenlenerek Kültürpark’ın kurulması büyük bir vizyon, büyük emek ve fedakarlık işiydi. Belçika’dan bir mühendis bu konu ile ilgili görevli olarak İzmir’e gelmiş ve harap olmuş İzmir’e bakarak, 'bu enkazı 40 yılda kaldırabilirseniz sizi tebrik etmek gerekir' demişti. Çünkü bu iş için gerekli olan bütçe, o zamanki belediye bütçesinin neredeyse iki katıydı. Belediye Başkanı Behçet Uz ise yerli sermaye ile 23 ayda enkazı kaldırdı. Tonlarca enkazı gece gündüz taşıyan ise atlardı. Atların 168 tanesi ölünce Kültürpark’ın yapımında ölen atlar için anıt yapılmasına karar verildi. 1934’de Kültürpark çalışmaları başladığında, İzmir Bayındırlık Planı'nda ayrılan park yeri 60 bin metrekare idi. Gelecekteki ihtiyaç için bu yeri yetersiz bulan belediye başkanı, Belediye İmar Planı'nda gerekli değişikliği yaptırarak henüz satılmamış arsaları ilave ederek 60 bin metrekareyi, 360 bin metrekareye çıkardı.

Yeniden doğuyoruz

Osmanlılar döneminde, İzmir ekonomik sömürünün en yoğun olduğu alanlardan biriydi. Yabancı sermayenin en çok yatırım yaptığı ve yabancı girişimcilerin uğrağı haline gelen bu Levant şehri, I. Dünya Savaşı'ndan sonra işgale uğrayınca esaretin, Kurtuluş Savaşı’nda verilen mücadeleler sonrasında da bağımsızlığın sembolü olmuştu. Türkiye’nin bu büyük zaferi ekonomik açıdan da Batılı devletlere kanıtlaması için büyük bir fırsattı İzmir. Savaştan yeni çıkmış Anadolu’nun ekonomik kaynakları tükenmişti. Avrupa parası olmadan Türkiye’nin ayağa kalkabileceğine kimse inanmıyordu. Dolayısıyla, İktisat Kongresi’nin toplanmasından, İzmir Fuarı'nın kuruluşuna kadar bu ekonomik atılımların başlangıç yerinin İzmir olması tesadüf değildi. Sizin yaktığınız yerlerde biz yeniden doğuyoruz deniliyordu. Batılı ülkelere karşı verilen siyasal, askeri ve ekonomik mücadelenin başlangıç ve bitiş noktasının hatırlatıcısıydı fuar. O nedenle de kapılarına Lozan, Montrö, 9 Eylül, Cumhuriyet, 26 Ağustos isimleri verilmişti. İEF, uzun yıllar, sergiden, panayıra, panayırdan fuara, ülkenin tarihi gelişiminin de göstergesi oldu. 20 Ağustos - 20 Eylül tarihleri arası Hem İzmir’in hem Türkiye’nin eğlence ve ticaret merkeziydi İzmir Fuarı. İzmir Fuarı ve Kültürpark Türkiye’nin ekonomik özgüvenini Dünya’ya duyurduğu yerdir. O nedenle Kültürpark’ta yapılan her ekleme, her yıkım, her değişiklik tarihe karşı sorumluluğumuzdur.

Kaynakça:

Umur Sönmezdağ, İzmir Tarihinde Sergi, Panayır, Fuarlar Ve Kültürpark,

Yılmaz Fikret– Sabri Yetkin, İzmir Kent Tarihi

Esra Polat, Uluslar Arası İzmir Fuarının Kuruluşu Ve İlk Sergiler

YORUM EKLE

banner97

banner96