Rojda DOLGUN/ Türkiye futbol tarihinde bir ilki temsil eden ilk milli kadın hakem Elmas Arabacı, mesleğe adım attığı günden itibaren yalnızca sahadaki kararlarıyla değil, varlığıyla da mücadele verdi. Arabacı’nın anlattıkları, kadınların sporda görünür olmasının ne denli zor bir zeminde gerçekleştiğini tüm açıklığıyla ortaya koyuyor. İzmir’e ilk geldiği gün kendisine ayrı bir soyunma odası verilmemesi, bu mücadelenin sembolik başlangıcı oldu. Erkek hakemlerle aynı ortamda üstünü değiştirmek zorunda bırakılan Arabacı, o anı bir geri çekilme değil, bir duruş anı olarak tarif ediyor.
“En büyük zorluk soyunma odası verilmemesiydi”
Elmas Arabacı, erkek egemen dilin ve alışkanlıkların sorgulanmadığı o ortamda, empatiyi merkezine alan bir örnek verdi. Anneler, kız kardeşler, eşler üzerinden kurduğu anlatım, ortamın bir anda susmasına neden oldu.
Arabacı, kadın hakem olarak yaşadığı zorluklar hakkında “En büyük zorluk, İzmir'e geldiğim zaman bana bir soyunma odası vermemeleriydi. Erkeklerle aynı yerde soyundum, giyindim. Bunun adı inat mı? Evet, inadım işte böyle. Eğer gürlemeye ihtiyacı olan varsa kapı orada, dedim. Diyelim ki anneniz, kız kardeşiniz, neneniz hep beraber bir yere gittiniz. Öyle bir yer ki, dışarı çıkmanız mümkün değil. Üstlerini değiştirmek lazım. Bunu öyle algılamalarına yönelik bir konuşma yaptım. O günden sonra erkeklerle aynı yerde soyundum. Yaşadığım zorluklar arasında hep aşağılanmak bulunuyor” dedi.

Önyargıların coğrafyası
O dönem için kadın bir hakemin sahaya çıktığı yıllarda bunun alışıldık bir görüntü olmadığını hatırlatan Arabacı, buna rağmen ciddi bir saygısızlıkla karşılaşmadığını söylüyor. İlk tepkiler çoğu zaman şaşkınlıkla sınırlı kalmış. Özellikle Diyarbakır, Mardin gibi kentlerde gördüğü ilgi ve saygının, büyük şehirlerdekinden daha güçlü olduğunu vurguluyor. Valilik kupası maçlarında baş tacı edildiğini anlatırken, diğer şehirlerde gördüğü dayanışmanın altını özellikle çiziyor.
Arabacı’nın anlatımında dikkat çeken bir diğer nokta, önyargıların dağılımı. Kadın hakemlere yönelik küçümseyici bakışın, çoğu zaman büyük şehirlerde daha görünür olduğunu söylüyor. İlk antrenmanını Göztepe Stadı’nda yaptığında duyduğu “bayan hakem” fısıltıları, bu bakışın bir yansımasıydı. Buna karşılık Anadolu’da gördüğü sahiplenme, onun mesleki yolculuğunda önemli bir moral kaynağı olmuştu. Kendi ifadesiyle şansı, oralarda başlayıp zirveye doğru ilerleyebilmekti. Arabacı “İlk antrenmana Göztepe’de başladık. Kadın hakem, denilerek şaşırıyorlardı. Diyarbakır’da ve Mardin’de böyle bir aşağılanma sezmedim” dedi.
“Burada benim borum ötüyor”
Saha komiserliği yaptığı dönemlerde, güvenlik güçleriyle kurduğu ilişki de Arabacı’nın mesleki duruşunu anlatan çarpıcı örneklerden biri. Sahada otoritenin kimde olduğunu net biçimde ortaya koyan tavrı, kısa sürede karşılık bulmuş. “Burada benim borum ötüyor” ifadesi, sahadaki yetkinin cinsiyetle değil, kararlılıkla ilgili olduğunun ilanıydı.
Bugüne gelindiğinde spor kurumlarının kadın hakemleri yeterince desteklemediğini açıkça dile getiriyor Arabacı. Ona göre camiada gerçek bir dayanışma yok. Herkesin birbirinin kuyusunu kazdığı bir düzenin sürdürülebilir olmadığını savunuyor. İş ortamında sınırların net çizilmesi gerektiğini, aksi halde otoritenin zedelendiğini vurguluyor.

Dayanışmanın kaybolan yüzü
Arabacı, geçmişle bugünü karşılaştırırken en çok özlediği şeyin dayanışma olduğunu söylüyor. Eskiden hakemin hakeme sahip çıktığını, bugün ise kaçan bakışların hâkim olduğunu anlatıyor. Buna rağmen hâlâ işini layıkıyla yapanları sevdiğini, emeğe saygısının hiç azalmadığını ekliyor.
Arabacı’ya göre en büyük zorluklardan biri, sahada tek kadın olmanın yarattığı yalnızlık. Destek mekanizmalarının zayıf olduğu bir dönemde ayakta kalmanın yolunun, tamamen kişinin karakterinden geçtiğini vurguluyor. Kendini saydırmanın, mesafeyi korumanın ve ağırlık koymanın altını çiziyor. Ona göre fazla samimiyet, bu tür ortamlarda bir süre sonra kişiyi silikleştiriyor. “Ağırlığımızı korumalıyız” sözleri, yılların biriktirdiği deneyimin kısa bir özeti gibi. Arabacı, “Kadınlar açısından başlıca zorluk, işleri başarmak için desteğe ihtiyaç duymak. Kadınlar, kendini saydırmayı bilmeli” diye konuştu.
"Güçlü karakter olmadan olmaz"
Arabacı, zayıf karakterin bu dünyada barınamayacağını, ses getirmeyen bir duruşun kimseyi ikna etmeyeceğini söylüyor. Kadın ya da erkek fark etmeksizin, sahada ve hayatta güçlü olmanın tek yolunun kararlılıktan geçtiğini vurguluyor. Hayatının en ağır dönemlerinden biri, hakemliğe yeni başladığı yıllarda yaşadığı ciddi sağlık sorunları oldu. Göğüs hastalıkları nedeniyle iki göğsünü kaybettiği süreçte bile sahadan kopmak istemedi. Çevresindekilerin endişesine rağmen maça çıkması, tribünlerden gelen alkışlarla karşılık buldu. “Elmas abla” diye yükselen sesler, onun için yalnızca bir destek değil, verdiği mücadelenin onayıydı.

Sahada ve hayatta iz bırakmak
Elmas Arabacı’nın hikâyesi, yalnızca bir hakemin sahadaki mücadelesi değil; kadınların erkek egemen alanlarda var olma ısrarının da güçlü bir özeti. Soyunma odasından tribünlere, önyargılardan kurumsal sessizliğe kadar uzanan bu yolculuk, bedel ödemeden kazanılan hiçbir alan olmadığını bir kez daha hatırlatıyor. Arabacı, karşısına çıkan engelleri geri çekilme sebebi değil, duruşunu keskinleştiren eşikler olarak aşmayı başardı.
Bugün geriye dönüp bakıldığında onun sahadaki varlığı, yalnızca bir “ilk” olmanın ötesinde, ardından gelen kadınlar için açılmış bir yol anlamına geliyor. Dayanışmanın zayıfladığı, yalnızlığın derinleştiği bir düzende Elmas Arabacı’nın sesi, hâlâ net ve güçlü. Saygıyla kazanılan bu duruş, sahada da hayatta da iz bırakmaya devam ediyor.




