Türkiye'nin batıya açılan kapısı ve en kalabalık üçüncü metropolü olan İzmir, giderek derinleşen iklim krizi ve bunun doğal sonucu olan kuraklık tehdidine karşı savunma hatlarını güçlendiriyor. Bu kapsamda, kentin su ve kanalizasyon idaresi olan İZSU Genel Müdürlüğü ile İzmir Büyükşehir Belediyesi'nin vizyoner iş birliğiyle "Dijital Dünyada İklim Değişikliği İçin Kentsel Yeraltısuyu Sürdürülebilirliği" başlıklı dev bir panel organize edildi. Kente hayat veren su kaynaklarının nasıl daha verimli yönetilebileceğinin tartışıldığı ve yaklaşık sekiz saat süren bu yoğun mesai, Tarihi Havagazı Fabrikası'nın o büyüleyici atmosferinde gerçekleştirildi. Avrupa Birliği fonlarıyla desteklenen ve İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü'nün (İYTE) akademik desteğini arkasına alan proje, kentin su haritasını dijital veriler ışığında yeniden şekillendirmeyi hedefliyor.
Kıyı şeridindeki tuzlanma ve kentin benzersiz su altyapısı
Panelin ilk oturumu, İZSU Genel Müdürü Gürkan Erdoğan'ın kentin su bilançosuna dair yaptığı çarpıcı açıklamalarla başladı. İzmir'in su temini açısından İstanbul ve Ankara gibi diğer büyük metropollerden tamamen farklı ve çok daha hassas bir karaktere sahip olduğunu vurgulayan Erdoğan, "Diğer büyük şehirlerimizde musluklardan akan suyun neredeyse tamamı barajlardan gelirken, bizim kentimizde suyun yüzde 60'ı yeraltı kuyularından, sadece yüzde 40'ı barajlardan sağlanıyor" dedi. Kent genelinde aktif olarak çalışan 1600 civarında su kuyusu bulunduğunu belirten Genel Müdür, özellikle 11 kıyı ilçesinde yer alan 318 kuyunun denize olan yakınlıkları nedeniyle ciddi bir tuzlanma riskiyle karşı karşıya olduğunu ifade etti. Erdoğan, doğrudan deniz suyu arıtma sistemlerinin kurulum ve işletim maliyetlerinin, tuzlanmış yeraltı sularını arıtmaya kıyasla üç kat daha pahalı olduğunu hatırlatarak, kıyı şeridindeki akiferlerin (yeraltı su hazneleri) dijital sensörlerle izlenmesinin ve pilot arıtma tesisleri kurulmasının ne denli hayati bir zorunluluk olduğunun altını çizdi.
Kuraklığın acı faturası ve yağışlarla gelen geçici rahatlama
İklim krizinin kentin su rezervleri üzerindeki yıkıcı etkilerini somut verilerle ortaya koyan Erdoğan, geçtiğimiz kış aylarında yaşanan kuraklık kabusunu şu sözlerle anlattı: "Resmi meteorolojik kayıtların tutulmaya başlandığı 1998 yılından bu yana, ekim, kasım ve aralık aylarını kapsayan o kritik üç aylık periyotta böylesine düşük bir yağış rejimi tarihte hiç görülmemiş. Bu eşi benzeri görülmemiş kuraklık yüzünden yılbaşı gecesi kente kesintisiz su sağlamakta inanılmaz zorlandık. Alınan acil tedbirler ve devreye soktuğumuz alternatif kaynaklarla süreci yönettik. Neyse ki ocak ayının ilk haftasıyla birlikte başlayan yağışlar, kuruyan barajlarımızdaki o karamsar tabloyu bir nebze olsun değiştirmeye başladı."
Tarımsal üretimde tuzlanma ve yanlış sulama kurbanı topraklar
Oturumun ilerleyen saatlerinde söz alan Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. M. Tolga Esetlili, yeraltı sularındaki tuzlanmanın sadece içme suyu kalitesini değil, kentin devasa tarım potansiyelini de doğrudan vurduğuna dikkat çekti. Çiftçilerin düşen verimi dengelemek için bilinçsizce kimyasal gübrelere yüklendiğini belirten Esetlili, "Yanlış uygulanan gübreler zamanla toprağın derinliklerine süzülerek yeraltı sularımızı zehirliyor. Artık dededen kalma vahşi salma sulama yöntemlerini derhal terk edip modern basınçlı sulama sistemlerine geçmeliyiz. Tuzlanma sadece bir su sorunu değil; toprak, su ve ekosistemin bir bütün olarak çöküşüdür" diyerek yetkilileri uyardı. İYTE'den Prof. Dr. Orhan Gündüz ise, yeraltı sularının aşırı ve kontrolsüz çekiminin durdurulması gerektiğini, tuzlanan suların ters ozmoz teknolojileriyle kurtarılabileceğini ancak bunun çok ciddi bir enerji ve bütçe planlaması gerektirdiğini ifade etti.
Yağmur suları ve atık su hatları iç içe geçti
Panelin ikinci bölümünde sahneye çıkan Dokuz Eylül Üniversitesi İnşaat Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Okan Fıstıkoğlu, kentin altyapı sorunlarına ve taşkın risklerine farklı bir pencereden baktı. İklim modellerinin hızla değiştiğine işaret eden Fıstıkoğlu, "Yıllar önce 100 yılda bir görülür diye hesaplanıp tasarlanan altyapı boruları, bugün 200 yıllık devasa yağış yükleriyle boğuşmak zorunda kalıyor. İzmir'in o daracık sokaklarında eskiyen atık su hatlarına zamanla yağmur suları da kaçak olarak bağlanmış. Yağışlı günlerde sistemin debisi inanılmaz artıyor ve sokakları su basıyor. Bu devasa metropolde yeraltındaki tüm boruları bir günde yenilemek imkansız ama atık su ve yağmur suyu hatlarını acilen birbirinden ayırmamız şart" tespitinde bulundu.
Kayıp kaçakla mücadelede milyonlarca metreküp su kurtarıldı
Küresel su krizinin geldiği son noktayı özetleyen Dokuz Eylül Üniversitesi'nden Hidrojeoloji Uzmanı Prof. Dr. Celalettin Şimşek ise, dünya genelinde 3 milyar insanın temiz suya erişemediğini hatırlatarak, 2050 yılında 9,2 milyara ulaşacak olan dünya nüfusunun su ihtiyacını karşılamanın bugünden planlanması gerektiğini vurguladı.
Toplantının kapanış bölümünde paylaşılan rakamlar ise, alınan sıkı önlemlerin meyvelerini vermeye başladığını gösterdi. İZSU'nun gece saatlerinde uyguladığı planlı basınç düşümleri, park ve bahçe aboneliklerinin iptal edilmesi ve suyu israf edenlere yönelik kademeli tarife gibi sert tedbirler sayesinde sadece 8 ay içinde kente 14,2 milyon metreküp su tasarrufu sağlandığı açıklandı. En sevindirici gelişme ise borulardaki sızıntılara yönelik oldu. 2024 yılında yüzde 27,17 seviyelerinde olan fiziki kayıp-kaçak oranının, yürütülen hummalı yenileme çalışmaları sonucunda 2025 yılı başı itibarıyla yüzde 24,80'e kadar çekildiği ve bu sayede 5,6 milyon metreküp temiz suyun toprağa karışmaktan kurtarılarak kentin musluklarına yönlendirildiği bildirildi.