ÖZGE UYANIK/ İzmir’de Milli Eğitim Bakanlığı’nın okullarda Ramazan ayına yönelik etkinlikler düzenlenmesini öngören genelgesi tartışma yarattı. İzmir Laik Bilimsel Demokratik Yaşam Platformu, Alsancak Türkan Saylan Kültür Merkezi önünde bir araya gelerek söz konusu genelgenin öğrenciler arasında ayrımcılığa yol açtığını savundu. Basın açıklamasını Eğitim-Sen 1 No’lu Şube Başkanı Hamdi Çalık okudu.
Eğitimde temel sorunlara dikkat çekildi
“Bugün burada Milli Eğitim Bakanlığının yayınladığı ‘’Ramazan Genelgesi’’ sonrasında okullarımızda, öğrenciler, öğretmenler, veliler arasında yaşanan ayrımcı uygulamalar ve bu uygulamaların ortaya çıkardığı olumuz sonuçlar hakkında kamuoyunu bilgilendirmek üzere toplanmış bulunuyoruz. Eğitim, çocukların, düşünen, sorgulayan, özgür bireyler haline gelmesini hedeflemelidir.
Ancak iktidarın eğitim politikalarının yoksulluğu, işsizliği güvencesizliği kamufle etmeye yönelik olduğunu görüyoruz.
• Öğrencilerin büyük bir bölümü sağlıklı beslenme koşullarına sahip değildir.
• Bir öğün ücretsiz yemek ve temiz içme suyu konusunda bakanlığın herhangi bir çalışması ve somut adımı bulunmamaktadır.
• Okulların büyük bir bölümünde fiziki yetersizlikler, temizlik ve hijyen sorunları devam etmektedir.
• Okulların büyük bir bölümünde derslik ve bina yetersizliğinden dolayı hala ikili eğitim yapılmaktadır.
• Güvenlik açığı nedeniyle okullarda şiddet yaygınlaşmış, yakın zamanda İstanbul’da bir öğretmenimiz öğrencisi tarafından bıçaklanarak öldürülmüştür.
• Okullarda kadrolu temizlik görevlisi sorunu devam etmektedir.
• Yoksulluğun artışı ve eğitimin paralılaşması sonucu 1 milyon 508 bin öğrenci okulu terk ettiği anlaşılmaktadır.

“Sorunların üzeri dinle örtülüyor”
Milli Eğitim bakanı Yusuf Tekin imzasıyla yayınlanan genelge ile okul öncesi, ilkokul ve ortaokul çocuklarına yönelik Ramazan ayı etkinlik programları bu sorunların üstünü örtmeye yöneliktir. Ancak bugüne kadar olan uygulamalar göstermiştir ki, sorunları gizlemek için din istismarına yönelinmesi yeni sorunlar yaratmıştır. Bazı öğrenci velilerinden aldığımız bilgilere göre; bir okulumuzda ilkokul 4. sınıf öğrencilerine din kültürü ve ahlak bilgisi öğretmeni tarafından oruç tutanların ödüllendirilmesi, oruç tutmayan çocukların ebeveynlerine ‘biz oruç tutmadığımız için öğretmenimiz bize ödül vermedi’ şeklinde yakınmalarına sebep olmuştur. Aynı zamanda o okulun sınıf öğretmeni din kültürü ve ahlak bilgisi öğretmenine bu yaştaki çocuklar arasında böyle bir ayrımcılığın doğru olmadığını iletmesi üzerine öğretmenler arasındaki iş barışının da zarar gördüğü anlaşılmaktadır.
Okul kapılarına “cennete girenler” yazısı
Başka bir okulumuzda; bazı sınıfların kapılarına ‘Cennette Reyyan adında bir kapı vardır, oradan sadece oruç tutanlar geçebilir’ yazısı yazılmış; bu sınıfa giren öğretmen ve öğrenciler oruç tutanlar ve tutmayanlar, cennete gidecek veya gidemeyecek olanlar adeta kategorize edilmişlerdir.

İftar organizasyonuna bütçe tepkisi
Pek çok lisemizde öğrencilere yönelik iftar programı düzenlenmiş, bu organizasyon ücretleri okul aile birliği bütçesinden karşılanmıştır. Bilindiği gibi okul aile birliği bütçeleri bütün velilerin bağışları ile oluşmaktadır. Dolayısıyla bütün öğrencilerin ortak ihtiyaçları için kullanılmalıdır. Okullarımızda yeterli temizlik malzemesi gibi temel ihtiyaçlar karşılanamazken, okul aile birliği bütçesinin sadece oruç tutanlara iftar vermek üzere kullanılması bir ayrımcılıktır, kabul edilemez.
Bölgemizde farklı inanç, mezhep ve kimlik gruplarının bir arada barış içerisinde yaşamasının garantisi laikliktir. ABD Emperyalizmi ve İsrail siyonizmi İran’a yönelik saldırısında vahşice bombalamalar dışında farklı kimliklerin birbirleri ile çatıştırılması stratejisinin de izlendiğini görüyoruz. Emperyalizmin bu stratejisini başarısızlığa uğratacak olan bütün yurttaşların eşit, özgür temelde kendini ifade edebildiği bir toplumsal yaşamdır. Bu yaşam ancak laiklik ilkesinin korunması ile mümkün olabilir.
Her hangi bir kimliğin diğer kimlikler üzerinde tahakküm oluşturacak şekilde kamu yöneticileri tarafından korunması, diğerlerinin ayrımcılığa tabii tutulması toplumsal barışa hizmet etmez. Milli Eğitim Bakanlığı bu genelgesi ile daha şimdiden öğrencileri oruç tutanlar ve tutmayanlar şeklinde ayrıştırmıştır.
Veliler arasında kırgınlık ve kırılganlıklara yol açmıştır.
9 yaşında çocukların ortak yönlerini değil farklılıklarını ön plana çıkararak gönüllerini kırmıştır.
“Milli Eğitim Bakanına soruyoruz”
Buradan Milli Eğitim Bakanına soruyoruz.
Bu uygulamanızla daha fazla sevap elde ettiğinizi, günahlarınızı azalttığınızı mı düşünüyorsunuz?
Bu uygulamanızla toplumsal barışa hizmet ettiğinizi mi düşünüyorsunuz?
Bu uygulamanızla ülkemizin geleceğine olumlu katkıda bulunduğunuzu mu düşünüyorsunuz?
Gerçek şudur ki;
Bu uygulamanızla daha şimdiden öğrenciler arasında ayrımcılığı körüklediniz. Öğretmenler arasındaki iş barışını bozdunuz. Velileri ayrıştırdınız. Tüm bunları öğrencilere, velilere ve tüm yurttaşlara yaşattığınız yoksulluğu, yoksunluğu örtmek için yaptığınızı biliyoruz. Bu yapılanlar yurttaşların dinsel inançlarını istismar etmektir.
“Laikliği savunmak suç değildir”
Değerli basın emekçileri, değerli İzmirliler!
Laikliği savunanlar din düşmanlığıyla suçlanarak hedef gösteriliyor. Oysa laiklik hiç kimsenin inancı nedeniyle dışlanmayacağı bir toplumsal yaşamın garantisidir.
Çok belirgin biçimde görülmektedir ki, laik eğitimi, laik hukuk düzenini ve laik kamusal hayatı adım adım ortadan kaldırmaya yönelik hamleler ivme kazanmıştır. 168 aydın ve sanatçı tarafından imzalanan ve sonrasında on binlerce yurttaşın da destek verdiği laikliğe sahip çıkıyoruz bildirisi nedeniyle laik eğitimi savunanlar suçlu gibi gösterilerek soruşturmalara tabi tutulmaktadır.
Laikliği savunmak suç değildir.
Buradan ilan ediyoruz.
Bizler, toplumu ayrıştıran, toplumsal gerilimlerden beslenen uygulamalara karşı laikliği savunmaya, devam edeceğiz.”




