Küresel ısınmanın en yıkıcı sonuçlarından biri olan kuraklık ve su kaynaklarının hızla tükenmesi, yerel yönetimleri ve bilim dünyasını acil önlemler almaya itiyor. Bu kapsamda, Türkiye'nin batıya açılan kapısı İzmir, suyun geleceğini güvence altına almak için son derece stratejik bir teknoloji ortaklığına imza attı. İzmir Büyükşehir Belediyesi'nin su ve kanalizasyon idaresi İZSU Genel Müdürlüğü ile kentin en prestijli bilim yuvalarından İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü (İYTE), güçlerini birleştirerek iklim krizi ile mücadelede yeni bir cephe açtı. "Dijital Dünyada İklim Değişikliği İçin Kentsel Yeraltı Suyu Sürdürülebilirliği" adı verilen ve doğrudan Avrupa Birliği tarafından finanse edilen bu dev proje, kentin can damarı olan yeraltı suları ağını dijital bir koruma kalkanı altına almayı hedefliyor. Projenin tanıtım toplantısı, kentin tarihi mekanlarından Havagazı Fabrikası'nda, üst düzey bürokratlar, akademisyenler ve sivil toplum kuruluşu temsilcilerinin geniş katılımıyla gerçekleştirildi.

Kıyı şeridindeki tuzlanma riskine karşı erken uyarı sistemi

Projenin en can alıcı noktasını, özellikle kentin sahil bandında yer alan ve içme suyu şebekesini besleyen yer altı tatlı su havzalarının (akiferlerin) korunması oluşturuyor. İZSU'nun verilerine göre, kente can veren yaklaşık 1600 su kuyusundan 318'i doğrudan kıyı ilçelerinde bulunuyor. Yağışların azalması ve yeraltı su seviyelerinin düşmesiyle birlikte, Ege Denizi'nin tuzlu sularının bu tatlı su rezervlerine sızma riski her geçen gün artıyor. Tam da bu noktada devreye girecek olan 1 milyon Euro bütçeli proje sayesinde, Bergama'dan Selçuk'a kadar uzanan tüm kıyı şeridindeki akiferlere ileri teknoloji ürünü dijital sensörler yerleştirilecek. Bu sistem sayesinde deniz suyu girişimi (tuzlanma) tehlikesi anlık olarak çevrim içi ekranlardan takip edilecek ve tehlike çanları çalmadan önce erken uyarı mekanizması devreye girerek yöneticilere müdahale şansı tanıyacak.

Apple'dan bütçe dostu hamle: iPhone 17e Türkiye fiyatıyla sahneye çıktı
Apple'dan bütçe dostu hamle: iPhone 17e Türkiye fiyatıyla sahneye çıktı
İçeriği Görüntüle

Kişi başına düşen su miktarı tehlike sınırına yaklaşıyor

Toplantıda söz alan İzmir Büyükşehir Belediyesi Başkan Vekili Dr. Zafer Levent Yıldır, tablonun vehametini çarpıcı istatistiklerle ortaya koydu. Artan nüfus, çarpık kentleşme ve iklim değişikliğinin su kaynakları üzerindeki baskıyı dayanılmaz boyutlara taşıdığını belirten Yıldır, "Türkiye'nin yıllık kullanılabilir su potansiyeli yaklaşık 112 milyar metreküp civarında. Milenyumun başında kişi başına düşen yıllık su miktarımız 1.600 metreküp seviyesindeyken, 2024 yılı itibarıyla bu rakam ne yazık ki 1.300 metreküplere kadar geriledi. Eğer bu tüketim ve kuraklık eğilimi böyle devam ederse, 2050 yılına geldiğimizde kişi başına düşen su miktarının 1.200 metreküp civarına inmesini bekliyoruz. Bu rakamlar, ülkemizin hızla 'su stresi yaşayan ülkeler' kategorisine sürüklendiğinin en net ve acı göstergesidir" şeklinde konuştu. Doğayı yok etmenin geri dönüşü olmadığını vurgulayan Yıldır, ortaya çıkan çevresel krizleri bilimsel yaklaşımlarla öngörüp önleyici politikalar geliştirmenin artık bir zorunluluk olduğunu ifade etti.

Bilimsel planlama ile krizleri yönetmek mümkün

İYTE Rektörü Prof. Dr. Yusuf Baran ise konuşmasında, krizin boyutlarına dikkat çekerken umutsuzluğa kapılmak yerine bilimin rehberliğine sığınılması gerektiğinin altını çizdi. Dünyadaki tatlı su kaynaklarının yaklaşık yüzde 30'luk gibi devasa bir bölümünün yeraltı sularından oluştuğunu hatırlatan Rektör Baran, "Depremleri ya da selleri tamamen durduramayız ancak bilimsel yöntemlerle şehirlerimizi bunlara karşı dirençli hale getirebiliriz. İklim krizi ve su sorunu da tam olarak böyle yönetilmelidir" dedi. Suyun yanlış kullanımına da dikkat çeken Baran, toplumda su tasarrufu denilince akla hep evsel kullanımın geldiğini ancak gerçeğin çok farklı olduğunu belirtti. Baran, "Toplam tatlı su tüketimimizin yaklaşık yüzde 69'u tarımsal sulamada, yüzde 19'u sanayide gerçekleşirken evsel kullanım sadece yüzde 10 civarında. Bu nedenle su yönetimi meselesi, bireysel bir çabadan ziyade ulusal düzeyde bir devlet politikası olarak ele alınmalıdır" diyerek sorunun yapısal çözümüne işaret etti.

Rakamlarla yüzleşme rekor sıcaklıklar ve azalan yağışlar

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı İklim Değişikliğine Uyum ve Yerel Politikalar Dairesi'nden panele katılan Meteoroloji Mühendisi Furkan Keskin ise sunduğu verilerle salondakileri iklim gerçeğiyle yüzleştirdi. İklim değişikliğinin artık geleceğe dair bir varsayım değil, bugünün yakıcı bir gerçeği olduğunu vurgulayan Keskin, Meteoroloji Genel Müdürlüğü'nün raporlarına atıfta bulunarak, "Geçtiğimiz yıl Türkiye'de ortalama sıcaklık 15,1 derece olarak ölçüldü ve bu rakam son 25 yılın en sıcak beşinci yılı olarak kayıtlara geçti. Daha da vahimi, ülke genelindeki ortalama yağış miktarı bir önceki referans dönemine göre yüzde 27,6 oranında azaldı. Son 61 yılın en kurak kış mevsimlerinden birini geride bıraktık" diyerek durumun ciddiyetini özetledi. Projenin hayata geçmesiyle birlikte elde edilecek veriler, hem kentin su politikalarına yön verecek hem de dijital dönüşümün ekolojik koruma için nasıl kullanılabileceğine dair tüm ülkeye model olacak.

Kaynak: BÜLTEN