9 Eylül - Ege’nin incisi İzmir, rüzgar ve güneş enerjisi potansiyeli nedeniyle uzun süredir enerji şirketlerinin radarı altında bulunuyor. Özellikle Yarımada bölgesi, son yıllarda art arda projelendirilen Rüzgar Enerji Santralleri (RES) ve Güneş Enerji Santralleri (GES) ile adeta metal bir ormana dönüşme tehlikesiyle karşı karşıya. Bu projelerin en yoğunlaştığı bölgelerin başında gelen Karaburun, hem yerel halkın hem de çevrecilerin büyük mücadelesine sahne oluyor. Bölgenin doğal dokusunu tehdit eden projelerden biri olan ve Çalık Rüzgar Enerjisi Elektrik Üretim A.Ş. tarafından hayata geçirilmek istenen dev tesis girişimi, resmi makamların kararıyla durduruldu. Sarpıncık ve Hasseki mahallelerinin sınırları içerisinde yapılması planlanan bu proje, mevcut rüzgar santrallerine ek olarak güneş panelleriyle donatılmış bir "yardımcı kaynak" ilavesini kapsıyordu.

Belediye başkanına silahlı saldırı girişimi!
Belediye başkanına silahlı saldırı girişimi!
İçeriği Görüntüle

Dev tesisin kapasitesi bölgeyi ürkütüyordu

İptal edilen projenin detayları incelendiğinde, yatırımın bölge coğrafyası üzerinde yaratacağı baskının boyutu daha net anlaşılıyor. Şirket, halihazırda var olan 32,5 MWm/32 MWe kurulu gücündeki Sarpıncık Rüzgar Enerji Santrali sahasına entegre bir şekilde devasa bir güneş tarlası kurmayı hedefliyordu. Hazırlanan proje dosyasına göre, "Yardımcı Kaynak Güneş Enerji Santrali" adı altında planlanan bu ilave tesisin kapasitesi 23,166 MWm/23,166 MWe olarak belirlenmişti. Eğer proje onaylanıp hayata geçseydi, tesisin toplam kapasitesi 55,666 MWm / 32 MWe gücüne ulaşacaktı. Bu devasa enerji üretim kompleksi, Karaburun yarımadasının en bakir noktalarından biri olan Sarpıncık sırtlarında yaklaşık 32,44 hektarlık bir alanı kaplayacaktı. Binlerce güneş panelinin ve rüzgar türbininin aynı alanda bulunması, bölgenin hem görsel peyzajını bozacak hem de mera alanları üzerinde geri dönülemez tahribatlar yaratacaktı.

Sarpıncık ve Hasseki rahat bir nefes aldı

Projenin kapsama alanı içerisinde kalan Sarpıncık ve Hasseki mahalleleri, geçimini büyük ölçüde tarım, hayvancılık ve zeytincilikle sağlayan köyler olarak biliniyor. Özellikle keçi yetiştiriciliği ve nergis üretimiyle ünlü olan bu bölge, enerji santrallerinin genişleme sahası olarak seçilmesi nedeniyle büyük bir tehdit altındaydı. Yöre halkı, meralarının ve zeytinliklerinin enerji panelleriyle kaplanması durumunda yaşam alanlarının daralacağından ve geçim kaynaklarının yok olacağından endişe ediyordu. Projenin Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) sürecinin sonlandırılması ve iptal kararı, bölge sakinleri arasında büyük bir sevinçle karşılandı. Bu karar, sadece bir enerji yatırımının durdurulması değil, aynı zamanda bölgenin tarımsal geleceğinin ve biyolojik çeşitliliğinin korunması adına kazanılmış hayati bir zafer olarak yorumlandı.

Yarımadanın ekosistemi üzerindeki baskı azalıyor

Karaburun Yarımadası, Türkiye’nin en özel biyolojik çeşitlilik alanlarından biri olarak kabul ediliyor. Nadir bitki türleri, yaban hayatı ve temiz deniziyle Özel Çevre Koruma Bölgesi (ÖÇK) ilan edilen yarımada, buna rağmen RES projelerinin en yoğun olduğu bölgelerin başında geliyor. Çevreciler, bölgenin taşıma kapasitesinin çoktan aşıldığını ve "temiz enerji" adı altında yapılan yatırımların doğayı tahrip eden bir boyuta ulaştığını savunuyordu. Çalık Enerji’nin projesinin iptali, bu anlamda sembolik bir önem taşıyor. Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu (EPDK) ve Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı nezdinde yürütülen süreçlerde, projenin iptal raporunun yayımlanması, doğa koruma mücadelesinin haklılığını bir kez daha ortaya koydu. "Yardımcı Kaynak" olarak adlandırılan hibrit modellerin, mevcut santral sahalarını genişleterek doğa üzerindeki baskıyı artırdığı eleştirileri, bu kararla birlikte karşılık bulmuş oldu.

Yatırımcıların yeni rotası ve hukuki süreçler

Enerji sektöründe son yıllarda popülerleşen hibrit santral modeli, rüzgarın olmadığı zamanlarda güneşten faydalanmayı amaçlıyor. Ancak bu model, rüzgar türbinlerinin arasındaki boşlukların güneş panelleriyle doldurulması anlamına geldiği için, o arazinin toprakla olan ilişkisini tamamen kesiyor. İptal edilen bu proje örneğinde olduğu gibi, yatırımcılar mevcut lisans sahalarını maksimum verimle kullanmak istese de, bu durum yerel ekosistemle çatışıyor. Karaburun'daki bu gelişme, benzer projeler için de emsal teşkil edebilir. Bölgedeki sivil toplum kuruluşları ve çevre avukatları, yarımadanın korunması için hukuki mücadelelerini sürdürürken, iptal kararı enerji şirketlerine "doğaya rağmen yatırım yapılamayacağı" mesajını verdi. Şimdi gözler, yarımadadaki diğer tartışmalı projelere ve bakanlığın bu konudaki tutumunun devamlılığına çevrildi.

Kaynak: HABER MERKEZİ