Sağlık literatüründe semptom göstermeden ilerleyen ve rutin kontroller ya da tamamen tesadüfi tetkikler esnasında ortaya çıkan vaka öykülerine bir yenisi daha eklendi. Balıkesir'de yaşamını sürdüren 62 yaşındaki emekli Şeref Çapkın, eşinin kronik rahatsızlığı nedeniyle gittikleri klinikte hayatının dönüm noktasını yaşadı. Eşine eşlik ettiği sırada kendisinin de uzun süredir ihmal ettiği genel sağlık parametrelerine baktırmak isteyen Çapkın, tıp dünyasında nadir görülen bir rastlantıyla ölümcül bir hastalığın eşiğinden döndü.

Hastalık sürecinin tescil safhalarını anlatan Şeref Çapkın, "Eşimi alerji testi için doktora götürdüm. Kendim de test olmak istedim. Balıkesir'deki doktorumuz kan değerlerimi beğenmedi ve beni hematoloji uzmanına yönlendirdi. Yapılan detaylı genetik testler ve kalçamdan alınan kemik iliğinin incelemesinin ardından Multipl Miyelom (kemik iliği kanseri) başlangıcı olduğu tespit edildi. İlk teşhisin ardından Balıkesir'de üçer haftalık dönemlerle kemoterapi iğnesi ve akıllı ilaç tedavisi aldım" dedi. Erken evrede yakalanan bu hücresel anomalinin ardından uygulanan lojistik ilaç tedavisi, kanser hücrelerinin agresif büyümesini durdurarak hastayı nakil aşamasına hazır hale getirdi.

Ağır tedavi süreçlerini yaşama sevinciyle geride bıraktı

Kanser tedavilerinde uygulanan yoğun kimyasal yüklemeler ve radikal ilaç rejimleri, hastaların fiziki kondisyonlarında ve kentsel yaşam kalitelerinde geçici ama sert dalgalanmalara yol açıyor. Balıkesir’deki ilk müdahalelerin ardından nisan ayında İzmir’deki siber ve fiziki altyapısı yüksek olan merkeze nakledilen Çapkın da bu zorlu biyolojik süreçlerden geçti. Kemoterapinin metabolizma üzerindeki baskısı nedeniyle hızlı bir kilo kaybı periyoduna giren ve bu süreçte eş zamanlı olarak safra kesesi operasyonu da geçirmek zorunda kalan Çapkın, klinik gözetim altında tutulduğu steril odada enfeksiyon riskine karşı korundu.

Hastanede geçirdiği tedavi günlerindeki fiziki değişimleri ve psikolojik kararlılığını paylaşan emekli hasta, süreci şu sözlerle özetledi: "Kemoterapi ve ilaçlar vücudun dengesini mutlaka değiştiriyor. Bu süreçte zayıfladım. 97 kilodan 80 kiloya düştüm. Kasım ayında bir de safra kesem patladı ve ameliyat oldum, o da kilo kaybımı hızlandırdı. Kemoterapi verildiğinde ilk 4 günüm çok sıkıntılı geçti. Normalde çok su içerken mide bulantısı nedeniyle su bile içemez oldum. Doktorlarımız gerekli müdahaleleri yaptı, şu an çok rahatım. Herkes önce yaşamayı sevecek, önce kendimizi koruyacağız. Ben ayaktaysam herkes yanımda olur."

Kendi kök hücreleriyle yeniden hayata tutundu

İzmir Şehir Hastanesi bünyesinde kurulan modern kemik iliği nakil ünitelerinde, hastanın klinik tablosuna göre özelleştirilmiş hücresel operasyonlar yürütülüyor. Şeref Çapkın’ın tedavisini üstlenen ve operasyonun lojistik takvimini yöneten İzmir Şehir Hastanesi Hematoloji Kliniği Uzmanı Prof. Dr. Oktay Bilgir, hastaya uygulanan ve tıp literatüründe otolog nakil olarak adlandırılan yöntemin tüm teknik detaylarını paylaştı. Balıkesir'de yürütülen ön tedavinin ardından hastalığın remisyona, yani gerileme dönemine girdiğini belirten Prof. Dr. Bilgir, zamanlamanın başarı oranını doğrudan etkilediğini vurguladı.

Uygulanan hücresel transferin mantığını ve tedavi sonrasındaki kurumsal bakım stratejilerini açıklayan Prof. Dr. Bilgir, konuşmasında şu bilimsel verilere yer verdi: “Biz de burada kendisinden 15 gün önce topladığımız hücreleri dondurduk ve naklettik. Şu an naklin 6'ncı günündeyiz, gayet iyi gidiyor. Otolog nakil, insanın kendi hücrelerini alıp dondurup, yüksek doz kemoterapi sonrası tekrar kendine vermektir. Burada esas amaç, yüksek doz kemoterapiyle tüm tümör hücrelerini yok etmektir. Ancak bu sırada sağlıklı hücreler de yok olduğundan, daha önce dondurduğumuz sağlıklı kök hücreleri hastaya geri vererek yeni bir kemik iliğine sahip olmasını sağlıyoruz. Yaklaşık bir hafta sonra kendisini taburcu etmeyi planlıyoruz ancak evcil hayvanlardan, tozdan ve topraktan uzak durması gerekecek."

Bölgesel sağlık üssü iki yıldan kısa sürede rekor kırdı

İzmir'in Bayraklı ilçesinde kentsel lojistik ağların merkezinde konumlanan ve siber tıp teknolojileriyle donatılan sağlık kompleksi, kısa sürede Ege Bölgesi'nin en stratejik onkoloji ve hematoloji üssü haline geldi. Üniversite hastanelerinin uzun yıllara yayılan kurumsal hafızalarına meydan okuyan bir performans sergileyen hastane, delege ve hasta kabul tescil listelerinde üst sıralara tırmandı. Kamu eliyle yürütülen en büyük sağlık yatırımlarından biri olan merkezin operasyon hacmi, bölgedeki sevk zincirini de kökten değiştirdi.

Klinik başarı endekslerini ve ulaştıkları operasyonel hacmi gururla paylaşan Prof. Dr. Oktay Bilgir, kurumsal hedeflerini şu rakamlarla tescilledi: "Ekim 2023'te hastanemiz açıldı, Şubat 2024'te ise resmi ruhsatımızı alarak nakillere başladık. Şeref Bey bizim 250'nci nakil hastamız oldu. 2 yıldan az bir sürede bu sayıya ulaşmak bizim için büyük bir başarı. İzmir'de üniversite hastaneleri dışında kemik iliği nakli gerçekleştiren tek kamu hastanesiyiz ve Ege Bölgesi'nde en fazla nakil yapan ünite konumundayız."Merkezin siber laboratuvar altyapısı sayesinde hücre dondurma ve saklama işlemlerinin sıfır hata payıyla yürütüldüğü bildirildi.

22 aylıkken hayata tutundu, 23 yıl sonra diplomasını hayatını kurtaran hekimin elinden aldı
22 aylıkken hayata tutundu, 23 yıl sonra diplomasını hayatını kurtaran hekimin elinden aldı
İçeriği Görüntüle

Hastalığın türüne ve donör durumuna göre hücresel tedavi metodolojisi

Kan bilimindeki ve hücresel tedavilerdeki biyolojik ilerlemeler, farklı kanser türlerine karşı alternatif nakil protokollerinin geliştirilmesini zorunlu kılıyor. Kök hücrelerin kendilerini yenileyebilen ve organizmanın ihtiyacına göre başka doku hücrelerine farklılaşabilen mucizevi yapısına dikkat çeken Prof. Dr. Oktay Bilgir, klinikte sadece hastanın kendi hücrelerini kullanmadıklarını, lösemi gibi akut tablolarda ulusal ve uluslararası veri tabanlarından yararlandıklarını ifade etti. Kan hücrelerini üreten hematopoetik sistemlerin manipülasyonunda tıp etiğine ve kurumsal tescil kurallarına sadık kaldıklarını belirten Bilgir, donör çeşitliliğinin önemini anlattı.

Hastalığın genetik koduna ve tanı kriterlerine göre tedavi şemasının baştan yazıldığını aktaran Prof. Dr. Bilgir, şu teknik bilgilendirmeyi yaptı: "Hatalığın tanısına göre tedavi değişiyor. Örneğin lösemilerde biz daha çok akrabadan ya da dışarıdan bir donörden alınan Allojenik kök hücre nakli tercih ediyoruz. Ülkemizde TÜRKÖK bu konuda çok başarılı. TÜRKÖK'ten doku grubu uygun olan donörleri bulup onlardan nakil yapabiliyoruz. Bazen akrabalardan ve TÜRKÖK'ten doku grubu uygun olan donör bulamadığımızda hastanın anne baba ve çocuklarından yarı uyumlu kök hücrelerden de nakil yapıyoruz buna da Haploidentik kök hücre nakli diyoruz. Son zamanlarda haploidentik kök hücre nakli hususunda ciddi artış olduğunu görüyoruz. Bizim ünitemizde de sıklıkla bu nakli de gerçekleştiriyoruz."

Kaynak: DHA