Sürdürülebilir turizm

Son yıllarda günlük yaşamımıza yeni bir sözcük eklendi: Sürdürülebilirlik. Aşağı yukarı her konunun başına bir “sürdürülebilirlik” eki geliyor. İnsanoğlu “mütecessis” yani meraklı, doğal olarak merakına mucip oluyor bu durum.

Sürdürülebilir turizm

Hazırlayan/ Serdar ÇELENK

Bir şeyin sürmesi veya kişiler tarafından sürdürülmesi, anlamından da çıkartılabileceği gibi, o konunun devamlılığı demek. Bu devamlılığın sağlanabilmesi, yani sürdürülebilir olması da uygun koşulların yaratılabilmesi ile ilgili. Kişi “Evliliğimizi sürdüremedik, boşandık” dediğinde, gereğini yapamamışlar demektir.

Turizmde sürdürülebilirlik

Son zamanlarda turizmde de bu sözcüğü kullanmaya başladık. Ülke turizminin sürdürülebilirliği yani doğru bir şekilde devam edebilmesi, devlet ve turizmciler tarafından uygun şartların oluşturulabilmesi ile ilgilidir.

“Nedir ki bu şartlar?” diyecek olursanız; öncelikle yaşadığınız doğal çevreye gözünüz gibi bakacaksınız. Onun zarar görmesine asla izin vermeyeceksiniz. Bu öncelikle bizim, bu ülkenin vatandaşları için zorunlu bir şart.

Kültürel çevrenizin bozulmasına da izin vermeyeceksiniz. Yerel kültürel değerler en büyük zenginliğimizdir. “Globalleşme” gibi safsatalara inanıp, yerel değerlerimiz yerine, bize yabancı kültürlerin uygulayacısı olmayacaksınız. Turist zaten bildiğini görmeye, hergün yediği yemeği yemeye gelmiyor ki. Kendinde olmayanı görmek, deneyimlemek için geliyor.

Turizmin sürdürülebilir olmasının çok önemli bir koşulu da “adil gelir dağılımı”dır. Eğer herşey dahil sistemi ile gelen turistleri otellerin yüksek duvarları arkasına hapseder, “rabbena hep bana” derseniz, bu da turizmi sürdürülebilir kılmaz. Turizm gelirinin tabana yayılması gerekir ki, halk bundan sebeplensin ve turizmin faydasını görsün.

Nereden nereye?

Türkiye’de turizm olgusunun başladığı 60’lı yıllarda herşey güllük gülistanlıktı. Doğa zarar görmemiş, heyhula oteller henüz dikilmemiş, yeme-içme keyifli ve herşeyden once doğal. Az da olsa turizm geliri tabana yayılıyor. Turistler mutlu, onlara hizmet edenler ve bundan sebeplenenler mutlu. Birkaç milyonla sınırlı turist sayısı ile gelenlerin çevreye bir zararı da söz konusu değil.

İnsanın doymayan para hırsı, turizmdeki güzel parayı keşfetmesi uzun sürmedi. Seksenli yıllarda başlayan hoyratça gelişme, günümüze değin ivmelenerek devam etti. Kitle turizminin ivme kazanması ile daha çok otel, daha geniş yollar, daha büyük hava alanları, daha çok taşıma araçları gerekti.

Dışardan bakınca olumlu gibi görünen bu durum turizmin SÜRDÜRÜLEMEZ hale gelmesine adım adım yaklaşması sonucunu getirdi. Turizm Bakanından, seyyar satıcıya kadar hemen herkes turist sayısına odaklandı, turistin niteliğine değil.

Halbuki hesap öyle değil. Bir dükkanınız var, hem de büyük. Günde bin kişi giriyor. Yandaki küçük dükkana da 50 kişi. Gün sonunda altı üstüne getirilmiş sizing dükkanın kasasınsa bin lira varken, 50 kişi giren dükkanın kasasında 5 bin lira var. Meşhur atasözümüz var ya; “Nerde çokluk, orada YOKLUK.” Bizim turizmimiz de aynen böyle işte !

Ne yapmalıyız ?

Ülkemiz doğal güzelliklerin yanında, tarih ve kültür hazinelerine sahip. Hemen hiçbir turizm ülkesi bizimle bu konuda yarışamaz. Yunanistan’dan daha çok yunan antik kentinin kalıntılarına sahip ülkeyiz mesela. Anadolu’nun 12 bin yıllık kültür birikimi hiçbir ülkede yok. Olamaz çünkü ilk olarak yerleşik düzene Urfa Göbeklitepe’de geçildi.

Peki o zaman neden en ucuz turizm şekli olan DENİZ-KUM-GÜNEŞ turizmi ile fiyat düşürerek rekabet etmeye çalışıyoruz. Neden güçlü silahlarımızı kullanamıyoruz. Çünkü TEMBELİZ, okumayı, öğrenmeyi, yeni bir şey yaratmayı sevmiyoruz. En iyi yaptığımız şey, KOPYACILIK.

Yeni nesil turist hassas

Turizm dinamik bir olgu, sürekli değişiyor. Talepler, ilgi alanları, kriterler, beklentiler de değişiyor. Artık insanlar suni yaratılmış mizansenlere, fotoşoplu resimlere, doğayı katlederek yapılan turizme pirim vermiyor. Özellikle yeni nesil, yani bizin yakın gelecekteki potansiyel müşterilerimiz bu konuda çok hassas.

Harekete geçelim

İzmir için turizmde geri kalmış derler. Doğrudur. Ama turizm artık ters-yüz oldu. İzmir’in en öne geçme şansı doğdu. Antalya’ya 150-200 avroya gelen turist bizim turistimiz olmasın. Bize katma değeri yüksek, doğaya saygılı, kültür ve tarihe sevgisi olan turist gerekli.

Başkan yardımcısı olduğum Uluslararası Sürdürülebilir Turizm Derneği de bu konuda çok ciddi çalışmalar planlıyor. Bu konu ile ilgili hem yerel yönetimlerle, hem de turizm bakanlığı ile çalışma konusunda girişimlerimiz var.

Doğamıza, kültürümüze saygılı turistler ile, öncelikle bölgemizde başlayacak SÜRDÜRÜLEBİLİR TURİZM atağının tüm Türkiye’ye örnek olmasını umuyorum.

Her işte olduğu gibi KURTARICI beklemeyelim. Üzerimize düşen neyse onu yapalım. Turizmin sürdürülebilir olması, önce çevremizin sürdürülebilir olması ile mümkün.

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER