banner112

Ege Denizi'nin incisi: Bozcaada

Türk ve Rum mahalleri arasında dolaşırken sarhoş olmak, plajları ve koylarında dinlenmek, bağ yolunda yürürken doğanın tadını çıkarmak istiyorsanız Bozcaada'ya mutlaka gitmelisiniz. Bozcaada demek doğa, tarih, kültür ve eğlence demek.

Ege Denizi'nin incisi: Bozcaada

Hazırlayan / Özde KOCA / Gökmen KÜÇÜKTAŞDEMİR

Yine yola çıktık. Yol, bu kez bizi Ege'nin mavilikleri içinde güzel bir adaya götürüyor. Bugünlerde gizli konuşulan konulardan biri adalar... Neden gizli konuşuluyor? Aslında tam olarak bilmiyorum. Yunanistan, Ege'deki kayalıklara, adalara çöküyor, sürekli silahlanıyor ama nedense herkes bunları kapalı kapılar ardında konuşuyor. Kimse, "Ne oluyor kardeşim!" demiyor, "Hadi kendi evine!" diyemiyor... Neyse, bir gün denir umarım.

Biz sizi hala elimizde olan, Türkiye'nin üçüncü büyük, Ege Denizi’nde ise Gökçeada‘dan sonra ikinci en büyük adası Bozcaada'ya götüreceğiz. Bozcaada, Çanakkale iline bağlı bir ilçe. Türkiye'nin köyü olmayan tek ilçesi. Yüzölçümü 40 kilometrekare. Anakaraya uzaklığı 6 kilometre. Ada her mevsim başka bir güzel. Biz daha çok yazını seviyoruz ama Eylül ayında yapılan bağ bozumu festivalleri de ayrı güzellik katıyor Bozcaada’ya. Sanırım en güzeli de hangi mevsim olursa olsun fermante edilmiş üzüm suyunuzu alıp adanın büyük kısmını kaplayan bağların arasından geçip gün batımını izlemek için Batır Burnu'na gitmek. Burada Polente Deniz Feneri ve rüzgar güllerini de göreceksiniz.

Bağlar ve balıkçılık

Yunan mitolojisinde "Tenedos" adıyla anılan adanın tarihi M.Ö. 3 bin yıllarına dayanıyor. Pelasglar, Fenikeliler, Atinalılar, Yunanlılar, Persler, Büyük İskender, Bizanslar, Cenevizler, Venedikler ve Osmanlılar bu süreçte adada izlerini bırakmış olan uygarlıklar. Adaya yanaşırken sizi tüm ihtişamıyla selamlayan Bozcaada Kalesi’ni mutlaka yakından görün. İlk inşa edeni belli olmayan, pek çok kez onarılan kalenin en üstteki surlara çıkıp manzaranın keyfini çıkarmayı unutmayın. Bozcaada'nın bulunduğu coğrafyadan farklı, kendine özgü bir iklim yapısı var. Rüzgarı bol. Sebebi de Akdeniz iklimine sahip olmakla beraber boğazın tam çıkışında yer alması. Bu durum en çok daha güzel üzüm yetişmesine neden oluyor.

Balıkçılık, adanın önemli geçim kaynağı. Balık göç yollarının üzerinde olması denizini bereketli kılmış. Konumu itibariyle de hem Karadeniz hem Marmara hem de Ege balıklarını bulmak mümkün. Levrek, sinarit, uskumru, sardalya, mercan, karagöz, çipura, kupa, sarpa adaya özgü balıklar. Buranın kalamarı ve ahtapotu da nefis. Biz, bu saydığım balık arkadaşlarla yakından ilgilendik siz hiç merak etmeyin.

Feribotun yanaştığı yer ilçe merkezi. Yazın burada ağaçlar altında serinlemek iyi geliyor. Adanın eski mimari dokusu korunmuş. Merkez dışında herhangi bir toplu yerleşim yeri bulunmuyor. Yapı olarak sadece bağlar arasına kurulmuş taştan yapılma bağ evlerine rastlanıyor. Zamanında kasabanın ortasından geçen bir dere ile merkez Rum ve Türk Mahallesi olarak ikiye ayrılmış. Doğal olarak kendi kültürlerinden gelen mimari özellikleri barındırıyorlar. Artık böyle bir ayırım yok ama mimari farklarından hangi mahallede olduğunuzu anlamak mümkün.

Rum mahallesi

Türk mahallesi, tek katlı taş ve iki katlı cumbalı evlerden, kıvrımlı sokaklardan ve ufak meydanlardan oluşuyor. Rum mahallesi 1900’lü yılların başında geçirdiği büyük bir yangından sonra Amerika’dan gelen bir mimar tarafından tekrar planlanmış. Mahalle, antik kentlerin birçoğunda kullanılmış olan ızgara plana göre, birbirini dik kesen ve hemen hemen aynı genişlikteki sokaklarıyla yeniden kurulmuş. Rum Mahallesi bakımlı evleri ve sokakları ile daha dikkat çekici duruyor. Sokakların birbirini dik kesmesi düzenli bir hava veriyor. Mahallenin tam ortasında bir kilise ve saat kulesi yer alıyor. Ada sokaklarını bir saat içinde yürüyerek gezmeniz mümkün. Ama bir kere dolaşmak yetmiyor, her seferinde yeni bir ayrıntı gözünüze çarpıyor. Evlerin duvarlarını her gittiğimizde daha da renklenmiş görüyoruz. Adanın ünlü duvar resimlerinin yaratıcısı ressam Cemil Onay'ın resimlerini, heykellerini ve eserlerini görmek için Rum mahallesindeki atölyesine uğramayı unutmayın.

Denize nereden girilir?

Bozcaada'nın en çekici yanlarından biri güzel denizi. Bakir koylar ve kuytu plajlar sizi bekliyor. İrili ufaklı koyların çoğu denize girmek için uygun. Adada yaz dönemi, kuzeyden esen poyraz sayesinde bunaltıcı geçmiyor. Eylül-Ekim ayları deniz suyu sıcaklığının en yüksek olduğu dönem. Rüzgarın hafiflemesi ve plajlardaki kalabalığın çekilmesi sayesinde denizin keyfine doyum olmuyor. Ünlü Ayazma Plajı altın rengi, incecik kumu ve pırıl pırıl turkuvaz denizi ile oldukça etkileyici. Akvaryum Plajı gerçekten harika. Bunun dışında da çok sayıda kumsal var. Habbele, İğdelik, Sulubahçe, Ayana, Tuzburnu, Tuzlubahçe, Akdere ve Tekirbahçe koyları da denize girmek için ideal yerlerden. Denize gitmeden önce rüzgarın poyraz mı yoksa lodos mu estiği bilmeniz gerekiyor. Bunun nedeni adada denize girilecek yeri rüzgarın yönü belirliyor olması. Kuzeyden esiyorsa (poyraz) güneye, güneyden esiyorsa (lodos) kuzeye yönelmek gerekiyor. Rüzgar olmadığında adadaki tüm koylarda deniz çarşaf gibi oluyor. Genelde adada poyraz esiyor. Bu durumda güneydeki koylar dalgasız ve sakin oluyor. Eğer lodos esiyorsa adanın doğu ve kuzeydeki koyları sakin oluyor. Yani endişeye yer yok, en rüzgarlı havada bile denize girebileceğiniz sakin bir koy bulabiliyorsunuz. Ayrıca yazın ada ne kadar kalabalık olursa olsun denize girilecek tenha koylar bulabiliyorsunuz. Adada aracınız olursa çok rahat edersiniz ama yoksa da üzülmeyin bisiklete binmek veya minibüslerle ulaşmak da diğer alternatifler. Ayazma Plajı, Habbele Plajı ve Sulubahçe'ye merkezden 15 dakikada bir kalkan minibüslerle ulaşmak mümkün. Akvaryum Plajı'na da belirli saatlerde yine merkezden minibüsler kalkıyor.

Bireysel girişimlerle kurulan şirin müze

Bisiklet, motor kiralayıp adayı gezmek müthiş. Rum mahallesi tarafında çok şirin evler, adaya özgü kafeler ve restoranlar var. Adanın nostaljik havasını derinden hissettiren merkezdeki bu sanat kokan sokaklarda yürüyün. Adayı en güzel anlatan Bozcaada Müzesi’ni görmeyi unutmayın. Adanın geçmişini ortaya koyan müze, tamamen bireysel girişimlerle kurulmuş. M.Hakan Gürüney’in araştırmacı kişiliği ve Bozcaada’ya olan sevgisi bir araya gelince ortaya alışılmışın dışında bir müze çıkmış. Gürüney, bu küçük adanın son derece ilginç ve zengin bir tarihi olduğunu öğrendiğinden beri adayla ilgili kültür varlıklarını toplamaya adamış kendini. Kendi deyimiyle Bozcaada’nın belleğini oluşturuyor bu müzede. Müze mağazasından kitap, katalog, kartpostal, antik dönem replika Tenedos sikkelerinden yapılmış kolye, küpe, yüzük, seramik kupalar gibi adayla ilgili hatıralık eşyalar alabilirsiniz. Müzeden çıktıktan sonra Ayazma Manastırı'nda yaşlı çınar ağaçlarının altında püfür püfür esen bir restoran var. Fiyatları da keyif için uygun. Amadeus şarap fabrikasının bahçesindeki Mozart Kafe, merkez dışında akşamları takılabileceğiniz hoş bir mekan. İlginizi çekiyorsa cam, seramik atölyesine veya şarap derslerine katılmak gibi alternatifleriniz var.

Veli Dede Fırını'nda harika kurabiyeler ve bir de meşhur Polonyalı kekini bulabilirsiniz. Muhteşem manzarasıyla büyüleneceğiniz Salhane Bar pandemi sonrasında gece bir şeyler içmek ve müzik dinlemek için ideal. Adada yetiştirilen tüm üzümleri görebileceğiniz, Sulubahçe mevkisinde taraça düzeninde, geleneksel ve modern yöntemlerle yapılmış bağların bulunduğu, denizi doğayı ve üzümü birleştiren bu 1 kilometrelik keyifli yolda yürümeyi unutmayın.

Göztepe

Adanın en yüksek noktası (192 mt.) olan Göztepe’ye çıkmak, denizin ortasındaki büyük bir geminin kaptan köşküne çıkmak gibi. Buradan adadaki bütün yükseltileri, düzlükleri, bağları, çamlıkları, evleri, rüzgar güllerini ve etrafındaki küçük adacıkları görmek mümkün. Puslu olmayan havalarda, Gökçeaada ve onun arkasında yükselen Semadirek Adası, Çanakkale Boğazı ve Midilli Adası da rahatlıkla seçiliyor. Göztepe'ye merkezden yürüyerek yarım saatte ulaşmak mümkün. Tepeye çıkan yol, gökyüzüne tırmanan sarmal bir merdiven hissi veriyor. Manzarası çok güzel.

Bozcaada Ayazma Manastırı

Yunanca "hagiasme" kelimesinden gelen Ayazma, kutsal su anlamına geliyor. Türkiye’nin birçok bölgesinde doğal su kaynaklarının olduğu yerlere bu isim veriliyor. Bozcaada’nın ayazması adanın güney kısmında yer alıyor. Burada çift oluklu tarihi bir çeşme, 8 yaşlı çınar ağacı, küçük bir manastır ve 2 tane tek katlı yapı bulunuyor. Ayazma’daki Rum Ortodoks cemaate ait manastır, Rum azize Aya Paraskevi adına yapılmış ve onun adını taşıyor. Sadece İstanbul’da bu azize adına kurulmuş 5 kilise bulunuyor. 1734 yılında Manolaki Manolidis tarafından yapılan manastır, sadece özel günlerde ibadete açılıyor. Koca çınar ağaçlarının oluşturduğu gölgelik alanı ve sürekli akan çeşmesi ile piknik yapanların tercih ettiği yerlerden biri Ayazma. Buradaki çeşmeden bir kez su içenin artık adalı olacağına dair bir efsane var. Şimdi güzel bir restoran da yapmışlar oraya. Keyifle oturabilirsiniz.

Meryem Ana Kilisesi

Bozcaada’daki Rum Ortodoks cemaate ait, ibadete açık olan tek kilisedir. Rum mahallesinin tam ortasına konumlanmıştır. Giriş kapısında 1869 tarihi okunan kilisenin, ilk yapılış tarihinin Venedikliler zamanına kadar uzandığı düşünülüyor. Kilisenin içini görmek için tek fırsatınız Pazar sabahları 8‘de yapılan ayin. Onun dışında ziyarete kapalıdır.

Alaybey Camii

Çocuk parkı karşısında, kırmızı kesme taştan yapılmış olan Alaybey Camii’nin 1700 yıllarında yapıldığı tahmin ediliyor. Caminin avlusunda ufak bir mezarlık var. Burada 14 tane mezar var. Bunlardan biri Osmanlı’da sadrazamlık yapmış olan Halil Hamit Paşa’ya ait. İbadete açık. 18'inci yüzyıla ait olduğu tahmin edilen Alaybey Hamamı 1960’lara kadar çalışmış, 40 yıldır kullanılmamakta.

NOT: Paylaşımlarımız için Instagram'dan 'yola.ciktik' hesabımızı, yazılarımızı okumak için de yolaciktik.com'u takip edebilirsiniz.

Güncelleme Tarihi: 11 Şubat 2021, 14:35
YORUM EKLE

banner97

banner96