Bir köy var uzakta

Tarihin izlerini bütün olumsuz koşullara karşın hala taşıyan, geleneksel yaşamıkoruyabilmiş bazı köylerimiz; çok az sayıda kaldıkları için şimdi gözbebeğimiz.

Bir köy var uzakta

Tarihin izlerini bütün olumsuz koşullara karşın hala taşıyan, geleneksel yaşamıkoruyabilmiş bazı köylerimiz; çok az sayıda kaldıkları için şimdi gözbebeğimiz.

Türkiye hızla betonlaşıyor. Ülkemiz her geçen yıl biraz daha kalabalıklaşıyor. Köyler kasabalara, kasabalar şehirlere, şehirler hızla megapollere dönüşüyor. En verimli tarım arazilerinin üzerinde yüzlerce konut yapılsa artık şaşırtmıyor bizi. 10 yıl önce ziyaret ettiğiniz bir köye yeniden gittiğinizde o güzelim kerpiç köy evlerinin yerinde beton yığınlarını gördüğünüzde üzülmekten başka bir şey yapamayacağınızı biliyorsunuz. Hızlı nüfus artışı ve kentleşme kaçınılmaz bir şekilde sahip olduğumuz ne kadar önemli değer varsa, yıkıyor, yokediyor, beton yığınlarına dönüştürüyor.
Tarihi değerlerin rantın yanında çok önemsiz kaldığı bu ülkede geleneksel yaşamın devam edebildiği bazı yurt köşelerinin hala ayakta olduğunu, korunduğunu, miras olarak gelecek kuşaklara aktarılacağını bilmek az da olsa ferahlatıyor içimizi... Tarihin izlerini bütün olumsuz koşullara karşın hala taşıyan, geleneksel yaşamıkoruyabilmiş bazı köylerimiz; çok az sayıda kaldıkları için gözbebeğimiz... Şimdi onlardan söz edeceğiz size... Safranbolu'daki Yörük Köyü'nü, Yatağan'daki Eskihisar'ı, Soma Darkale'yi, Söke Doğanbey'i, Bursa Misi Köyü'nü, Ödemiş Lübbey'i birlikte gezmeye, küçücük kahvehanesinde mis kokulu bir bardak çay içerken, çocukluk yıllarınıza gitmeye ne dersiniz?



SAFRANBOLU YÖRÜK KÖYÜ

Safranbolu'ya 11 kilometre uzaklıktaki Yörük Köyü'nün tarihi 11. Yüzyıl'a kadar uzanıyor. Yörük Köyü bugün en eskisi 450, en yenisi 90 yaşında olan konakları ile Safranbolu mimarisinin en güzel örneklerine ev sahipliği yapıyor. Aslında Yörük Köyü ve Safranbolu’daki evler eski İstanbul kültürünün bölgeye taşınması ile oluşmuş. Zamanında onlar yalıları görmeye İstanbul’a gelirken, şimdi İstanbullular tarihi yalıları görmek için buraya geliyorlar.



BURSA MİSİ KÖYÜ

Bursa'nın Nilüfer İlçesi yakınlarındaki Misi Köyü de korunması gereken en önemli tarihi değerlerimizden biri. Bilinen ilk adının ‘Mysia‘ olduğu söylenen Misi Köyü’nde, Alex adındaki keşiş ve arkadaşlarının İncil üzerine tartışmalar yaptığı rivayet edilir. Köydeki manastır ve civarında gömülü olduğu söylenen İncil nüshası da bu rivayetleri destekliyor. Misi Köyü’ne dair bir başka tarihi bilgi ise ünlü tarihçi Heredot’a göre Trakya’dan Anadolu’ya geçen altı kavimden biri olan Mysi’lerin burada “Misyalılar” adıyla bir birlik kurmuş olmaları. 1989 yılında sit alanı olarak kabul edilen ve koruma altına alınan Misi Köyü, Anadolu Efes’in ‘gelecek turizmde‘ projesiyle gün geçtikçe hareket kazanıyor.



SOMA DARKALE KÖYÜ

Soma'nın gizli hazinesi 120 nüfuslu Darkale Köyü ise özgün mimari dokusu, dar ve şokuylu sokaklarıyla dikkati çekiyor. Tarihçi Bilge Umar’a göre köyün adı da Trakhoula’nın Tükçe’ye uydurulmuş hali. Umar ‘Tarihsel Yer Adları’ isimli kitabında Darkale’nin Bizans İmparatorluğu’nun son piskoposlar listelerinde adı geçen bir kent olduğunu ve geçen yüzyılda Rumlarca Trakhala, Türklerce Darkale olarak anıldığını belirtiyor. Trakhala adının ise Rumcada kayalık, taşlık anlamı taşıyan Trakhys sözcüğünden türetilmiş olduğunu yine kendisinden öğreniyoruz. Darkale'nin en önemli değeri evleri. Evlerin mimarisinin Safranbolu, Kula ve Beypazarı evlerinden farkı yok. Avluya açılan büyükçe ahşap giriş kapısından yine ahşap merdivenlerle “hayat” denilen sofalara çıkılıyor. Buradan Safranbolu örneklerinde gördüğümüz geometrik desenli, ahşap, oyma tavan göbeği ile süslü odalara giriliyor. 1980'li yıllarda Soma'ya göç başlayınca terkedilen Darkale evlerinin geri kazanılması için başlatılan kampanya başarıyla yürüyor ve Darkale evleri birer birer ayağa kalkıyor. Darkale’nin çevresi flora açısından da oldukça zengin. Hercai menekşeler, orkideler, süsenler, ters laleler ve sayısız türde çiçekler görülmeye değer.



KÜÇÜKKUYU ADATEPE KÖYÜ

Bir zamanlar Rum halkın yaşadığı Küçükkuyu yakınlarında Adatepe Köyü, doğa ile iç içe, sakin ve sağlıklı yaşamak isteyenleri bir araya getirdi. Adatepe, daracık sokakları,bahçelerini rengarenk çiçeklerin süslediği taş evleri ve benzersiz manzarası ile Kazdağları'nın en güzel köşelerinden biri. Mübadeleye kadar Rum halkın yaşadığı Adatepe, mübadelenin ardından kaderine terkedilir. Geriye kalan az sayıda Türk nüfus zeytincilik ve hayvancılık ile burada yaşamını sürdürür. Yıllar geçtikçe terkedilen evlerin çoğu birer harabeye döner. Köy 1980'li yıllardan kentlerin boğuculuğundan kaçıp sakin bir hayat yaşamak isteyenler tarafından keşfedilir. Köydeki yıkıntı evleri alıp aslına sadık kalarak onarırlar, yaşanacak konutlar haline getirirler.Köyün yerlileri ile iç içe, uyum içinde yaşamaya başlarlar.Adatepe'de şimdi 427 kişi yaşıyor. İzmir'den Adatepe'ye ulaşmak için 235 kilometrelik bir yolculuk gerekiyor. Edremit'ten sonra Küçükkuyu'ya ulaştıysanız eğer, Adatepe sapağından Kazdağları'na doğru yöneldiğinizde, köye ulaşmak için zeytin ve çam ormanlarının arasından yalnızca birkaç kilometrelik yolculuk yeterli...

Söke Karina yakınlarındaki Doğanbey Köyü eski bir Rum yerleşkesi. Eski adı Domatia. Anlatılanlara göre Rumlar burayı terkederken taş evlerini tahrip edip gitmişler. Tahrip olmuş binalar, dağlık yapısı, tarım alanına uzaklığı ve bölgenin rüzgarlı olması nedeniyle bu köyün yakınına yeni Doğanbey kurulmuş. Eski Doğanbey’deki Rum evleri aslına sadık kalmak koşulu ile restore edilmiş. Burası zamanla tarihi dokuyu korumayı amaçlamış, doğasever zenginlerin yaşadığı bir köy haline gelmiş. Sırtını dağa yaslamış mimari harikası taş evler aynı zamanda deniz manzaralı. Sokaklar arnavut kadırımlı, bahçeler bakımlı. Köyün girişindeki taş bina “Dilek Yarımadası – Büyük Menderes Deltası Milli Parkı Ziyaretçi-Tanıtım Merkezi“. Burası1890’larda hastane amaçlı yapılan ve daha sonra ilkokul, karakol gibi işlevleri yüklenen ve sonunda restore edilmiş bir yapı. İçini gezip bu bölgede yetişen bitkileri ve bölgede yaşayan hayvan türlerinin doldurulmuş hallerini görebilirsiniz.



ÖDEMİŞ LÜBBEY KÖYÜ

Ödemiş yakınlarındaki Lübbey Köyü, bundan yaklaşık 30 yıl önce, göçle boşaldığı için bugün köyde sürekli yaşayanların sayısı 10’u geçmiyor. Küçük Menderes havzasında, Bozdağ’ın eteğinde, 500 metre yükseklikte bir köy olan Lübbey, Kaderine terk edilmiş, bir çoğu yıkılmış evleri ve onları terk etmeyen son sakinleriyle var olmaya çalışıyor. Türkmen yerleşiminin özgün karakterini taşıyan Lübbey Köyü'nü terk etmek istemeyen kişiler, bir hayat mücadelesi vererek geçimini tarımla sürdürmeye çalışıyor. Köy, yılın bazı dönemlerinde fotoğraf tutkunlarının akınına uğruyor. Bölgeye gelenler, kendi haline bırakılan ve hayalet şehri andıran köyün bir çok noktasını görüntüleyerek, tanıtımını yapmaya çalışıyor. Lübbey Ödemiş'e 13 kilometre uzaklıkta yer alıyor.
Kızıl toprak harçlı, kerpiç, taş yapı ve ahşap malzemelerden yapılan evler sırt sırta dayanıyor. Bir çoğu yanyana sıralı olan, iki katlı bu evlerin hiçbiri diğerinin manzarasını kapatmayacak şekilde yapılmış. Taş malzemeden yapılmış alt katlar genellikle ahır olarak kullanılıyor. Ahşap olan üst katlar ise yaşam alanı olarak planlanmış. Bitişik nizam olan evlerin arasında tek bir duvar var. Tuvalet, banyo, çamaşırhane ortak alan olarak tasarlanmış.



YATAĞAN ESKİHİSAR

Yatağan'daki Stratonikeia antik kentiyle iç içe olan Eskihisar kuruluşu MÖ 270’lere uzanan bir köy. Tarihçilere göre Helenistik dönemde Stratonikeia adıyla anılıyormuş. Evliya Çelebi’nin hatıralarında köyün 1354 yılında Menteşeoğlu Ahmet Gazi tarafından Cenevizliler’den alındığı yazılı. Menteşeoğulları Beyliği’nin 1425 yılında yıkılmasının ardından bölge Osmanlılar’ın eline geçmiş.
1956 yılında meydana gelen şiddetli depremde köydeki evlerin büyük bölümü yıkılmış ya da hasar görmüş. Köy meydanındaki arastalar, cami, hamam ve sivil mimarlık örneği konutlar kullanılamayacak hale gelmiş. 1957 yılında köy eski köyün 2 kilometre ötesinde yeniden kurulmuş.
Yatağan Termik Santrali’nin kurulması aşamasında Eskihisar’da 106 milyon tonluk kömür rezervi tespit edilmiş, ancak kömür 21 milyon tonluk kısmının köyün altında kaldığı belirlenmiş. Tarihi değerlere zarar gelmemesi için rezerve dokunulmamış. Ancak 1984 yılında minyit madeninin işletilmesi amacıyla köyün bir bölümü ikinci kez taşınmış. Köy halkının büyük bölümü Gökçeada’ya, İzmir ve Aydın’a göç etmiş… Eskihisar’ın ilk kurulduğu yerde kalmayı tercih eden ve yaşlılardan oluşan birkaç aile ise hala Stratonikeai Antik Kenti kalıntılarının arasında yaşamaya devam ediyor. Antik kentin batısında, batı sur duvarlarının yaklaşık 50 metre doğusunda, eski Eskihisar Köyü’nün meydanı var. Burada Beylikler, Osmanlı ve Cumhuriyet Dönemi sosyal, sivil ve dini yapılarından Türk Hamamı, Şaban Ağa Camii, kahve, fırın ve farklı mesleklere ait dükkânlar görülüyor. Yapıların bazıları tahrip olmasına rağmen, sokağı ile birlikte kent dokusu gayet kolay anlaşılabiliyor. Karşılıklı köy meydanına bakan kahvehaneleri ve yan yana dizilmiş farklı meslek gruplarına ait dükkanların yanı sıra, bu yapıları dallarıyla koruyan anıtsal çınar ağaçları köy meydanın daha da güzelleştiriyor. Özellikle köy meydanında ve dükkanların önünde görülen, Osmanlı Dönemi’ne ait taş döşeli yollar ve her iki kenarındaki kaldırımlar, iyi korunmuş tek örnek olarak biliniyor. Stratonikeia’nın sahip olduğu şekilde; taş döşeli ve kaldırımlı Osmanlı sokaklarında yürüyerek bir antik kentin gezildiği örnek, hiçbir ören yerinde bulunmuyor.

Güncelleme Tarihi: 15 Temmuz 2018, 11:30
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER