YAĞMUR KARADAĞ/İzmir Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Dilek Gappi, Avukat Murat Aydın ve Ege’de Sonsöz Genel Yayın Yönetmeni Ender Aldanmaz, Dokuz Eylül TV’de yayınlanan ‘Gerçeğin Öteki Yüzü – Fikr-i İsyan’ programında; İzmir ve ülke gündemini derinden etkileyen Kooperatif davası sürecini, başlatılan ikinci soruşturmayı ve tutuklamaları, Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne ait bazı binalara el koymasını ve Konak’ta yapılması planlanan yeni Büyükşehir Belediyesi binasına ilişkin tartışmaları tüm boyutlarıyla değerlendirdi.
İzmir Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Dilek Gappi
İzmir Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Dilek Gappi, programın amacının; ülke ve kent gündemine damga vuran başlıkların biraz daha derinine inerek, sunulan gerçeklerin ötesinde başka gerçeklikler olup olmadığını araştırmak olduğunu söyledi. Başkan Gappi, “Programımıza ‘Gerçeğin Öteki Yüzü’ adını verdik ama Hasan Tahsin’in sözü olan Fikr-i İsyan’ı da ekledik. Kurtuluş Mücadelesi’nde bağımsızlığın sembolü olan, yazılarıyla halkı kurtuluşa yönelten gazeteciliğin simgesidir. Hasan Tahsin, ‘Fikr-i isyanlarımızı kalemlerimizle tazmin etmeye devam edeceğiz’ der. Bu programda da gerçeği her ne olursa olsun söylemeye devam edeceğiz” dedi.
Kooperatif davasının Temmuz ayında İzmir’i sarstığını ve ülke genelinde takip edildiğini hatırlatan Gappi, “İlk etapta 157 şüpheli vardı. Bugün geldiğimiz noktada İzmir Büyükşehir Belediyesi Önceki Dönem Belediye Başkanı Tunç Soyer ve bazı isimler cezaevinde. 9 Aralık’taki duruşmada yalnızca iki tutuklu kaldı. Tahliyelerin önü açılmışken, 29 Aralık’ta apar topar yeni bir soruşturma başlatıldı” dedi.

Avukat Murat Aydın
“ORTADA FİİL YOK, TUTUKLAMA VAR”
Avukat Murat Aydın süreci hukuki boyutlarıyla ele alarak, ikinci soruşturmanın yeni bir suç isnadına dayanmadığını vurguladı. Aydın, “Bu soruşturma yeni bir fiil değil, aynı fiillerin farklı bir hukuki nitelendirmesidir. Önce dolandırıcılık dediler, şimdi zimmet diyorlar. Ama fiiller aynı. Bir kişi aynı fiilden iki kez yargılanamaz. Bu ilke açıkça ihlal ediliyor. Ortada iddianame yok. Yazacakları bir şey yok çünkü yargılamayı gerektiren somut bir fiil yok. Buna rağmen insanlar tutuklu” dedi.
“AMAÇ SİYASİ ALGI YARATMAK”
MASAK raporlarının dosyaya girdiğini hatırlatan Aydın, “Bütün şüphelilerin ve aile efratlarının hesapları incelendi. Hiçbir olumsuzluk yok. Tunç Soyer’in hesabında tek bir şüpheli işlem dahi yok. İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı’nın bir kooperatifin iç işleyişini denetleme yetkisi yoktur. Görevi de yoktur. İsteseydi de yapamazdı. Buna rağmen soru bile soramıyorlar. Bu davanın amacı adalet değil. Amaç, Cumhuriyet Halk Partisi’nin önceki dönem yönetimi üzerinden CHP’ye yönelik bir siyasi algı yaratmaktır” dedi.
“YARGILAMA TÜM İŞLEMLERİYLE HUKUK DIŞI”
Aynı olayla ilgili açılan yeni soruşturma sürecini de değerlendiren Aydın, “İkinci soruşturmada kooperatif içerisinde bazı harcamaların usulsüz olduğu iddia ediliyor. ‘Bu harcamaların hangisi usulsüz?’ dediğimizde, bu sorunun cevabını alamıyoruz. Bu soruşturma sürecinin sonunda da tutuklama kararı verdiler. Şu anda arkadaşlarımız cezaevinde, haklarında düzenlenecek iddianameyi bekliyorlar. Çünkü ortada iddianameye konu edilebilecek bir şey bile yok. Çağrılmaması gereken bir şeyle ilgili soruşturuluyorlar. Üstelik tutuklu olarak soruşturuluyorlar. Bu yargılamanın tamamının tüm işlemleriyle birlikte hukuk dışı olduğunu söylemek gerek. Amaç; adaleti bulmak, adaletin peşinde olmak ya da gerçeği ortaya çıkarmak değil. İzmir’de önceki dönem yönetimi üzerinden CHP’ye karşı bir tavır geliştirmek ve bu süreç üzerinden halka, ‘bunlar böyledir’ demek için yürütülen bir süreçtir. Bunun hukuki bir izahı yoktur” diye konuştu.
BUGÜN TAHLİYE EDİLMELERİ GEREK
Bu davanın ideolojik bir dava olduğunun da altını çizen ve Soyer’in bugün serbest bırakılması gerektiğini savunan Aydın, “Kentsel dönüşümün nasıl yapılacağına ilişkin bir mücadeledir. Kooperatif modeli yargılanırsa mevcut rant düzeni sorgulanır. İşte bu yüzden bu dava açıldı. Kaybeden halk oldu. Bugün on binlerce insan riskli yapılarda yaşamaya devam ediyor. Bu insanların bugün, yarın değil, hemen tahliye edilmeleri gerekir. Hukuksuzluğu normalleştirmeyeceğiz” diye konuştu.

Gazeteci Ender Aldanmaz
“MODEL İYİ NİYETLİYDİ”
Gazeteci Ender Aldanmaz ise davayı sahadan izleyen bir isim olarak kamuoyundaki algıyı aktardı. İzmir’de geliştirilmek istenen bir modelin yargılandığını dile getiren Aldanmaz, “Bugün İzmir’de, mevcut ekonomik koşullar nedeniyle belediyelerin planlamaları büyük ölçüde bitmiş olmasına rağmen, kentsel dönüşüme girecek ne bir müteahhit bulunabiliyor ne de belediyelerin bu işi tek başına yapabilecek bütçesi var. Bunu yıllar önce öngören Tunç Soyer, bir model geliştirmek istedi. Bu model iyi niyetliydi. İş dünyasında ve toplumda karşılığı vardı. Çünkü dar gelirlilerin özellikle kent merkezinde konut ihtiyacı var. Bu ihtiyaç üzerinden bir süreç başlatıldı” diye konuştu.
“BU DAVA İZMİR’DE SİYASİ BİR DAVA OLARAK OKUNUYOR”
Tanık beyanlarının büyük bölümünün de inşaatlardaki gecikmeye ilişkin olduğunu söyleyen Aldanmaz, “Ama aynı zamanda belediyenin mağduriyetleri gidermek için inşaatlara devam ettiğini de görüyoruz. Bu model, dar gelirlinin kent merkezinde konut sahibi olabilmesi için geliştirilmişti. İnşaatlardaki gecikmeler ekonomik koşullar ve teknik denetimlerden kaynaklandı. Ortada para trafiği yok, zimmet yok. Buna rağmen dava siyasallaştırılıyor. Tanık Ayşe Arzu Özçelik’in beyanları davanın seyrini sanıklar lehine etkileyebilir. Kurum içi bir problem nedeniyle gecikme yaşandığını açıkça anlattı. Eksik beton döküldüğü için inşaatı mühürlediğini söyledi. Bu da gecikmenin temel nedenlerinden biri olarak ortaya kondu” dedi.
CİDDİ MAĞDURİYET YARATIYOR
İzmir’de toplumsal algının Tunç Soyer’in suçsuz olduğu yönünde olduğuna dikkat çeken Aldanmaz, “Bu davanın sürekli gündemde tutulmasının siyasi bir arka planı olduğu çok açık. Aynı kişi üzerinden birden fazla kooperatif dosyası açılıyor. Bu ciddi bir mağduriyet yaratıyor. Basının görevi burada çok önemli. Duruşmalar cezaevi kampüslerinde yapılıyor, bilgisayar sokmak yasak. Kağıt kalemle not alıyoruz. Davanın kendisi adeta ‘davaya gelmeyin’ davası. Olan biteni gözlerden uzaklaştırıyor. Buna rağmen kamuoyunu bilgilendirmeye çalışıyoruz. Bu dava İzmir’in ve Türkiye’nin siyasi tarihine ibretlik bir örnek olarak geçecek” ifadelerini kullandı.
“İZMİR’İN BU PSİKOLOJİDEN ACİLEN KURTULMALI”
Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne ait bazı binalara el koymasının gündeme geldiği programda Dilek Gappi, bu yapıların İzmir halkına doğrudan hizmet verdiğini vurguladı. Gappi, “Bunlar hangi siyasi rövanşla yapılıyor bilmiyorum ama Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün geçmişte tapu kayıtlarının olduğu bilgisi İzmir halkını ilgilendirmez. O binalara el koyamazsınız. Gasilhane, Meslek Fabrikası ve Egemenlik Binası İzmirlinin yaşamına, ölümüne ve ekmeğine dokunan, doğrudan İzmir halkına hizmet eden kamusal yapılardır. Bunu polemik konusu haline getirmek bile hiçbir siyasete artı yazmaz” dedi.
Son zamanlarda İzmir’de iyi hizmet verilen binalara, mülklere dair böyle bir yaklaşım olduğuna dikkat çeken Gappi, “Bu yerlere çökülüyor görüşü vardı. Bu yaklaşım bir süre sonra sirayet etmedi diyemeyiz. Böyle devam ederse halka yönelik iyi hizmet veren binalara da çökerler. İzmir'in bu psikolojiden bence acilen kurtulması gerek” dedi.
BAYEZİD BABA VAKFI'NA DEVREDİLMEK İSTENİYOR
Ender Aldanmaz ise vakıf sisteminin tarihsel kökenine değinerek, “Osmanlı’dan kalan mimari yapılar, bu yapıların korunması ve devamlılığı için vakıf sistemine devredilmiştir. Bunlar devletin mallarıdır; Vakıflar da devletin kurumlarıdır. Bu vakıf malları zaman içinde kamu hizmeti için belediyelere, kamu kurumlarına tahsis edilmiştir. Meslek Fabrikası’nın bulunduğu bina bunun en çarpıcı örneklerinden biridir. Toplumsal hafızada ağır bir yeri vardır. Bugün ise orada insanlar meslek öğreniyor, kente değer üretiyor. Şimdi ise bina Bayezid Baba Vakfı’na devrediliyor. Bu vakfın yöneticileri kimdir, nasıl bir faaliyet yürütecektir, hiçbir net bilgi yok. Süreç de son derece hızlı ilerledi. Ayrıca Başkan Cemil Tugay’ın makamının fiilen elinden alınması gibi bir durum söz konusu. AK Parti’nin bu adımla kendi muhalefet emeğini boşa düşürme riski var. Bu doğrudan siyasal bir meseledir” diye konuştu.

HUKUK GÜVENLİĞİ VE MÜLKİYET HAKKI VURGUSU
Murat Aydın da Osmanlı’daki ve Batı hukuk sistemindeki vakıf sistemini anlatarak, “Osmanlı’nın mülkiyet sisteminde bütün toprakların ve mülkiyetin nihai sahibi hanedandı. Dolayısıyla birisi öldüğünde, onun mülkü zaten devlete, yani hanedana geçerdi. Bir de “siyaseten katl” meselesi vardı. Eğer sizi otorite, yani saltanat katletmişse, mal varlığınız da saltanata ait olurdu. İşte bunu önlemek için vakıf kurarlardı. Çünkü İslam hukukuna göre vakıf malı dokunulmazdır. Vakfedilmiş bir mala el koyamazsınız. Benzeri Batı hukuk sisteminde de yaşanmıştır. Özellikle tek hükümran krallıkların güçlendiği, beyliklerin zayıfladığı dönemlerde kral, istediği kişiyi hapse atabiliyor, mallarına el koyabiliyor, ağır vergilerle tasfiye edebiliyordu. Bunun üzerine 1215 yılında Magna Carta ortaya çıktı. İster Batı hukukundan bakın ister İslam hukukundan; vakıflar üzerinden birinin malına çökmek, çökmektir. Bunun başka bir adı yoktur. Vakıflar üzerinden birinin malına çökmek kimseye hayır getirmez. Çünkü İzmir halkının malına çökmeye çalışmak, kimseye hayır getirmez. Sorun sadece üç binaya el konulması değildir. Sorun hukuk güvenliğine ve mülkiyet hakkına el uzatılmasıdır. Bununla mücadele etmek gerekir” dedi.
YENİ BÜYÜKŞEHİR BİNASI MODELİ
Programın son bölümünde Konak’ta yıkılan Büyükşehir Belediyesi binasının yerine yapılması planlanan yeni yapı tartışıldı. Dilek Gappi, “Proje halka sorulmadan gündeme geldi. Konak kentin kalbidir. Oraya yapılacak yapı belki yüz yıl kalacak. Neden halka sorulmuyor? Mimari sadece işlevsel bir mesele değildir. Kent hafızasıdır, duygudur. Bu alışkanlığı neden kaybettik?” diyerek sürece itiraz etti.
Yaklaşık beş yıldır İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin ana hizmet binasının olmadığını ve birimlerin dağınık halde çalıştığını söyleyen Aldanmaz, “Cemil Tugay bu süreci sonlandırmak istiyor. Ancak finansman ve yöntem konusunda henüz netlik yok. Sunulan proje bir örnek projedir. Süreç henüz olgunlaşmamıştır. Bu konuda kapsamlı bir açıklamaya ihtiyaç var” dedi.
Yeni yapılacak binaya yönelik bir tercih yapılması gerektiğinin altını çizen Aydın, “Önceki dönemde Konak’ta bir temsil binası planlanmıştı. Yeni yönetim ise hizmet binası istiyor. Bu meşru bir tercihtir. Ancak kamusal yapılar sadece işlevle ele alınamaz. Kent dokusu, estetik, gelecek kuşaklar da düşünülmelidir. Kamusal para harcanıyorsa kamusal akıl işletilmelidir. Bu tartışmalar kıymetlidir. İzmir kamuoyu, mimarlar, şehir plancıları bu sürece dahil olmalıdır. Çünkü kent hepimizin” diye konuştu.





