Eğitimin mevcut durumu

Eğitimin mevcut durumu

Adem YILDIRIM (Eğitim-İş İzmir 1 Nolu Şube Başkanı)

Göreve başlarken “Türkiye'nin eğitim sisteminin tamamını, tüm alt sistemleriyle birlikte geleceğe hazırlayacağız” diyen Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk’un bu sözleri hala hafızalardayken, eğitimi geleceğe taşımak bir yana dursun, yıllarca geriye götüren uygulamalara sahne olmuştur.

Pandemi sürecinde eğitimdeki eşitsizlikler daha da derinleşti! MEB, 7 milyon 383 bin 213 öğrenci ve 1 milyon 30 bin 516 öğretmenin EBA’dan (Eğitim Bilişim Ağı) faydalandığını; Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk, okulların kapalı olduğu dönemde uzaktan eğitime ulaşamayan öğrenci sayısının 1.5 milyon olduğunu açıklamasına rağmen, ülkemizde en az 4 milyon öğrenci uzaktan eğitime ulaşamadı veya eğitim sürecinden tamamen koptu. Yoksul ailelerin çocukları her geçen gün eğitim sürecinden kopmakta ve bu durum giderek okul terkiyle sonuçlanmaktadır.

Pandemi başladığından bu yana eğitimin yüz yüze mi uzaktan mı devam edeceğine bir türlü karar veremeyen MEB, eğitim sistemini tam anlamıyla bir kördüğüme çevirmiştir. Yarıyıl sona ermekteyken, Anadolu'da ve yurdun doğusunda birçok yavrumuz internete ulaşıp uzaktan eğitime katılabilmek için dağ tepe tırmanmaya devam etmekte, 4 milyonu aşkın yavrumuzun uzaktan eğitim için şart olan tablet/telefon ihtiyacı çözümsüz vaziyette ortada durmaktadır. Belli ki aynı Bakanlık, bu yoksul çocukları, ailesi varlıklı kolej çocuklarıyla aynı sınavlara tabi tutup geleceklerini ona göre şekillendirmekten de hiç utanmayacaktır.

Var olan eşitsizlikler uzaktan eğitimle daha da derinleşmişken, MEB yönetmelik değişikliği ile uzaktan eğitimde not verme uygulamasını hayata geçirmek istemektedir. Bir taraftan üzerine düşen görevden kaçarak eğitimde fırsat eşitliğini sağlamaya yönelik adımlar atmayan MEB, diğer taraftan öğrenciler arasında haksızlığa ve adaletsizliğe yol açacak uygulamalara imza atmakta ve hatada ısrar etmektedir. Eğitim-İş, söz konusu düzenlemenin iptali için Danıştay’da dava açmıştır.

***

Eğitimde dinselleşme çabaları devam ediyor. Eğitimi dinselleştirme faaliyetlerini afet/salgın demeden sürdüren, bunun için her krizi fırsata çeviren AKP ve Milli Eğitim Bakanlığı, gözünü yine seçmeli derslere dikmiştir.

Din Öğretimi Genel Müdürlüğü’nün, il ve ilçe milli eğitim müdürlüklerine gönderdiği talimat ile öğrencilerin dini içerikli dersleri seçmeleri konusunda okul müdürlerini yönlendirdiği ortaya çıkmıştır. Seçmeli dersleri belirleme süreci, velinin bilgisi dahilinde, öğrenci tarafından yapılır. Buradaki asıl amaç, öğrencinin kendini keşfetmesi, kendi ilgili olduğu alanda donanımlı hale gelmesidir. Ülkenin geleceğini direkt olarak ilgilendiren bu konu, iki tane partizan müdürün koltuğunu sağlamlaştırmak için yapacağı hamlelere kurban edilemez.

“Çocukların zihinsel yönelim ve becerilerine göre bir eğitimden geçmelerini sağlayacak sistem” lafını dilinden düşürmeyen Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk, başında oturduğu Bakanlıkta kendi söylemiyle bu kadar çelişen bir uygulamanın nasıl olduğunu kamuoyuna açıklamalıdır. Eğer konuşmalarındaki "çağdaşlık" vurgusu "takiyye" değilse, derhal harekete geçmeli, seçmeli dersleri tüm okulları imam hatipleştirmenin bir aracı olarak kullanmaya çalışan bu yöneticilere yönelik idari soruşturma başlatmalıdır.

***

Eğitimin bütçesi kısıldı, bilimsel eğitim bir lüks oldu. Milli Eğitim Bakanlığı bütçesi, salgın koşullarına rağmen 2021 yılı için 146 milyar 929 milyon TL olarak belirlenmiştir. Bütçeden Milli Eğitim Bakanlığı’na ayrılan bu miktar, eğitimin temel ihtiyaçlarını karşılamaktan, eksiklikleri gidermekten ve uzaktan eğiteme erişimde fırsat eşitliği sağlamaktan oldukça uzaktır.

AKP’nin iktidara geldiği 2002 yılında MEB bütçesinden eğitim yatırımlarına ayrılan pay yüzde 17.18 iken, 2021 yılı itibariyle bu oran yüzde 7.69’a gerilemiştir. Eğitim yatırımlarına ayrılan pay AKP’nin gerçek eğitim politikasını ortaya koymaktadır. 2021 MEB bütçesi, eğitimde yaşanan sorunların ve uzaktan eğitim uygulamalarındaki eşitsizliğin devam edeceğini, eğitimin yükünün yine velilerin sırtına yükleneceğinin göstergesi olmuştur.

***

Öğrenciler eğitimden kopartıldı. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) ülkede lise çağındaki gençlerin yüzde 50’ye yakınının eğitimde yer almadığını açıkladı. 15-19 yaş grubundaki 6 milyon gencin, 1 milyon 249 bini ne eğitimde ne istihdamda yer alıyor. 2012 yılında getirilen 4+4+4 sisteminin ardından açık lisede okuyan öğrenci sayısı 940 binden 1 milyon 389 bin'e yükselmişti. Aynı dönemde lise öğrenci sayısındaki artış oranı yüzde 15.8 olurken açık öğretim lisesinde okuyanların artış oranı yüzde 32.4 oldu. Bu durum, eğitime erişimdeki ciddi problemleri göz önüne sermektedir.

***

Eğitim çalışanları gelecekten ümitsiz. Geçtiğimiz dönem, eğitim emekçileri için de sıkıntılı bir dönem olmuştur. Pandemi sürecinde eğitim emekçisinin, önce canı hiçe sayılmış, "Hayat Eve Sığar" kamu spotları eşliğinde gereksiz organizyonlara katılmak zorunda bırakılmıştır. Ardından gönüllülük esasının işletilmesi gereken koronayla mücadele organizasyonlarında keyfi olarak görevlendirilmiştir. Şimdi ise uzaktan eğitim, öğretmenler için adı konulmamış bir mobbing olarak sürdürülmektedir. Sendikamızın her yıl 24 Kasım Öğretmenler Günü öncesinde yaptığı araştırma, bu yıl her zamankinden daha acı sonuçlar vermiştir. Araştırmaya katılan 5 bin 514 öğretmenin yüzde 93’ü öğretmenliğin saygın bir meslek olma özelliğini kaybettiğini, yüzde 63’ü çocuklarının gıda ihtiyaçlarını, yüzde 73’ü çocuklarının kılık kıyafet ihtiyaçlarını, yüzde 47’si çocuklarının eğitim ihtiyaçlarını rahat bir şekilde karşılayamadığını ifade ediyor. Araştırmada ekonomik sorunlar açık ara öne çıkıyor. Buna göre; Öğretmenlerin yüzde 44’ü ev kredisi, yüzde 30’u araç kredisi, yüzde 25’i ise çocuklarının eğitimi için çektiği kredileri ödüyor. Borç batağındaki öğretmenlerin yüzde 26’sı ek iş yapıyor. Öğretmenlerin yüzde 59’u ise gelecekten ümitli olmadığını ifade ediyor.

***

Bu sorunlar hala daha acı şekilde yaşanıyorken 15 Şubat ve sonrasında yüz yüze eğitime geçileceği Sayın Cumhurbaşkanı tarafından açıklandı.15 Şubat'ta köy okullarında eğitim ve öğretimin başlamasına, 1 Mart'ta ise sınava girecek olan 8. ve 12. sınıflar ile ilkokullar ve özel eğitim okullarının açılmasına karar verilmiştir. Yüz yüze eğitim kararının il bazlarında farklılaşabileceğini söyleyen Cumhurbaşkanı, vaka sayısında artış gözlemlenen illerde bu kararın gözden geçirileceğini not düşmüştür. Uzaktan eğitimde bir türlü çözüm iradesi gösterilmediği için kronikleşen sorunlara en çok dikkat çeken, milyonlarca öğrencimizin eğitime ulaşamadığını ilan eden Eğitim-İş olarak, yüz yüze eğitime büyük önem versek de, ülkede her gün 200'e yakın insanımızı canından eden salgın tehlikesi varken, bu adımın gerekli önlemler alınmadan atılmasını toplum sağlığına aykırı bulmaktayız.

YORUM EKLE