İGC Basın Akademisi’nde ‘Etik ve Araştırmacı Gazetecilik’ dersine bu hafta deneyimli gazeteci Çiğdem Toker konuk oldu.

Toker, araştırmacı gazeteciliğin odağında "kamu kaynaklarının" yer aldığını belirterek, milyarlarca liralık ihalelerin şeffaflıktan uzak yöntemlerle nasıl dağıtıldığını anlattı. Toker, tasarruf genelgelerine rağmen artan devlet harcamalarına ve Kamu Özel İş birliği projelerindeki gizli maliyetlere dikkat çekti.

Kamu bütçesinin kullanımının, yönetimin karakterini ve tercihlerini ortaya koyduğunu vurgulayan Toker, 2003 yılında Avrupa Birliği standartlarına uygun olarak çıkarılan Kamu İhale Kanunu'nun geçen 20 yılı aşkın sürede nasıl işlevsizleştirildiğini çarpıcı örneklerle özetledi.

İgc Basin Akademi̇si̇’ne Deneyi̇mli̇ Gazeteci̇ Çi̇ğdem Toker Konuk Oldu (1)

“BÜTÇEYE DOĞRUDAN ZARAR VERİYOR”

Toker, “davet usulü” diye de bilinen Kamu İhale Kanunu’nun 21-b maddesine göre yapılan ihalelerde sistemin nasıl işlediğini ve kamu zararına nasıl yol açtığını şu sözlerle anlattı:

"İhaleyi yapan kurum, işi almasını istediği 3-4 firmayı belirliyor ve 'gelin teklif verin' diyor. Açık ihale olsa, rekabet ortamında firmalar bütçeden daha fazla tasarruf edilmesini sağlayacak yüksek indirimler (tenzilat) yapacakken; pazarlık usulünde işi alacağını önceden bilen firmalar çok daha düşük indirimler yapıyor. Bu da bütçeye doğrudan zarar veriyor."

Kaf-Kaf pusuya yattı
Kaf-Kaf pusuya yattı
İçeriği Görüntüle

“TASARRUF GENELGELERİ SADECE KAĞIT ÜZERİNDE”

Kamu harcamalarının izlenmesi konusunda dijitalleşmenin gazetecilere sunduğu kolaylıklara da değinen Toker, Muhasebat Genel Müdürlüğü verileri üzerinden "Tasarruf Genelgelerinin" nasıl ihlal edildiğini anlattı.

Son tasarruf genelgesini örnek gösteren Toker, "Tasarruf genelgesinin yayımlanmasından sonraki birkaç ay bütçe gerçekleşmelerine baktık. Özellikle kırtasiye harcamalarında, temsil (çiçek gönderme, resepsiyon verme vb.) harcamalarında üç beş kata varan artışlar gördük. Bu verileri okuyabildiğiniz zaman, yönetimin vaatlerinde ve taahhütlerinde ne kadar tutarlı davrandığını da görebiliyorsunuz” dedi.

"YOL YAPILMASINA DEĞİL, ŞARTLARINA BAKIYORUZ"

Kamu İhale Kanunu'nun tamamen dışında tutulan; otoyol, köprü ve şehir hastaneleri gibi Kamu Özel İş birliği projelerine de değinen Toker, gazetecilerin buradaki rolünü tanımladı. Projelerin vatandaşın hayatını kolaylaştıran bir yönü olduğunu kabul eden Toker, "Bir otoyolun seyahat süresini, 8 saatten 3 saate düşürmesine itiraz edemeyiz. Ancak gazeteci olarak şunu sormak zorundayız: 'Sen bu süreyi kısaltırken, o şirkete nasıl bir sözleşmeyle, döviz üzerinden ne tür yolcu garantileri verdin?' Bütçeden az sayıda şirkete uzun yıllar boyunca bu kadar yüksek kaynak çıkışı olmadan, başka bir tasarımla bu projeleri yapamaz mıydın? Bizim odaklandığımız yer tam olarak bu" diye konuştu.

Kaynak: Haber Merkezi