İzmir’de uzun süredir etkili olan kuraklık ve azalan yağışlar nedeniyle içme suyu kaynakları kritik seviyelerde seyretmeye devam ediyor. Son yağışların ardından kentin ana su kaynağı olan Tahtalı Barajı’nda doluluk oranı yüzde 30,03’e yükseldi. Yetkililer, artışın sevindirici olduğunu ancak su rezervlerinin hâlâ dikkatli kullanılmasını gerektirdiğini vurguluyor.
Tahtalı barajında sınırlı toparlanma
İzmir Su ve Kanalizasyon İdaresi (İZSU) verilerine göre kentin içme suyu ihtiyacının büyük bölümünü karşılayan Tahtalı Barajı’nda kullanılabilir su miktarı 86 milyon 205 bin metreküp olarak ölçüldü.
Geçen yıl aynı dönemde doluluk oranının yüzde 14,56 seviyesinde olduğu göz önüne alındığında, bu yıl yaşanan artış önemli bir toparlanmaya işaret ediyor. Ancak barajın kapasitesi dikkate alındığında mevcut doluluk oranı hâlâ kritik eşiklerin altında bulunuyor.
Dip seviyeden dönüş: Yağışlar umut oldu
Tahtalı Barajı’nda 30 Aralık tarihinde doluluk oranı yüzde 0,13’e kadar gerilemiş, kullanılabilir su miktarı yalnızca 360 bin metreküp seviyesine düşmüştü. Bu dramatik düşüş, İzmir’de su krizine yönelik endişeleri artırmıştı.
Son haftalarda etkili olan yağışlar sayesinde rezervde sınırlı bir yükseliş yaşandı. Uzmanlar, bu artışın sürdürülebilir bir rahatlama sağlaması için yağışlı dönemin devam etmesi gerektiğine dikkat çekiyor.

Diğer barajlarda durum ne?
İzmir’i besleyen diğer barajlarda doluluk oranları ise bölgesel yağışlara bağlı olarak farklı seviyelerde seyrediyor:
-
Ürkmez Barajı: %76,36
-
Balçova Barajı: %76,00
-
Alaçatı Kutlu Aktaş Barajı: %55,44
-
Gördes Barajı: %16,52
Veriler, bazı barajlarda doluluk oranlarının yüksek seyrettiğini gösterse de özellikle Gördes Barajı’ndaki düşük seviye dikkat çekiyor.
Su kaynaklarında risk sürüyor
Uzmanlara göre İzmir’de su güvenliği açısından en belirleyici faktör, kentin ana içme suyu kaynağı olan Tahtalı Barajı’ndaki rezerv seviyeleri. Barajdaki doluluk oranı yükselmiş olsa da mevcut seviyeler uzun vadeli güvence sağlamaktan uzak.
İklim değişikliği, düzensiz yağış rejimi ve artan nüfus baskısı, su kaynaklarının sürdürülebilir yönetimini her zamankinden daha kritik hale getiriyor.





