Türkiye'nin deniz havacılığında ulaştığı son nokta, uluslararası askeri otoritelerin nefesini kesen bir gövde gösterisine dönüştü. Dünyanın ilk silahlı insansız hava aracı gemisi unvanını taşıyan TCG Anadolu üzerinden görev yapmak üzere özel olarak tasarlanan Bayraktar TB3, sınırların ötesindeki ilk ciddi sınavını kusursuz bir performansla tamamladı. Kuzey Avrupa'nın soğuk sularında, Baltık Denizi açıklarında icra edilen ve ittifakın en önemli askeri organizasyonlarından biri olarak kabul edilen Steadfast Dart-2026 tatbikatı, Türk mühendisliğinin ulaştığı seviyeyi tüm dünyaya kanıtladı. Küresel savunma sanayii gündemine bomba gibi düşen bu gelişme, Türkiye'nin deniz aşırı operasyon kabiliyetinde açtığı yeni çağın en net habercisi oldu.
Kısa pistten otonom havalanıp hedefi paramparça etti
Zorlu hava koşullarına ve denizin dalgalı yapısına rağmen TCG Anadolu'nun kısa pistinden tamamen otonom yetenekleriyle havalanan milli SİHA, tatbikat senaryosu gereği su üstünde belirlenen düşman unsurlarına doğru harekete geçti. Kusursuz bir seyrüseferin ardından hedefe kilitlenen hava aracı, Roketsan mühendislerinin imzasını taşıyan akıllı mühimmatları ateşledi. İkili salvo atışı şeklinde peş peşe hedefe gönderilen MAM-L mühimmatları, deniz üzerindeki platformu tam isabetle vurarak sulara gömdü. Angajman sürecini sıfır hatayla tamamlayan hava aracı, görev bitiminde yine tamamen otonom bir biçimde ana gemiye dönerek emniyetli inişini gerçekleştirdi. Operasyonun hemen ardından Baykar Yönetim Kurulu Başkanı Selçuk Bayraktar, resmi sosyal medya hesapları üzerinden "BayraktarTB3 TCG ANADOLU Steadfast Dart-2026 NATO Tatbikatı 2 x MAM-L Salvo Atışı Tam İsabet" mesajını paylaşarak bu tarihi anın sevincini milyonlarla paylaştı.
Müttefiklerin gözü zorlu deniz görevlerindeki Türk kartalında
Katlanabilir kanat yapısı ve kısa pistli gemilerden kalkış yapabilme yeteneğiyle kendi sınıfında dünyada bir ilk olan Bayraktar TB3, yurt dışı sularında gerçekleştirdiği bu ilk harekât gösterimiyle NATO ittifakı içinde dengeleri değiştirebilecek bir kuvvet çarpanı olduğunu ispatladı. Halihazırda Türk donanmasının amiral gemisi üzerinde konuşlu bulunan ve sayılarının üç olduğu bilinen bu hava araçları, tatbikata katılan diğer müttefik ülkelerin komuta kademeleri tarafından da mercek altına alındı. Baltık Denizi gibi meteorolojik şartları anlık değişkenlik gösteren, sert ve yıpratıcı bir coğrafyada gerçekleştirilen bu atış ve uçuş faaliyetleri, platformun çevresel faktörlere karşı olan direncini de gözler önüne serdi.
Koordineli taarruz ile bir sonraki aşamaya geçiliyor
Tatbikatın sadece bir ısınma turu niteliği taşıyan bu ilk atışlarının ardından, Türk deniz havacılığını çok daha karmaşık senaryolar bekliyor. İlerleyen günlerde Steadfast Dart-2026 görev planlamaları kapsamında, gemi güvertesinden arka arkaya kalkış yapacak iki farklı uçağın havada koordineli bir şekilde müşterek taarruz harekatı icra etmesi planlanıyor. Senaryonun bu aşamasında, çok daha yüksek bir tahrip gücüne sahip olan MAM-T mühimmatının da devreye sokularak ağır zırhlı su üstü hedeflerinin imha edileceği belirtiliyor. Konuya ilişkin Milli Savunma Bakanlığı tarafından kamuoyuna yapılan resmi bilgilendirmede, şanlı ordumuzun kara, deniz ve hava unsurlarıyla ittifak görevlerinde üstün bir gayret sergilediği vurgulandı. Açıklamada, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin sahip olduğu yerli ve milli imkanların, küresel güvenlik şemsiyesine sağladığı katkının altı özenle çizildi.
Kesintisiz iletişim ve üstün mühendislik harikası
Platformun teknik altyapısı, deniz kuvvetlerinin ufuk ötesi keşif, gözetleme ve nokta atışı taarruz ihtiyaçlarını tek başına karşılayacak donanıma sahip. On dört metrelik kanat açıklığına rağmen katlanabilme özelliği sayesinde dar gemi hangarlarına rahatça sığabilen sistem, bin dört yüz elli kilogramlık maksimum kalkış ağırlığıyla havalanıyor. İki yüz seksen kilogram faydalı yük taşıyabilen araç, gücünü yerli TEI-PD170 turbodizel motorundan alıyor. Yirmi dört saati aşan havada kalış süresi ve bin yüz deniz milini bulan operasyonel menziliyle açık denizlerde kesintisiz bir gözetleme kalkanı oluşturan platform, uydu haberleşme (SATCOM) modülü sayesinde dünyanın öbür ucundan bile anlık olarak yönetilebiliyor. Geçtiğimiz 2025 yılı içerisinde TSK envanterine resmi olarak giriş yapan hava aracı, bünyesinde taşıdığı yirmi üç kilogramlık lazer güdümlü MAM-L mühimmatının yanı sıra, tanksavar ve termobarik başlıklarla donatılmış diğer yerli füzeleri de kullanarak düşman unsurlarına karşı on beş kilometre mesafeden ölümcül bir tehdit oluşturmaya devam ediyor.




