İzmir’de kadınların sesi var, yeri var, gücü var
İzmir’de kadınların sesi var, yeri var, gücü var
İçeriği Görüntüle

Türkiye genelinde arıcılık her geçen yıl daha da zorlaşırken, 2025 üretim sezonu arıcılar açısından alarm zillerinin çaldığı bir dönem olarak kayıtlara geçti. Ekonomik baskılar, iklim değişikliği ve doğal afetlerin birleşen etkisi, bal rekoltesi üzerinde ağır bir tablo yarattı. İzmir İli Arı Yetiştiricileri Birliği İkinci Başkanı Ramazan Keklik, üreticilerin karşı karşıya kaldığı sorunları çarpıcı ifadelerle anlattı.

Artan maliyetler üreticiyi zorluyor

Arıcılığın temel girdileri olan yem, nakliye, bakım ve ekipman giderleri son yıllarda katlanarak arttı. Buna karşın balın alım fiyatları aynı hızda yükselmedi. Ramazan Keklik, üreticinin içine sürüklendiği tabloyu net sözlerle ortaya koydu:
“Bu sene çamda rekolte yüzde 50 düştü. Fiyatlar içler acısı. Maliyetlerimiz çok yükseldi. Bal yok. Bu durumda üretmeye çalışan çok fazla üretici var ama borç içindeyiz”

Bu tablo, arıcılar için yalnızca bir sezonluk kayıp değil, mesleğin geleceğini tehdit eden yapısal bir sorun olarak görülüyor.

Borç sarmalı derinleşiyor

İzmir özelinde arıcıların önemli bir bölümünün geçimini sağlamakta zorlandığını vurgulayan Keklik, gelir-gider dengesinin tamamen bozulduğunu ifade etti. Üreticilerin büyük kısmı borçla ayakta kalmaya çalışıyor:
“İzmir’de arıcıların yüzde 30’u kendi nafakasını ancak çıkarabiliyor. El elde, baş başta. Kazan çok ama karımız yok. Birçok arıcı ısrarla arıcılık yapmaya devam ediyor. Başka bir yerden geliri varsa onunla götürmeye çalışıyor ama borçla borç ödenmez ki”

Bu durum, gençlerin arıcılığa yönelmesini de zorlaştırıyor.

“Baharı görmezsek arı da kalmaz”

Bal üretiminin temel koşulunun sağlıklı ve beslenen arılar olduğuna dikkat çeken Keklik, önümüzdeki döneme dair endişelerini dile getirdi. Arıların kıştan çıkabilmesi için ciddi bir besleme maliyeti gerektiğini belirten Keklik, şu uyarıyı yaptı:
“Önümüzdeki yıl nasıl olur bilemiyorum. Arıyı beslemezsen bal olmaz. Beslemek için para lazım, para yok. Baharı görmek lazım göremezsek arı da kalmaz. Doğal afetten, sıcaklıktan, kuraklıktan tarımda düşüşler yaşanabilir, üretim zora girebilir ama bizim en temel derdimizin başında yüksek maliyetler geliyor. Buna bir çözüm bulunmalı. Devlet arıcıya daha fazla destek vermeli. Bu girdi maliyetlerinin düşürülmesi lazım. Durum çok daha kötüye gidecek.”

Bu sözler, arıcılığın yalnızca ekonomik değil, ekolojik bir krizle de karşı karşıya olduğunu gözler önüne seriyor.

Bal fiyatları cep yakıyor

Üreticinin bir diğer sorunu ise balın toptan satış fiyatları. Keklik, tüccarların belirlediği rakamların maliyetlerin altında kaldığını vurguladı.
“Fiyatlar toptanda çok kötü. Tüccarın biçtiği fiyat kilo başına 150-170 TL oluyor. Bunun maliyeti 200 TL. İşçilik yok bu paranın içinde. İşçiliği saymıyoruz. Borcu olanlar satıyor bu fiyata el mecbur. Biraz imkanı olan bekletiyor acaba fiyat yükselir mi diye. Bal temel gıda maddesi değil ama eskiden kiloyla alınabilirdi, yılda bir iki kere alma imkanı olurdu. Şimdi iyice lükse girdi. Bal lüks gıda oldu. Et de öyle, insanların evine et de girmiyor bal da girmiyor”

Bu tablo, hem üreticiyi hem de tüketiciyi olumsuz etkiliyor.

Perakende piyasasında bal fiyatları ise hızla yükselmiş durumda. Piyasada 1 kilo bal fiyatları 2 bin TL’den başlarken, bazı özel üretim ballar 4 bin TL’ye kadar alıcı buluyor. Türkiye’nin en bilinen ürünlerinden biri olan Anzer Balı ise 6 bin TL seviyesinden satışa sunuluyor.

Kaynak: HABER MERKEZİ