SEMİ TEKTAŞ/Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Milli Savunma Politikalarından Sorumu Genel Başkan Yardımcısı Yankı Bağcıoğlu İzmir İl Başkanlığı’nda milli güvenlik alanında önemli açıklamalarda bulundu.
Emekli Koramiral Aydan Erol’un cenazesi
Emekli Koramiral Aydan Erol’un askeri cenaze yapılmamasına tepki gösteren Bağcıoğlu, “Bahriye üniformasını 44 yıl boyunca şerefle taşıyan, emrinde görev yapmaktan onur duyduğum emekli Koramiral Aydan Erol ebediyete uğurlandı. Cenazede askerî tören yapılmadığına, hayatı boyunca namusunu koruyacağına yemin ettiği Türk bayrağının tabutuna sarılmasının dahi çok görüldüğüne dair acı bir manzaraya şahit olundu. Bayrağımız, bir akrabası tarafından tabutuna örtüldü, üniformalı fotoğrafı ise ailesi tarafından getirildi. Koramiral Erol, FETÖ mensubu bir savcının hazırladığı iddianameyle mahkûm edilmişti. Unutulmamalıdır ki; bir dönem Balyoz ve Askerî Casusluk kumpaslarında yargılanan askerlerimiz de iftiracılar tarafından darbeci ve casus olarak yaftalanmıştı. Ancak onlar, hapisteyken dahi vatanlarını ve TSK’yı canlarından çok sevmeye devam ettiler. Onların vatan sevgisini 15 Temmuz gecesi hain darbecilere karşı koyarken ve devlete, millete hizmet etmeyi sürdürürken gördük. Varsın resmî tören yapılmamış, muvazzaf personel katılmamış, Atatürk düşmanlarının cenazelerinde gösterilen ihtimam gösterilmemiş olsun; Aydan Amiral, çok sevdiği al bayrağa sarılı olarak hem kalbimize hem de vatan toprağına defnedildi” diye konuştu.
Mavi Vatan tepkisi
Bağcıoğlu, “Yunanistan’ın Ege Denizi’ndeki gayriaskeri statüdeki adaları artan tempoda silahlandırmaya ve askeri tatbikatlara devam etmesi, Lozan ve Paris Anlaşmalarının doğrudan ihlalidir. Yunanistan’ın bu adalardaki askeri faaliyetlerine ilişkin video paylaşımları uluslararası hukuk ihlallerinim belgesi, kural tanımazlığın göstergesidir. Doğu Akdeniz’in milli hak ve menfaatlerimizin korunması açısından önemi her geçen gün artıyor. GKRY’nin siyasi ve askeri girişimlerinin yanı sıra Lübnan ile münhasır ekonomik bölge anlaşması son dönemin dikkate alınması gereken önemli olaylarıdır. Ayrıca Yunanistan'ın Girit'in güneyi ve Mora Yarımadası açıklarındaki dört alan için işletme sözleşmesi imzalaması ve arama alanını 48.000 km²’den 94.000 km²’ye çıkarması da dikkatle takip edilmelidir. Akdeniz’in en büyük araştırma ve sondaj filosuna sahip olan ülkemizin Doğu Akdeniz’de “mevcut durum itibari ile” araştırma veya sondaj faaliyeti icra etmeyen Suriye ve Lübnan ile birlikte üç ülkeden biri olması da izaha muhtaç bir durum yaratmaktadır. Deniz Yetki Alanlarımızda yapılacak her sismik araştırma faaliyetinin, kazılan her sondaj kuyusunun; uluslararası hukuktan doğan haklarımızın tescili ve devlet uygulaması ile uzun vadeli kazanımların elde edilmesi açısından hayati önemi haiz olduğu da izahtan varestedir. Doğu Akdeniz’de uluslararası hukuk çerçevesinde münhasıran haklarımız olan, ancak 2020 yılı aralık ayından itibaren faaliyet gösterilmeyen bölgelerde, “araştırma faaliyeti icra edilerek devlet uygulaması yapılması”, bayrak ve varlık gösterilmesi, milli menfaatlerimiz açısından zorunludur. Dezenformasyonla Mücadele Merkezi’nin 1 Ekim 2025 tarihinde yaptığı “Türkiye, kendi kıta sahanlığında ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin TPAO’ya tahsis ettiği ruhsat sahalarında petrol ve doğalgaz arama faaliyetlerini planlı şekilde sürdürmekte” açıklaması da ne yazık ki sahada karşılık bulmamaktadır. Yapılması gereken "MAVİ VATAN” kavramını seçim dönemlerinde hatırlanan bir slogandan çıkarıp ruhuna ve anlamına uygun eylemselliği Doğu Akdeniz'de göstermektir” dedi.
Akdeniz’de deniz güvenliği
Bağcıoğlu, “Karadeniz Uyumu Harekâtı ve Akdeniz Kalkanı Harekâtı, Türkiye’nin deniz güvenliğindeki merkezi rolüne önemli katkılar sağlamaktadır. Karadeniz Uyumu Harekâtı, Türk Deniz Kuvvetleri tarafından 1 Mart 2004’te BMGK kararlarına dayanılarak deniz güvenliği harekâtı olarak başlatılmıştır. Rusya-Ukrayna Savaşı nedeniyle Ukrayna katılımını askıya almasına rağmen; harekât Rusya, Ukrayna ve Romanya’nın katılımıyla, Türkiye’nin liderliğinde uluslararası kimliği ile kesintisiz şekilde sürmektedir Akdeniz Kalkanı Harekâtı ise Türk Deniz Kuvvetleri tarafından 2006’dan bu yana Doğu Akdeniz’de barış ve güvenliği sağlamak amacıyla yürütülen milli bir deniz güvenliği harekâtıdır. 13 yıl aradan sonra Mısır ile gerçekleştirilen deniz tatbikatı, karargâh görüşmeleri ve imzalanan Askerî Çerçeve Anlaşması, Doğu Akdeniz’de güvenlik ve istikrara katkı sağlayabilecek kritik ve gecikmiş adımlardır. Mısır ile ilişkilerin iç politikaya ve seçim hesaplarına kurban edilmesinin Türkiye’ye ne kaybettirdiğinin açıkça sorgulanması gerekmektedir. Diplomatik ve siyasi ilişkiler kesintiye uğramamış olsaydı Doğu Akdeniz’de deniz yetki alanlarının sınırlandırılması konusunda Türkiye’nin millî menfaatlerine daha uygun kazanımlar elde edilebilecekti. Mevcut konjonktürden istifade edilerek, Karadeniz Uyumu Harekâtı’na benzer şekilde Akdeniz Kalkanı Harekâtı’na da uluslararası bir kimlik kazandırılması Akdeniz’de kalıcı ve kapsayıcı bir güvenlik mimarisi oluşturabilecektir. Bu kapsamda, öncelikle Suriye ve Mısır’ın, müteakiben Libya ve Lübnan’ın Akdeniz Kalkanı Harekâtı’na katılımının sağlanması; Türkiye’nin öncülüğünde Akdeniz’de barış, istikrar ve deniz güvenliğine somut katkı sunacaktır” şeklinde konuştu.
Uyuşturucu kullanımı
Bağcıoğlu, “Son günlerde basında yer alan haberlerde, Hava Harp Okulu’nda görevli bir kısım sözleşmeli erbaş/er hakkında “uyuşturucu madde temin etme, kullanma veya kullanımını kolaylaştırma” suçlarından yasal işlem başlatıldığı öğrenilmiştir. Türk Silahlı Kuvvetleri toplumumuzun aynasıdır ve insan kaynağına dahil edilen personel de vatandaşlarımızdan oluşmaktadır. Ne yazık ki son yıllarda toplumun her kesiminde ortaya çıkan uyuşturucu madde temin ve kullanımı sorununun TSK personeline de sirayet etmesi üzücü ve kabul edilemez bir durumdur. Bu durum özelinde sorulması gereken soru şudur: Bu personelin mesleğe kabul sürecinde alınan askerliğe elverişlilik / TSK’da görev yapar raporu aşamasında uyuşturucu kullanımları neden tespit edilememiştir? Eğer uyuşturucu kullanımına askere girdikten sonra başlamışlarsa — ki olayın Harp Okulu’nda vuku bulduğu düşünüldüğünde konunun daha da vahim bir hâl aldığı açıktır — göz bebeğimiz olan böyle bir kuruma bu uyuşturucu nasıl sokulabilmiştir? Sorun, adli bir olay olması nedeniyle kendi mecrasında ele alınacak; suçlu bulunanlar için kanunların öngördüğü cezalar ve yaptırımlar uygulanacaktır. Ancak yapılması gereken, TSK’nın bu olayın sebeplerine yönelik gerçekçi bir kök analiz yapması ve analiz neticesinde ortaya çıkması muhtemel sistemsel ve kurumsal hataların giderilmesine yönelik tedbirleri ivedilikle almasıdır. Bu aşamada, Millî Savunma Bakanlığı’na konuya ilişkin yürütecekleri incelemede yardımcı olmak maksadıyla; askere elverişlilik / mesleğe girişte alınan TSK’da görev yapar raporlarının düzenlenmesi süreçlerinde asker hastanelerinin kapatılmasının ve disiplinin sağlanmasında askeri yargının kaldırılmasının ne gibi olumsuzluklar yarattığına yönelik bir incelemeyle konuya başlanmasını tavsiye ederiz” şeklinde konuştu.
Deniz kuvvetleri için inşa edilen gemilerin ihraç edilmesi
Bağcıoğlu, “Kısa süre önce Deniz Kuvvetleri için üretilen Akhisar sınıfı Açık Deniz Karakol Gemisi’nin yapılan tüm uyarılara rağmen Romanya’ya satılmasının ardından, iki İstif sınıfı firkateynin (İzmir ve İçel) yurtdışına satılması gündeme gelmişti. Bu gemilerin inşası; tehdit değerlendirmeleri, harekât ihtiyaçları, personel projeksiyonları ve hizmet dışına çıkarılacak platformların ikamesi esas alınarak, uzun yıllara yayılan analitik ve bilimsel çalışmalar sonucunda planlanmıştı. Bu yanlış karardan dönülmesi; ihraç edilecek gemilerin ancak Kuvvet Yapısı hedeflerine ulaşıldıktan sonra ya da millî hedeflerde gecikmeye yol açmayacak şekilde eş zamanlı inşa edilmesi suretiyle değerlendirilmesini şiddetle tavsiye etmiştik. Millî güvenliğimizi doğrudan riske atacak; sahadaki caydırıcılığımızı ve diplomatik manevra kabiliyetimizi zayıflatacak bu kararın, tarihî bir sorumluluk doğuracağını vurgulamıştık. Millî Savunma Bakanlığının, TSK’nın ihtiyaçlarını önceleyecek bir ihraç rejimi uygulanacağı yönündeki geçtiğimiz haftalardaki açıklaması, sürecin başından itibaren yaptığımız önerilerle uyumludur. Bu yanlıştan dönülmüş olması memnuniyet vericidir; zira zamanında atılan doğru bir adım, ileride telafisi mümkün olmayacak zararların önüne geçer. Dezenformasyonla Mücadele Merkezi’nin muğlak açıklamasından sonra Milli Savunma Bakanlığı tarafından yapılan bu açıklama endişeleri biraz olsun gidermiştir. Hep vurguladığımız gibi, önce kuvvet yapısı hedeflerine ulaşılmalı daha sonra gemi ihracı yapılmalıdır. Süreci takip etmeye devam edeceğiz” değerlendirmesinde bulundu.
Şehit aileleri ve gazilerin sorunları
Bağcıoğlu, “Şehit aileleri ve gazilerin sorunlarına çözüm bulmak için TBMM Milli Savunma Komisyonunda yıllardır devam eden istişarelerin artık icra safhasına geçmesi lazım ! Er ve erbaş şehitlerin aileleri ile gaziler için emsal maaş uygulaması hâlâ hayata geçirilmedi. Özlük hakları, sağlık, ulaşım, istihdam ve eğitim alanlarında ciddi aksaklıklar mevcut. Ortez ve protez hizmetlerinin tek bir hastaneyle sınırlandırılması büyük sorun. Terörle mücadelede yaralanmasına rağmen gazi sayılmayanların talepleri hâlâ karşılıksız. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nın mevcut yapısı yetersiz kaldığından, şehit yakınları ve gazilerle ilgili tüm yetki ve sorumluluklar Millî Savunma Bakanlığı’na devredilmelidir. Şehit aileleri ve gazilerin temel sorunlarının çözümü için hazırlanan 18 kanun teklifi TBMM gündemine alınmadı. Vefa borcumuz ödenmelidir. Kimden gelirse gelsin, şehit aileleri ve gazilerimizin haklarını savunan her yapıcı önerinin yanında olacağız” diyerek sözlerini tamamladı.
Alsancak Limanı tartışması
Alsancak Liman’ın Albayrak Grubu’na devredilmesi hakkında konuşan Bağcıoğlu, “Türkiye’de limanların özelleştirilmesi konusunu birçok kez gündeme getirdik. Limanların özelleştirilmesi sadece Türkiye için değil tüm dünya için milli güvenlik meselesi olarak bakılıyor. ABD limanların özelleştirmesini durdurma kararı aldı. Limanların içindeki değişik devletler tarafından imal edilmiş vinçlerin bile değiştirilmesine gayret ediyor. Bu ciddi bir milli güvenlik meselesidir. Bu durumu Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisi’ndeki Ulaştırma kurul başkanlığı ve İzmir Milletvekillerimiz tarafından da takip edilmektedir. Her fırsatta gündeme getireceğiz. Ne yapılması gerekiyorsa o konu üzerinde çalışacağız” dedi.




