Türkiye'nin İzmir kentinde yaşayan otuz beş yaşındaki Onur Esen, hayatının en zorlu ama bir o kadar da umut dolu ikinci yaşam mücadelesini veriyor. Yıllar önce amansız bir hastalıkla pençeleşen ve mucizevi bir kalp nakli ile hayata dönen genç adam, bugünlerde aynı kaderi paylaştığı yirmi bir aylık kızı Marin için hastane koridorlarında iyi bir haber gözlüyor. Genetik bir mirasın gölgesinde büyüyen bu dramatik hikaye, organ bağışının önemini bir kez daha tüm çıplaklığıyla gözler önüne seriyor. Baba ve kızının kalplere dokunan bu yaşam savaşı, tıp dünyasının da yakından takip ettiği bir dayanışma örneğine dönüştü.
Aynı genetik mirasla gelen zorlu mücadele
İstanbul'da dünyaya gözlerini açtığı andan itibaren kalbi sürekli büyüyen ve tıp dilinde Dilate kardiyomiyopati olarak bilinen genetik rahatsızlıkla tanışan Onur Esen, çocukluk ve gençlik yıllarını hastanelerde geçirmek zorunda kaldı.
Lise eğitiminin ardından üniversitede iç mimarlık bölümünü kazanarak hayallerine doğru bir adım atsa da, yirmi altı yaşına geldiğinde kalbi artık bu ağır yükü taşıyamaz hale geldi. Üniversite eğitimini yarıda bırakmak zorunda kalan Esen, organ bağışı oranlarının yüksekliğiyle bilinen İzmir'e taşınarak Ege Üniversitesi Hastanesi'ne başvurdu. Kalp destek cihazıyla geçen on bir aylık zorlu bekleyişin ardından 2017 yılında kadavradan alınan uyumlu kalple yeniden doğdu. Hayatında yepyeni bir sayfa açan ve sağlığına kavuşan genç adam, bir bankada çalışmaya başladı ve İdil Kılıçoğlu ile hayatını birleştirdi.
Yirmi metrekarelik hastane odasına sığan kocaman umut
Mutlu bir evlilik süren çiftin dünyası, yirmi bir ay önce kucaklarına aldıkları bebekleriyle daha da renklendi. Ancak aile, bebeklerini rutin bir sağlık kontrolüne götürdüklerinde aldıkları haberle adeta yıkıldı. Babasını yıllarca yatağa mahkum eden o sinsi genetik hastalık, bu kez minik bedeninde ortaya çıkmıştı. Doktorların acil kalp nakli kararı almasıyla birlikte aile için Ege Üniversitesi Çocuk Hastanesi'nin yirmi metrekarelik odası yeni bir yuva haline geldi. Gündüzleri bir fabrikada iş güvenliği uzmanı olarak çalışan baba, mesai bitiminde soluğu kızının ve eşinin yanında alıyor. Tüm yaşamlarını hastane odasına sığdıran aile, çalan her telefonda nakil müjdesi alabilmenin hayalini kuruyor.

Bu savaşı bir kere kazandık inşallah bir daha kazanacağız
Kendi bedeninde taşıdığı yara izlerinin aynısını kızında görmenin hüznünü yaşayan ancak umudunu asla yitirmeyen baba Esen, kızıyla aynı hastalığı taşımasına hala inanamadığını dile getiriyor. Aynı hastane koridorlarında yıllar sonra kızı için nöbet tuttuğunu belirten genç baba, "Biz bu ağır savaşı daha önce bir kez kazandık, inşallah kızımla birlikte bir daha kazanacağız. Başka hiçbir seçeneğimiz, başka bir çaremiz yok. Tek duam, canım kızımın bu hastanede şifasını bulup sağlıklı bir şekilde hayatına devam edebilmesidir. Buradan el ele çıktığımızda onu denize götürmek, doya doya uçurtma uçurmak ve annesinin izin vermediği her şeyi yaparak onu şımartmak istiyorum" sözleriyle içindeki yaşama sevincini aktarıyor. Toplumsal duyarlılığın altını çizen acılı baba, beyin ölümü gerçekleşen hastaların yakınlarına seslenerek, o acılı anda verecekleri bir kararın bir başka bedende can bulacağını hatırlatıyor.
Eşinin sağlığı genç anneye karanlıkta umut ışığı oluyor
Kızının başucundan bir an olsun ayrılmayan ve onun her nefesini dinleyen anne İdil Kılıçoğlu Esen ise gözyaşlarının yerini artık umudun aldığını belirtiyor. Eşinin geçmişte aynı karanlık yollardan geçtiğini ve bugün dimdik ayakta olduğunu görmenin kendisine inanılmaz bir güç verdiğini vurgulayan genç anne, "Kocamın dokuz yıldır sağlıklı bir şekilde yaşamına devam etmesi, benim en büyük moral kaynağım. Yarın öbür gün evladım da nakil olduğunda babası gibi normal, sağlıklı bir hayata adım atacak. Bir anne olarak tek dileğim, son nefesime kadar çocuğumun gözlerimin önünde büyümesidir" diyerek organ bağışının bir aileyi nasıl ayakta tuttuğunu özetliyor. Tedavi sürecini yürüten Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Zülal Ülger Tutar da tıbbi tedavinin yetersiz kaldığı ağır kalp yetmezliği tablosu nedeniyle bebeği taburcu edemediklerini, bir yıldır listede bekleyen minik hastanın babası gibi uygun bir donörle sağlığına kavuşmasını ümit ettiklerini ifade ediyor.




