Alacaklarının tümünü alan 3 ila 9 yıllık kıdeme sahip işçiler, kazanımlarını Şirinyer Forbes Caddesi'nde kutladı. Kutlamada işçiler adına Ümmü Karaefe konuştu. Sözlerine PE Tekstil İşçileri Dayanışma Ağı’na teşekkür ederek başlayan Karaefe’nin konuşması şöyle: “İlk önce burada Patronların Ensesindeyiz Tekstil İşçileri Dayanışma Ağı’na, Elsa işçilerine ve diğer tekstil işçisi arkadaşlarıma çok teşekkür ediyorum. Onların sayesinde biz bu mücadeleye başladık. Bundan 1 sene önce bizi işten çıkardılar biliyorsunuz arkadaşlar. Bunun üzerine biz hiçbir şey yapamadık; mahkemeye de gittik, yasal yollara başvurduk. Ama olmuyor, mücadele etmeden bu zafer kazanılmıyor. Biz de Elsa işçilerinden güç alarak Patronların Ensesindeyiz’e ulaştık ve mücadelemizi vererek bu zaferi kazandık. Buradan herkese, bütün tekstil işçilerine duyuruyorum: Mücadele etmeden bu zaferler kazanılmıyor. Herkes birlik ve beraberlik içinde, omuz omuza vererek birbirine destek çıksın.”

Karaefe’nin ardından Türkiye Komünist Partisi (TKP) İzmir İl Örgütü adına Çağlar Özkan söz aldı. Konuşmasına Atamay işçisi Ümmü’nün, “Elsa sayesinde bir araya geldik” sözlerini hatırlatarak başlayan Özkan’ın konuşması ise şöyle: “Ümmü de söyledi, ‘Elsa sayesinde bir araya geldik’ diye. Kritik bir şey bu. Elsa da tesadüfen Atamay’dan önce olmadı. Yıllara dayanan bir birikim var, yıllara dayanan bir süreklilik var. 2019 yılında yine BEGOS’ta tekstil işçilerinin ‘bilmem ne abla’sı, TR Inter’in patronu, TR Inter’den arkadaşlarımız da burada, işçilerin 3 aylık alacaklarını vermeden işçileri kapı dışarı etti. O işçiler, ‘Yok öyle yağma’ dedi; örgütlendiler, mücadele ettiler, o patronu da dize getirdiler. Orada da Zara’ya çalışıyordu işçiler. Dünyanın en zengin tekstil patronuna çalışıyorlardı, onu dize getirdiler.
TR Inter’den sonra, SIMO Tekstil’de, Sun Tekstil’in en büyük fasonu, Zara’nın en büyük fason üretilerinden bir tanesinde bir patron, işçilerin ‘Düzgün Abi’si, fabrikayı kapattı. Dedi ki, ‘Bende para yok pul yok, kıdeminizi, maaşınızı kimden alıyorsanız alın’ dedi. SIMO işçileri Patronların Ensesindeyiz’i buldu. Bir araya geldik, ikna olduk, kol kola girdik, fabrikanın önüne çadırımızı kurduk, Zara’nın önlerini eylem alanına çevirdik. Zara’yı da Sun Tekstil’i de dize getirdik. İşçiler SIMO’da alacaklarını aldı kardeşler.
Hemen sonrasında, Çelik Nakış’ta, yine Zara’ya diken bir yer, Zara’ya nakış işleyen bir yer, Cu Tekstil’in fasonu, orada da işçiler kapı dışarı edildi, mücadele ettiler, kazandılar. Yıllar sonra kardeşler, SIMO Tekstil’de mücadele eden kardeşlerimiz başka yerlerde elbette çalışmaya başladılar. Çalıştıkları yerlerden bir tanesi Elsa Tekstil’di. Kapanmadan önce, aralık ayının sonlarına gelmeden önce, ki şu an dayanışma ağımızdalar, yanımızdalar, parti üyesi arkadaşlarımız. Dediler ki: ‘Fabrikada işler yolunda gitmiyor, bir şey olacak burada. Patron da bize hiçbir şey söylemiyor. Ne olacak, ne bitecek, nasıl bir planı var hiç bir açıklama yapmıyor bize.’
Bir araya geldik. Şifreli örgütlendik, açıktan örgütlendik. 26 Aralık’ta patron, ‘Siz yine iyisiniz, gidersiniz işsizlik maaşı alırsınız, ben onu da alamam’ deyip büyük bir yüzsüzlükle işçileri kapının dışına koydu. ‘Sizin maaşınızı şöyle veririm, alacaklarınızı şöyle veririm’ diye bile tenezzül etmediler kardeşler. Elsa işçileri, sizin de takip ettiğiniz ve üzerinden bize ulaştığınız Elsa işçileri, fabrikanın önüne çadırını kurdu. Bu sefer de başka bir tekstil devi, Tommy’nin mağazalarının önünü eylem alanına çevirdi. ‘Bizim ilgimiz hiç yok bu işle’ diyen Yeşim Tekstil’in CEO’sunu ayaklarına getirdi. Oturdular, konuştular. İşçiler dediler ki: ‘Tamam, ikna olduk, alıyoruz paramızı.’ Paralarını aldılar. Yeşim’i de Tommy’yi de dize getirdiler kardeşler. Burada en ilginç olanı belki de Atamay örneği. Çünkü 1 yıl olmuştu. ‘Tülay Abla’mız sizi dolandırıp kaçalı, sizin paralarınızla başka yerlerde patronluk yapalı 1 yıl olmuştu. Dört arkadaşımızla yan yana geldik ilk gün. Yan yana geldiğimiz gün semt evimizi bu beceriksiz belediyenin altyapı sorunu yüzünden su bastı. Zor çıktık. Birbirimizin koluna ilk defa o gün girdik kardeşler, o semt evinden çıkarken. Gittik bir yoldaşımızın evine, sıcak çayımızı içtik. Dedik ki, ‘Biz bu işe başlıyoruz. Bu işe başlayacağız, boşverelim alır mıyız, almaz mıyız. Yanına kalmasın. Tülay’ın da yanına kalmasın, Yeşim’in de yanına kalmasın, Tommy’nin de yanına kalmasın. Yanına kalacak şey, bizim çocuklarımızın ekmeği, alın teri. Yok öyle yağma’ dedik, başladık kardeşler.

Dörttük on olduk, onduk yirmi olduk, yirmiydik otuz olduk. Gittik Tommy’nin önüne dayandık. Dediler ki yine, ‘Bizimle hiç ilgisi yok.’ Aranızda Yeşim’e ulaşanlar vardı, ne diyordu? ‘Bizimle ne alakası var? Tülay orada, Atamay orada, ona çalıştınız, gidin, ondan alın.’ Öyle değil kardeşler. Bu kurdukları bir tezgâh. Tekstil işçisini köleleştirmek için, tekstil işçisinin emeğini gasp etmek için kurdukları bir tezgâh. Adına fason diyorlar bu tezgâhın. Atıyorlar birini, diyorlar ki, ‘Sizin patronunuz bu. Biz servetimize servet katarız. Daha fazla kazanmak için Mısır’a da gideriz, Fas’a da gideriz, Bangladeş’e de gideriz. Sakın ha bir kuruş bile fazla maaş talep etmeyin bizden’ diyorlar. ‘Yoksa kapı orada, işsiz kalırsınız’ diyorlar kardeşler. Siz ne yaptınız? Önce birbirinizin koluna girdiniz. İkna oldunuz, dediniz ki, ‘Yapacağız bu işi.’ Yaptınız kardeşler. Elinize sağlık, kolunuza sağlık, aklınıza sağlık. İyi ki yaptınız! İşçi sınıfı bunları görüyor kardeşler. İşçi sınıfının tarihine yazılıyor bunlar. İşçiler, tekstil işçileri kol kola girdiğinde, yan yana geldiğinde kazanamayacağı mücadele yok kardeşler. Ama bir şey var, bitmiyor kardeşler. Biz Atamay ile kol kola girdik. Az önce ablamız seslendi, ‘Ben TR Inter’de de vardım’ diye. Orada da koluna girmişti. Ertelemeyeceğiz. Alın terimize sahip çıkmayı ertelemeyeceğiz kardeşler. Alın terimize sahip çıkmak, önce memlekete sahip çıkmakla başlayacak kardeşler. Memlekete sahip çıkacağız. Memleket için kol kola gireceğiz kardeşler. Çünkü bu ülke üç beş patronun, Yeşim patronun, Koç’un, Sabancı’nın değil. Bu ülke biz üretenlerin kardeşler. İşçilerin bu ülke. Bu bilinçle kol kola gireceğiz. Önümüz 1 Mayıs. 1 Mayıs’ta göstereceğiz mücadele eden işçileri, bütün Türkiye işçi sınıfına göstereceğiz. Kortejimizle, pankartlarımızla, en güzel kıyafetlerimizi giyeceğiz, 1 Mayıs’ımızı kutlayacağız. Tekrardan elinize, aklınıza sağlık kardeşler. İyi ki varsınız.”

Özkan’ın ardından TKP Merkez Komite Üyesi Savaş Sarı da konuştu. Atamay işçileri nezdinde örgütlü hareket ederek mücadele eden bütün işçilere Türkiye Komünist Partisi adına teşekkür ederek sözlerine başlayan Sarı’nın konuşması şöyle: “Çünkü kardeşler sanırım şunun farkındayız: Bu memlekette kula kulluğun bir düzen hâline getirildiğini kula kulluk etmenin gerçek kabul edildiğini, bunun dayatıldığını, böyle bir düzen içerisinde yaşadığımızı herhalde hepimiz biliyoruz. Bu dünyada hırsızlığın, hırsızların sözünün geçtiğini, onların borusunun öttüğünü, hatta onların zorbalığının, onların açgözlülüğünün hüküm sürdüğünü herhalde hepimiz biliyoruz. Nasıl biliyoruz? Bugün bölgemizde yaşadığımız savaşla biliyoruz. O ABD emperyalizmi denilen canavarlığın, İsrail Siyonizmi denilen o acımasızlığın çocukları, insanları, halkları nasıl savaşla ve silahla yok etmeye çalıştığından biliyoruz. Nasıl biliyoruz? Holdinglerin, yani o bir avuç zenginin işte bugün Atamay’da ama aslında Türkiye’nin dört bir yanında emeğiyle geçinen insanların ekmeğinin, alın terinin, hakkını arayan insanların emeğini çaldığını, hakkını çaldığını, ekmeğini çaldığını, buna dayalı bir düzeni dayattığını biliyoruz kardeşler. Ama sizler bugün Atamay işçileri şunu da gösterdiniz, en azından hatırlattınız diyelim: Bu namussuzluğun, bu acımasızlığın, bu insafsızlığın karşısında işçiler bir araya gelirse, örgütle hareket ederse ‘O kadar uzun boylu değil’ derse emeğinin karşılığını alır. Hakkını alır. Ama ama madem öyle kardeşler, burada durmayacağız. Biz Türkiye Komünist Partisi olarak varız. Biz emeğimizin, ekmeğimizin, çocuğumuzun hakkını alıyorsak o zaman bu memleketi de alacağız kardeşler. Bu namussuzlardan, bu işbirlikçilerden, bu açgözlülerden bu memleketi Türkiye’de işçi sınıfı alacak. Ve aklıyla, vicdanıyla, emeğiyle yaşayan insanlar, yani işçiler bu ülkeyi yönetecek kardeşler.

Öyleyse başlayacağız kardeşler. İzmir’de tek bir fason kalmayacak. İşçinin alın terini, emeğini çalan tek bir fason kalmayacak. Hepsinin içerisinde Patronların Ensesindeyiz Teksil İşçileri Dayanışma Ağı örgütlenecek kardeşler. Bunu başaracağız. Atamay başardıysa, Elsa başardıysa İzmir’deki bütün tekstil fason işyerlerinde bunu başaracağız. O zaman kardeşler, ilk adımımız Çağlar’ın da söylediği gibi 1 Mayıs! 1 Mayıs kürsüsünü tekstil işçilerinin kürsüsü hâline getireceğiz. Yüzlerce tekstil işçisini 1 Mayıs’ta patronların Ensesindeyiz Tekstil İşçileri Dayanışma Ağı pankartı arkasında bir araya getireceğiz. Tekstil işçisinin iddiasını, sözünü o kürsüden haykıracağız kardeşler. Çok zamanımız yok. Bu yamyamlar sürüsünün karşısında çok zamanımız yok kardeşler. Maalesef yok. Biz insanca yaşamak istiyoruz. Biz huzur içinde yaşamak istiyoruz. Biz çocuklarımıza güvenli bir yarın istiyoruz!” Konuşmaların ardından davul zurna eşliğinde halaylarla devam eden kutlama, Şirinyer Semt Evi’ne taşındı. Burada hep birlikte pasta kesen işçiler, dayanışmayı sürdürme sözü verdi.





