Yurtsuzluğun kıskacında hayat mücadelesi veren SURİYELİ KADINLAR

Türkiye’de geçici koruma altındaki kayıtlı Suriyeli sayısı toplamda 3 milyon 738 bin 32, bunların 1 milyon 727 bin 376 kişisi ise kadın. Ülkelerinde çıkan iç savaştan dolayı Türkiye’ye göç eden Suriyeli kadınlar, zor koşullar altında yaşam mücadelesi veriyor

Yurtsuzluğun kıskacında hayat mücadelesi veren SURİYELİ KADINLAR

Gülistan ÖZEL

Suriye iç savaşı 11 yıldır dünya gündemindeki yerini koruyor. Birçok devlet ve örgütün çıkar çatışması Suriye’de istikrarsızlığı artırdığı gibi demografik yapının da değişmesine sebep oldu. Savaş, kaos ve istikrarsızlığın yarattığı olağanüstü koşullar, Türkiye’ye büyük göçlerin yaşanmasına yol açtı. Göç İdaresi'nin verilerine göre, Türkiye’de geçici koruma altındaki kayıtlı Suriyeli sayısı toplamda 3 milyon 738 bin 32 kişiyken bunlardan 1 milyon 727 bin 376 kişisi ise kadın.
Yaşanan çatışmalı sürece maruz kalan Suriyeli kadınlar, yaşadıkları travmanın yanında bir de göç ettikleri Türkiye’de ağır yoksulluk koşulları altında yaşam mücadelesi veriyor. Savaşların sosyolojik yönünü ele alan birçok kitapta tespit edilen bir gerçeğe şu şekilde değinilir: ‘‘Savaşların bedelini en çok kadınlar ve çocuklar öder.’’ Savaş sonrası ortaya çıkan manzaralar da bu tespiti kanıtlar niteliğinde. Sığınmacılar, sınır yolculukları boyunca donma, kaza, açlık, barınma ve diğer birçok tehdit ile karşı karşıya kalıyor.
Savaş ortamından kendini sınırın diğer yakasına aktarabilenler, her ne kadar geride kalanlara oranla şanslı gözükseler de, aslında çekilen çile bitmiyor. Hayat mücadelesini Türkiye’de sürdürmeye çalışan birçok Suriyeli kadın, ailesiz kalmanın verdiği duygu ile yaşama tutunmaya çalışıyor. Başta dil olmak üzere birçok dışlayıcı etkenle karşı karşıya kalan kadınlar, sosyal izolasyona uğruyor.

Kendilerine ulaştığımız birçok Suriyeli kadın, içinde bulundukları koşulların kimseler tarafından görülmediği ve sorunlarının çözümüne dair hiçbir yerden destek alamadıklarından şikayetçi. Çoğunun hikayesi birbirine yakın olan kadınlar, aradan yıllar geçmesine rağmen halen birçok sorunla karşı karşıya kaldıklarını belirtiyor.

‘ÇOCUKLARIM İÇİN'

Buthaina Muhammed 41 yaşında ve 4 yıldır İstanbul’da yaşayan bir Suriyeli kadın. Muhammed, Halep’ten Şanlıurfa’ya, oradan da İstanbul’a zor bela kendini atmış. İstanbul’un Esenyurt ilçesinde derme çatma bir evde 2 çocuğuyla birlikte yaşayan Muhammed, temizlik işi ve komşularının yönlendirdiği işlerde çalıştığını söyledi. Zorluklarla başa çıkmak için çok mücadele ettiğini belirten Muhammed, şunları söyledi: ‘‘Suriye’de silahlı çatışmaların yaşandığı ilk günden beri endişe, kaygı ve tedirginlikle yaşıyorum. Savaşın şiddeti artınca Allah’a çocuklarımı koruması için dua ettim. Evlerimize baskın yaptılar, erkekleri alıp götürdüler. Kocamın nerede olduğunu hala bilmiyorum. Ortada kaldık. Bizi de öldüreceklerdi, ben de çocuklarımı ve kendimi korumak için Türkiye’ye geldim. Buraya gelmemin her anı çok zordu. Aç kaldık, susuz kaldık. Hiç yemek yemediğimiz çok zaman oldu. Evimizi, toprağımızı, sevdiklerimizi arkamızda bıraktık.’’

‘SAVAŞ BİTERSE DÖNECEĞİM’

Savaşın üzerinde bıraktığı psikolojik travmaya değinen Muhammed, “Birçok insan hayatını kaybetti. Hiç bilmediği topraklara geldi. Burada yaşamaya çalışıyoruz. Çocuklarımın ikisi çok küçük olmasına rağmen çalışıyorlar. Ben de evlere temizliğe gidiyorum. Önceleri kimse bana hakkımı vermiyordu, biraz Türkçe öğrenince kendimi savunmayı öğrendim ve artık eskisi gibi kimse beni kandıramıyor. Savaş biterse Suriye’ye ülkeme döneceğim. Bizim burada neler çektiğimizi kimseler bilmiyor’’ şeklinde konuştu.
Merdiven altı tekstil firmalarında günlükçü olarak çalışan 27 yaşındaki Shadan Mahris ise, 2 yıl Gaziantep’te kaldıktan sonra İstanbul’a yolu düşen Suriyeli kadınlardan bir tanesi. Mülteci statüsü alamadığından yakınan Mahris, çalıştığı tüm işlerde zorbalığa maruz kaldığını belirtti. İyi derecede Türkçe konuşan Mahris, Suriyeli olduğunun belli olmadığının ama bunu öğrenenlerin de kendisine bakış açısının değiştiğini ifade etti. Bir kadın olarak yaşamanın zor olduğuna değinen Mahris, Suriyeli bir göçmen kadın olmanın ise daha ağır olduğunu vurgulayarak şöyle konuştu: “Şartlı göçmen ve yurtsuz olmak çok kötü. Sürekli bekliyoruz ama ortaya bir sonuç çıkmıyor. Böyle bir hayat yaşamayı ben seçmedim. Bu hayatı ben istemedim. Elimizden beklemek dışında hiçbir şey gelmiyor. Kendimi burada bir kafesin içinde hissediyorum. Ben ressam olmak istiyordum ama buraya gelince eğitimimi tamamlayamadım. Sorunlarımıza çözüm bulunmuyor. İnşallah Suriye’de savaş biter ve her şey eskisi gibi düzelir” diye konuştu.

YERSİZ YURTSUZ OLMAK

Bir başka Suriyeli göçmen kadın olan Roshan Dlivan ise 6 yıl önce İstanbul’a gelmiş. Tarafı olmadığı bir savaştan etkilenmenin adaletli olmadığını savunan Dlivan, yersiz ve yurtsuz olmayı “ölüm” olarak tanımladı. Dlivan, ‘‘Türkçe iyi konuşamıyorum. Evden dışarı çıkmıyorum. Biri 14 ve 16 yaşında iki çocuğum var. İkisi de sanayide çalışıyor. Aldıkları maaş sadece kira ve yemeğe gidiyor. Çoğu zaman aç yatıyoruz. Eşimi Suriye’de kaybettim. Gitti bir daha gelmedi. Öldü mü sağ mı bilemiyorum. Bana eşinin öldüğünü söyle kâğıt imzala, sana yardım edelim diyorlar. Ama ben bundan emin değilim. Eşimin bir gün çıkıp gelmesini bekliyorum. Eşimin annesini sınırdan geçerken hastalıktan kaybettik. 2 çocuğum, amcam, eşleri ve 12 çocuğu ile beraber geldik buraya. Akrabalarım başka şehirde kalıyor. Onlar da çok zor yaşıyor. Bazen bize yardım ediyorlar. Ben çocuklarımın okumasını çok isterdim. Eve çok yorgun ve kirli geliyorlar. Onları görünce ağlıyorum ama yapacağım bir şey yok. Yoksa ağır işlerde çalışmalarını istemezdim. Çoğu zaman kendimi çok çaresiz hissediyorum. Hayat gerçekten çok zor. Savaş kötüdür, Allah kimsenin başına getirmesin’’ şeklinde içinde bulunduğu durumu özetledi.


 

Güncelleme Tarihi: 24 Aralık 2021, 18:14
YORUM EKLE

banner101

banner100