Parmak sallamadan öğreten doğa

Doğanın ve edebiyatın çocuklara iyi geldiğini savunan Nurhayat Güngör 9 Eylül Gazetesi okurları için parmak sallamadan öğreten doğayı yazdı

Parmak sallamadan öğreten doğa

Hazırlayan / Nurhayat GÜNGÖR

Şimdi çocuklarımızın kent yaşamına mahkûm olduklarından, alerjik hastalıkların hiç olmadıkları kadar arttığından dem vurmayacağım. Gerçek bir tavuk, inek hiç görmemiş çocukların ayak sayı problemlerini çözemeyeceklerinden bahsetmeyeceğim. Sadece çizgi filmlerde gördükleri, hiç ölmeyen, canları yanmayan hayvan figürleri yüzünden merhamet duygusundan yoksun olabileceklerini anlatmayacağım.

Doğanın ve edebiyatın çocuklara iyi geldiğini savunan Nurhayat Güngör 9 Eylül Gazetesi okurları için parmak sallamadan öğreten doğayı yazdı

Doğada olduğumuz zaman, öğrendiklerimizi bir deftere yazamayız ama belleğimiz onları kalıcı bir şekilde kaydeder. Bu yüzden çocukların doğada olmaları gerekiyor. Koşullu öğrenme ortamları sıkıcı ve tek düze, oysa doğada seçme şansı var. Böcekler ilgi alanındaysa onlarla istediği kadar vakit geçirebilir. Kaç tane böceği olduğunu sayıp onları gruplandırabilir. Tabii onlara zarar vermemek esas amaç. Bizim vücut sıcaklığımız bir çok böcek için tehlikeli olabiliyor. Elimize aldığımız bir böcek bu sıcaklıktan olumsuz etkilenebilir. Yine de bazı böcekleri elimize alabiliriz, uğur böceği bunlardan biri, hatta solucanlar. Ama bu sevimli dostlarımızı muhakkak aldığımız yere geri bırakmalıyız. Uçan, sürünen, zıplayan, rengârenk böceklerin çeşitliliği karşısında büyülenmemek elde değil.

Ağaçlara tırmanmak tek hayaliyse, dalların gövdeye oluşturduğu açı ve dalın kalınlığı nedeniyle güvenli dalı tecrübe edecektir. Salıncak ise bir ağaçla dost olmanın en kolay yolu. Su ve çamur tüm çocukların en sevdiği şeydir. Karışımı, heykeltıraşlığı, mühendisliği hatta viskoziteyi (akışkanlık değeri) bile burada rahatlıkla fark eder. Bir su birikintisi görüp içinde zıplamadan durabilecek çocuk yoktur. Uyguladığı basınca göre suyun ne kadar sıçrayacağını da farkında olmadan öğrenir.

Şimdi çocuklarımızın kent yaşamına mahkûm olduklarından, alerjik hastalıkların hiç olmadıkları kadar arttığından dem vurmayacağım. Gerçek bir tavuk, inek hiç görmemiş çocukların ayak sayı problemlerini tabi ki çözemeyeceklerinden bahsetmeyeceğim. Sadece çizgi filmlerde gördükleri, hiç ölmeyen, canları yanmayan hayvan figürleri yüzünden merhamet duygusundan yoksun olabileceklerini anlatmayacağım. Zaten tüm bunları bilmeyen yok. Ancak çözüm elbette hafta sonları bir saatliğine yine tamamen kontrollü doğa eğitimleri de değil. Doğa sevilmekten ziyade saygı duyulması gereken bir olgu. İnsanlar olarak sevdiklerimize sık sık zarar verdiğimiz doğrudur. Geldiğimiz noktada bu durumdayız. Kime sorsak elbette doğayı, hayvanları seviyor. Dünya hiç olmadığı kadar kirli, hayvanlar hiç olmadığı kadar tehlikede.

Kovid-19 salgını hepimiz için etkileyici bir ders olacak, klişesini görmezden gelemeyiz. Çünkü 'dışarı çıkarın' dediğimiz çocuklarımızı evde tutmakla cezalandırıldık. Kurstan kursa sürüklediğimiz çocuklarımız okullarına bile gidemiyorlar. Parklar, yollar boş. Fakat doğa boşluk kabul etmez. İnsanların el etek çektiği şehirlerde, sokaklarda dolaşan hayvan videolarını evlerimizde telefonlarımızla izliyoruz. Vapur seferleri ve deniz ticareti yüzünden kovduğumuz yunuslar boğazda neşeyle yüzebiliyorlar. Bir araştırmaya göre insan nesli bir sebepten ortadan kalksa doğa 50 yıl içerisinde kendine gelebilirmiş. Bunun olması için yok olmamıza gerek olmamalı.

Peki, bizlerin kabahatleri yüzünden evde kalan çocuklarımıza doğayı, o muhteşem sistemi tanıtıp saygı duyup sevmelerini sağlamak için geç mi kaldık? Elbette, hayır. Öncelikle onlara büyük ve hatasız işleyen bir bütünün sadece küçük bir parçası olduğumuzu anlatmalıyız. Dünya için bir karınca ile insan arasında fark olmadığını göstermeliyiz. Bunun için çok güzel belgeseller ve animasyon filmler var. Loraks, bu filmlerden sadece biri.

Bazı soruları araştırabiliriz. Mesela, bir salgın durumunda ağaçlar ne yapar acaba? Yerlerinden ayrılamadıklarına göre pek de bir çareleri yokmuş gibi görünebilir. Ancak hiçte düşündüğümüz gibi değil. Ağaçların kökleri aracılığıyla birbirleriyle iletişim kurdukları bilgisi bizim için yeni olabilir. Ancak mikoriza ağı da denilen, karasal bitkilerin %90'ını bir birine bağlayan dev bir ağı hayatın varoluşundan beri kullanıyorlar. Ormanın herhangi bir yerinde bir zararlı veya hastalığa karşı birbirlerini uyarıyorlar ve yapraklarını dökerek veya gövde sıvıları salarak kendilerini koruyabiliyorlar.

Evde doğa eğitimi de yapılabilir. Evet, bir ormanda olmak gibi değildir ama yine de yapılabilir. Balkondan kuşları izlemek, ötüşleri ile onları sınıflandırmak mümkün. Hatta kuş resimlerine tıkladığınızda seslerini duyabileceğiniz https://coneixelriu.museudelter.com diye bir uygulama da var. Evimin önündeki küçük park ve birkaç ağaçta yaklaşık altı kuş türü görüyorum. Bunların içinde papağanlar da var kargalar da. Türkiye önemli göç yolları üzerinde yer alıyor. Gökyüzünde yolculuklarını sürdüren kuşlara el sallamak, nereye gidiyor olabilecekleri hakkında hayal gücünüzü kullanmanız yeterli.

Bulutsuz bir gece ise yıldızlar ve hikâyeleri imdadınıza yetişir. Özellikle takımyıldızların mitolojik öyküleri duyulmaya değer. Şanslıysanız dolunayın büyülü güzelliğini izleyip insanoğlunun oraya gidebilmek için yaptığı çalışmaları çocuklarınıza anlatabilirsiniz. Acaba o hangi gezegeni görmek istiyor? Bu gezegen ile ilgili belgeseller izlenebilir.

Soğan, pancar, ıspanak, limon ve portakalla doğal boyalar elde edip tişört boyayabilir, herkese havanızı atabilirsiniz. Marul, lahana, pazı gibi geniş yapraklı sebzelerin yapraklarıyla maskeler tasarlayabilirsiniz.

Balkonda bir bitki yetiştirmek ise en güzeli. Tohumun koca bir sistemi içinde kilitli tuttuğunu ve bunu size cömertçe sunacağını söylememe bile gerek yok. Farklı tohumların zamanı kullanma ve fiziksel gelişimlerinin farklılığı üzerinde beyin fırtınası yapılabilecek geniş bir alan. Ayrıca balkonda yetiştirebileceğimiz bazı bitkiler sayesinde doğanın döngüsüne de katkıda bulunabiliriz. Dereotu, rezene, ayçiçeği, kekik, lavanta bunlar tozlaştırıcı dostu bitkilerimiz. Arılar, sinekler onları çok seviyor. Bunlar rahatlıkla balkonda yetiştirilebilir. Ayrıca balkonlarımıza biraz su koyarsak kuşlar ve diğer canlılar için de büyük bir iyilik yapmış oluruz. Kaktüsler de çocukların ilgisini çekiyor. Yapraksız bu bitkiler dikenleri sayesinde bir masalın kahramanı olabilirler pekâlâ. Bulabildiğiniz birkaç yaprağı bez çantanızın arasına koyup çekicin geniş kısmıyla birkaç defa vurduğunuzda, harika baskılı bir çantaya sahip olabilirsiniz.

Birkaç saatliğine dışarı çıkma izni almış çocuklarımızı alışveriş merkezlerine götürmek yerine açık havada bol bol gözlem yapabileceği doğal alanlara götürelim. Birlikte yaprak ve çiçek toplayıp onları kitapların arasında kurutabiliriz. Daha sonra bu kuru yapraklarla günlüğüne bir kolaj yapıp anılarını yazıp o günü ölümsüzleştirebiliriz.

Tüm bunlar doğada geçirilecek bir saatin yerini alamaz elbette ama küçük bir başlangıç olabilir. Çocukluğumda yaz tatilleri için köye giderdik. Orada geçirdiğim günleri bugün bile mutlulukla hatırlıyorum. Taşların sadece çamurla üst üste konarak hazırlandığı hayvan damları arasında koşup dururdum. Taş oyuklarında kuş yuvaları vardı, bütün çabam onlardan birini yakalayabilmekti. Bir çubuk ve elekle tuzak kurar içine buğday serperdim. Uzun uzun kıpırdamadan beklemek gerekiyordu. Beklerdim de yani öyle sanıyorum. Hiç kuş yakalayamadım. Ama ağırlık merkezini, açıları ve kuşların aptal olmadığını o zaman öğrendim.

Sonra su taşıma zamanı gelirdi. Su kaynağı aşağıdaydı. Anneannem kalın sopanın iki ucunda asılı olan kovalarla, omzunda eve su taşıyordu. Ben de tabi ki. Ama benim taşıdığım kovalar hiçbir zaman çok doldurulmazdı ayrıca eve varıncaya kadar istediğim kadar durur bol bol kovalardaki sularla oynardım. Eşit kollu teraziyi orada öğrendim. Eve yaklaştıkça yükümün hafiflemesinin nedenini de hiç bulamadım. Ama anneannem ne kadar çok çalışıyordu, hiç yorulmuyor muydu? Kadınların çok güçlü olduğunu da doğada öğrendim.

Birçok çocuk böyle bir hayatı günümüzde de doyasıya yaşıyor. Ancak onlar da şehrin imkânlarına sahip değiller. Biz büyükler, çocuklarımız için gerçek bir iyileşmeye gitmedikçe bir grubun hasreti diğer gurubun da eksikleri bitmeyecek.

Nurhayat Güngör Kimdir?

Atatürk Üniversitesi Eğitim Fakültesi Sınıf Öğretmenliği bölümü mezunu. Çocuk yaşlardan itibaren ilgi duyduğu ve büyülendiği doğa ile mesleğini bir araya getirmenin verdiği en doğru karar olduğunu düşünüyor. Duvarsız sınıflar ve orman okulu gibi alternatif eğitim yöntemleri üzerine çalışmalar yapıyor. Bu yönde çeşitli eğitimlere katılmaya devam ediyor. Çocuk edebiyatı üzerinde çalışmaları ve eserleri var. Doğanın ve edebiyatın çocuklara iyi geldiğini savunuyor.

YORUM EKLE
YORUMLAR
Güngör zekiye
Güngör zekiye - 7 ay Önce

Kızım seninle gurur duyuyorum
Daha büyük başarılara ulaşmanın için Dualarımız seninle inşaellah

banner97

banner96