Diplomasi tarihine Türk damgası Lozan Antlaşması

97 yıl önce bugün 24 Temmuz 1923 günü, İsviçre’ye giden Türk heyetinin Lozan Antlaşması’nı imzaladığı an, uluslararası platformda 'tanınma' dediğimiz şeyin gerçekleştiği andır. Yeni kurulan Türkiye Devleti’ni tartışmasız kabul eden bir belgedir.

Diplomasi tarihine Türk damgası  Lozan Antlaşması

Pınar SÖZER / Tarihçi / Yazar

Lozan Barış Antlaşması ile yeni Türk Devleti’nin, yıkılmış Osmanlı Devleti’nin toprakları üzerine kurulmuş, genç, yeni ve uluslararası alanda eşit haklara sahip tam bağımsız bir devlet olduğu kesinlik kazanmıştır. Antlaşma metni tek nüsha olarak hazırlanmış, Fransa Cumhuriyeti arşivine konulmuş, diğer ülkelere ise onaylı birer örneği verilmişti. Ülkemizde bu metnin Fransızca'dan Osmanlıca’ya ilk çevirisi 1923 yılında yapıldı. Daha sonra Latin harfleri ile basıldı. Lozan Antlaşması, siyasi ve mali hükümler gibi çeşitli bölümlerin olduğu toplam beş kısımdan oluşur ve 143 maddedir. Mustafa Kemal’in milli mücadeleye başlarken düşündüğü ve Misakı Milli ile çizdiği yurdun milli sınırlarıyla Lozan Antlaşması ile elde edilen milli sınırlar arasında çok az bir fark vardır, ki bu durum Lozan Antlaşması’nın başarılı olduğunun bir göstergesidir.

27 Ekim 1922 tarihli bir nota ile hem TBMM Hükümeti’ne, hem de orada bulunmasını istedikleri İstanbul Hükümeti’ne davette bulunulmuştu. Ancak saltanat kaldırılıp, Türk Heyeti tek yetkili olarak gönderildiğinde, o tarihte Lozan’da müttefik devletlerden kimse yoktu. Çünkü bu devletler konferansta nasıl bir yol izleyecekleri konusunda tam bir tutum belirleyemedikleri için konferansı bir hafta ertelemişlerdi. Kendisine haber verilmeyen Türk Heyeti ise erken gelmişti. Türk heyeti, Lozan görüşmelerinin yapılacağı salona girdiğinde diğer ülkelerin heyet başkanına ayrılan koltuklardan daha farklı ve küçük bir koltuk ayrıldığını gören heyet başkanı İsmet Paşa, bunun nedenini sordu. Aynı boyutta başka bir koltuk bulunamadığının söylenmesi üzerine, “bulunduğunda geliriz o zaman” diyerek salonu terk etti. Kısa süre sonra aynı koltuktan bulunmuştu. Lozan Konferansı, İsviçre Konfederasyonu Başkanı M.Haab’ın açılış konuşması ile 20 Kasım 1922’de saat 16.00’da tarafsız devlet olan İsviçre’nin şehri olan Lozan’da, Mont Benon Gazinosu'nda başladı. Planlanan açılışta İsviçre Cumhurbaşkanı açılış konuşması yapacak, İngiltere Dışişleri Bakanı Lord George Curzon da tüm ülkeler adına konuşacaktı. Ancak beklenmeyen bir şey oldu. İsmet Paşa; “Olmaz, siz kendi adınıza konuşun, benim adıma konuşmayınız” diyerek kürsüye çıktı. İsmet Paşa, “Ben savaştan yenik çıkmış bir devletin temsilcisi olarak değil, galip bir devletin temsilcisi olarak burada bulunuyorum. Anadolu haksız yere işgal edilmiştir, biz toprak bütünlüğümüzü istiyoruz, bağımsızlığımızı istiyoruz, bu hakkımızı almadan da gitmeyeceğiz. Bunu bilerek istekte bulunun” diyerek sert bir konuşma yaptı. Salonda buz gibi bir hava esti. İsmet Paşa’nın, Lozan’da gösterdiği gayret karşısında şaşkına dönen İngiltere temsil heyeti, bir basın toplantısında şöyle diyecekti; “İki çeşit Türk biliyorduk; biri eski Türk ki o öldü. Biri de Jön Türk ki o da artık yok oldu. Şimdi ötekilerden çok başka bir tip görüyoruz: İsmet Bey. Bu bizim üçüncü Türk’ü canlandırıyor. Kişiliği ve tutumu, konferansı öyle etkiledi ki, bugün birinci plana geçmiş bulunuyor. Öyleyse biz de barışı bu Türk’le imzalarız.”

Konferansa çeşitli konularda çalışma yapacak 35 kişiden oluşan kalabalık bir heyet katıldı. Heyet başkanı İsmet İnönü konferansa katılabilmesi için dış işleri bakanlığına getirildi. Hangi konuların görüşülüp hangilerinden taviz verilmeyeceği, hangi konularda Ankara’ya danışmadan hareket edilmeyeceğinin ayrıntısıyla açıklandığı 14 maddelik bir yönergeyle heyet Lozan’a gönderildi. Ekonomik ve siyasi bağımsızlığın sağlanması temel amaç olduğundan kapitülasyonların kaldırılması, Ermenilere Anadolu’dan toprak verilmemesi meselesi kesinlikle ödün verilmeyecek konulardandı. Kapitülasyonlar sayesinde devlet yargılama yetkisini uygulayamazdı, ülkede yabancılara kendi adalet mekanizmasını kullanma hakkını veriyordu. Bunların yanı sıra vergi muafiyeti vardı. Osmanlı Devleti uyruklarından aldığı vergiyi yabancılardan alamıyordu. Devletin ekonomik, kültürel, siyasi, hukuki açılardan zarar gördüğünü anlayan Osmanlı, daha önceden kapitülasyonları tek taraflı olarak kaldırdığını ilan etmişti. Ancak kapitülasyonlardan yararlanan devletler bunu dikkate almamışlardı. Lozan Konferansı’nın kesintiye uğramasının temel sebeplerinden biri de İtilaf Devletleri’nin kapitülasyonların devamı konusundaki ısrarıydı. Lord Curzon. İngiliz gücü ve otoritesiyle görüşmeleri istediği gibi yönlendirmeye çalışıyor, son derece özgüven ve kibir dolu cümleler kurarak adeta masada yenilmiş olan tarafın İtilaf Devletleri olduğunu unuturcasına Türk heyetine yükleniyordu. Bir ara sinirlendi. İsmet Paşa’ya dönerek, “ne desem ret ediyorsunuz, ne istesem ret ediyorsunuz” diyerek sesini yükseltti ve; “Ben ret ettiğiniz her şeyi alıyor ve buraya koyuyorum, biriktiriyorum. Gün gelecek para için yanıma koşacaksınız, yıkık ülkenizi onarmak için paraya gereksinimiz olacak. İşte o zaman neyi ret ediyorsanız önünüze koyacağım” dedi. İsmet Paşa sakince dinledi ve, “Gelip de istersem vermeyin” dedi. Görüşmeler sırasında İngiltere temsilcisi Lord Curzon diğer devletlerin de onayını aldığı antlaşma tasarısını imzalaması için 31 Ocak 1923’te İsmet Paşa’ya vererek, imzalamadığı takdirde savaşın devam edeceğini söyledi. Konferansa katılan devletlerin çıkarları gereği kapitülasyonlar gibi Türk delegasyonunun hassas olduğu konularda ısrar etmeleri üzerine Lozan Konferansı 4 Şubat'ta kesintiye uğradı. İlk başta Türkiye, Yunanistan’ın İzmir ve çevresinde verdiği tahribatı herkesin görmesini sağlamak için Barış Konferansı'nın İzmir’de toplanmasını teklif etmiş, ancak Müttefikler bunu kabul etmeyerek Lozan’da toplanması konusunda fikir birliğine varmışlardı. Şimdi, Lozan Antlaşması kilitlendiği sıralarda yine İzmir’den gelen bir haber konferansın yeniden uzlaşma zeminine oturmasını sağlayacaktı. İzmir İktisat Kongresi (17 Şubat - 4 Mart 1923) düzenlenmiş, burada yabancı sermayeye karşı olunmadığı ve yabancı sermayenin Türkiye’nin bağımsızlığına uymak şartıyla yatırımlar yapabileceği açıklanmış, Lozan’da ikinci kez toplanılması bu yumuşayan hava ile mümkün olabilmişti. Toplantının ikinci bölümü 23 Nisan 1923’te Uşi’de bu kez tören yapılmadan Şato Oteli'nde başladı. Görüşmeler sürerken TBMM 7 Haziran 1923 tarihinde bir yasa çıkararak Osmanlı Devleti'nin imzaladığı bütün antlaşmaları feshettiğini ilan etti. Bunun da Lozan Konferansı'na olumlu etkisi oldu. Sekiz aylık çetin müzakerelerin ardından anlaşma sağlanması üzerine İsmet Paşa, Ankara’ya telgraf çekip imza yetkisi isteyerek antlaşmayı imzaladı.

4 Şubat'ta heyetin bir antlaşma imzalamadan yapmış olduğu geri dönüş mecliste Lozan’da başarısız olunduğu imajı yaratmış ve büyük tartışmalar yaşanmış, M. Kemal ve İsmet Paşa eleştirilere maruz kalmıştı. Muhalefet eden kişiler heyeti Misakı Milli yönergelerine uymamakla suçlamıştı. Konferansın kesilmesinin ardından her ihtimale karşı ordu güçlendirmeye başlanmıştı. Ancak Lozan’da gerçekleşmesi için çalışılacak yönergenin 14 maddesi ve konferans sonucunda alınan kararlar incelendiğinde çok büyük oranda maddelerin gerçekleştiği ve Ankara’nın bilgisi ve onayı ile imzaların atıldığı görülecektir. Boğazların durumunun ne olacağı sonraki görüşmelere bırakılmış, Musul sorunu yine konferansta çözülemeyip daha sonraki süreçte aleyhimize sonuçlanmıştı. Hatay meselesi de sonradan bizim isteğimiz doğrultusunda çözülmüştü. Balkan Savaşları ve Uşi Antlaşması'yla zaten kaybetmiş olduğumuz Adalar, I. Dünya Savaşı başladığında da bizde değildi. Vatanı kurtarırken çizdiğimiz Misak-ı Milli sınırları içinde de Adalar yoktu. Ege Adaları’nın Lozan’da geri alınamaması, Konferansa Gözlemci olarak katılan ABD’nin parlamentosunda Lozan'ın onaylanmamış olması gibi bazı konuları çarpıtarak çıkar sağlamaya çalışanlar bilmelidir ki; Lozan Türkiye Cumhuriyeti'nin tapusudur. Geçerliliği bitecek bir Anlaşma da değildir.

Elbette Lozan Konferansı sırasında istenen kararların tamamı alınamamıştır. Ancak hangi antlaşma sadece tek bir devletin çıkarlarını gözeterek hazırlanmıştırki. Hele de Türkiye gibi yeni kurulan, ekonomisi savaştan harap olmuş bir ülke, karşısında yüzyıllardır kendisini her anlamda sömüren ve sömürmeye devam etmek isteyen dönemin güçlü devletleri varken ne ölçüde özgür hareket edebilir. Yeniden başlayabilecek savaşa hiç hazır olmamasına rağmen yine de dayatmalara restini çekip, masadan kalkabilecek kadar cesaret gösterebilmiştir. Lozan Antlaşması eleştirilirken tüm bunların göz önünde bulundurulması gerekmektedir. Lozan Antlaşması'nın sonuçları üzerine bazı muhaliflerin eleştirileri olsa da askeri zaferlerden sonra genç Türkiye Cumhuriyeti’nin uluslararası alanda elde ettiği bu başarı asla küçümsenemez. Bunun iyi anlaşılması için Türk milletini tarihten silmeyi amaçlayan Sevr Antlaşması'nın şartlarını iyi tahlil etmek yeterlidir. Lozan, Birinci Dünya Savaşı galiplerinin temel amacı olan Anadolu’nun parçalanmasını ve Türklüğün ortadan kaldırılmasını öngören Sevr Antlaşması’nın hükümlerini geçersiz hale getiren bir antlaşmadır. Lozan’la birlikte her türlü kapitülasyon, imtiyaz ve özerklikten arınmış siyasal ve ekonomik bağımsızlığa kavuşmuş tam bağımsız bir Türk devletinin kuruluşu sağlanmıştır. Anadolu’yu sömürgeci devletlerin sömürgesi haline getirme planının en önemli parçası Sevr, aynı zamanda Anadolu’da dinsel ve etnik ayrıma olanak tanıyan çok hukuklu bir sistem yaratıyordu. Sevr Antlaşması ile mukayese ettiğimizde ise Lozan Antlaşması'nın ne kadar önemli olduğunu bir kez daha anlıyoruz. Trakya sınırı Meriç Irmağı iken Sevr’de Podima Kalikratya çizgisiydi. Batı Anadolu teorik olarak bizde ama egemenlik Yunanistan’a veriliyordu. Yine Sevr’de, Lozan’da topraklarımıza katılan Antep, Birecik, Urfa bile Suriye’ye bırakılmıştı. Doğu sınırı ise Giresun’un doğusundan Erzincan’ın batısından, Bitlis ve Van’ın güneyinden geçen bir çizgi ile sınırlıydı. Sevr’de boğazlarda asker bulundurma hakkı yalnız müttefiklere verilmişti. Türk jandarması dahi müttefiklerin elinde olacaktı. Lozan’da tüm müttefikler ülkeyi terk edecekti. Sevr’de adı geçen Kürdistan’ın kurulması, Adana ve çevresinin Fransızlara, İzmit-Afyon arasının İtalyanlara ve İstanbul’un da müttefiklerin nüfuzuna verilmesi gibi fikirlerin Lozan’da lafı dahi ettirilmemişti. En önemlisi Lozan’da direnerek kaldırılan kapitülasyonlar Sevr’de onaylanmıştı. Ayrıca Sevr’de Patrikhane'nin imtiyazları artırılıp azınlıklar için hakem heyetleri oluşturulmuş ama Lozan’da konuyla ilgili her ülkenin uyguladığı milletlerarası hükümler benimsenmişti. Patrikhane'nin siyasi özelliği kaldırılmıştır. Sevr’de ordu sınırlandırılıp, ülke tazminat ödemeye mahkûm edilmiş ama Lozan’da bu kayıtlar kabul edilmemişti. Sevr Antlaşması, Osmanlı Devleti'nin, bir devlet olarak yaşamasına imkân tanımazken; Lozan Antlaşması ile Türkiye uluslararası alanda bağımsızlığına saygı gösterilen şerefli bir devlet olarak yerini almıştı. M. Kemal Atatürk, “Lozan Barışı, Türk tarihinde bir dönüm noktasıdır. Türk milleti için siyasi bir zafer teşkil eden bu antlaşmanın Osmanlı Tarihi'nde bir benzeri yoktur” demiştir.

Benzersiz antlaşma

Lozan Antlaşması ile Türkiye uluslararası alanda bağımsızlığına saygı gösterilen şerefli bir devlet olarak yerini almıştı. M. Kemal Atatürk, “Lozan Barışı, Türk tarihinde bir dönüm noktasıdır. Türk milleti için siyasi bir zafer teşkil eden bu antlaşmanın Osmanlı Tarihi'nde bir benzeri yoktur” demiştir.

Kaynakça:

- KADER, Gülay, “Lozan’ın Öncesi Ve Sonrası”,

- MERAY, Seha, Lozan Barış Konferansı – Tutanaklar, Belgeler

- SOYSAL, İsmail, Tarihçeleri Ve Açıklamaları İle Birlikte Türkiye’nin Siyasal Antlaşmaları

- ARMAOĞLU, Fahir, 20. YY Siyasi Tarihi

Güncelleme Tarihi: 28 Temmuz 2020, 14:24
YORUM EKLE

banner92