Türkiye ekonomisi, milyonlarca vatandaşı doğrudan etkileyen Ocak ayı maaş zamları ve etiketlere yansıyan yeni yıl tarifeleriyle hareketli günler geçirirken, finans dünyasının kalbi bu hafta Ankara’da atacak. Piyasalar, Merkez Bankası tarafından Perşembe günü açıklanacak olan yılın ilk faiz kararına odaklanmış durumda. Asgari ücretten emekli aylıklarına kadar geniş bir yelpazede gerçekleşen gelir artışlarının piyasada yarattığı likidite bolluğu ve bunun enflasyonist etkileri tartışılırken, ekonomi yönetiminin alacağı karar 2026 yılının genel rotasını belirleyecek en önemli gösterge olarak kabul ediliyor.
Ekonomi yönetiminin zorlu sınavı başlıyor
Başkan Fatih Karahan liderliğinde toplanacak olan Para Politikası Kurulu (PPK), Perşembe günü gerçekleştireceği yılın ilk toplantısıyla piyasalara yön verecek. Küresel piyasalardaki dalgalanmaların ve iç dinamiklerin gölgesinde geçecek olan toplantı, sadece bir faiz belirleme seansı olmanın ötesinde, bankanın yıl boyunca izleyeceği stratejinin de şifrelerini barındıracak. Ekonomi çevreleri, Merkez Bankası’nın karar metninde kullanacağı ifadelerin, faiz oranı kadar önemli olduğuna dikkat çekiyor. Yatırımcılar, bankanın enflasyonla mücadeledeki kararlılığını test ederken, hane halkı ise kredi maliyetlerinin ve mevduat getirilerinin nasıl şekilleneceğini merakla bekliyor.
Geçen ayın sürpriz indirimi hafızalarda
Hatırlanacağı üzere, 2025 yılının son ayında gerçekleştirilen PPK toplantısında piyasaları hareketlendiren bir karar alınmıştı. Ekonomi yönetimi, uzun süredir sabit tutulan veya artırılan faiz oranlarında makas değişikliğine giderek, politika faizi olan bir hafta vadeli repo ihale faiz oranını yüzde 38 seviyesinden yüzde 35,5’e çekmişti. Aralık ayında gelen bu 250 baz puanlık faiz indirimi, büyüme odaklı bir yaklaşımın sinyali olarak yorumlanmış, ancak enflasyonist risklerin devam ettiği uyarısı da elden bırakılmamıştı. Şimdi ise piyasa aktörleri, bu indirimin bir serinin başlangıcı mı yoksa dönemsel bir ayarlama mı olduğunu anlamaya çalışıyor.
Ücret artışları enflasyon hesabını değiştirecek mi?
Ocak ayı, geleneksel olarak Türkiye ekonomisinde fiyatlama davranışlarının yeniden şekillendiği, maaş zamlarının cebe girdiği ve harcama eğiliminin arttığı bir dönemdir. Ekonomistler, yılbaşında netleşen ve milyonlarca çalışanı kapsayan ücret artışlarının yaratacağı iç talep baskısını yakından izliyor. Maaş zamlarının piyasada yarattığı nakit akışının, tüketim harcamalarını körükleyerek talep enflasyonunu tetikleme riski, Merkez Bankası’nın masasında duran en sıcak başlıklardan biri. Uzmanlar, TCMB’nin faiz kararını verirken, bu ücret artışlarının fiyat istikrarı üzerindeki olası yan etkilerini titizlikle hesaplayacağını öngörüyor.
Sıkı para politikasında rota ne olacak?
Bankanın önündeki en büyük hedef, 2026 yılı için belirlenen dezenflasyon patikasından sapmadan yılı tamamlamak. Bu hedef doğrultusunda, bugüne kadar sürdürülen "sıkı para politikası" duruşunun korunup korunmayacağı, Perşembe günkü toplantının en kritik sorusu. Piyasalar, faiz oranlarında yeni bir indirim yapılıp yapılmayacağından ziyade, bankanın enflasyon beklentilerini nasıl yönettiğine odaklanacak. Eğer Merkez Bankası, ücret artışlarının enflasyonu yukarı yönlü baskıladığını düşünürse, faiz indirimlerine ara vererek "bekle-gör" politikasına geçebilir. Aksi takdirde, Aralık ayında başlayan indirim döngüsünün devam etmesi, piyasa aktörleri tarafından büyüme yanlısı bir adım olarak fiyatlanacaktır. Karar metninde yer alacak her bir satır, döviz kurlarından borsa endeksine kadar tüm finansal araçlarda anlık tepkilere neden olabilir.