Başka bir turizm mümkün (mü)

Yolun başındayken, doğru yolu, doğru turizme giden yolu iyi seçmeliyiz. Her şey bizim elimizde... Başka bir turizm her zaman mümkün !

Başka bir turizm  mümkün (mü)

Toplumda genel bir yargı oluşmuş veya oluşturulmuş. “Ne kadar çok turist, o kadar iyi” Buna toplulumuz o kadar inanmış veya inandırılmış ki, bakanlar dahil olmak üzere, turizmi yönlendirme noktasındaki kişilerin tümü, kestikleri ahkamların tam ortasına bunu koyarlar. “Ne kadar çok turist, o kadar iyi”

Bunun nedeni de küresel sermayenin kar etme tarzı budur. Dünyanın en güzel yerine devasa otellerini kondururlar. Etrafını da turisti izole etmek için duvarlarla çevirirler. Turisti eğlendirecek atraksiyonları da içine koyduklarında iş bitmiş demektir. Gelsin paracıklar.

“Ne kadar çok turist, o kadar iyi” kavramını parlatıp parlatırlar. Turist sayısını artıracak destekler, arazi tahsisleri, vergi indirimleri ile daha çok turist getirecekler. Kimse kişi başı turizm gelirinden bahsetmez, hatta ucuz tatil ülkesi olmamızla gurur duyarlar.

Daha çok turist demek ; daha çok ve büyük havaalanları demek, yakılan ormanlar demek, çöp dağları demek, talan edilen kıyılar demek, hızla azalan su kaynaklarımız demek...

Geride kalan enkaz küresel sermayeyi ilgilendirmez. Onları ilgilendiren yumoşlar, yeşiller. Peki memlekete faydası olmaz mı bu tarz turizmin? Kırıntılarından faydalanma anlamında tabii. Güvencesiz, karın tokluğuna, normal çalışma saatinin iki katı çalışmak fayda ise, çok faydalı.

Hani İzmir’de yana yakıla “turizm geri kaldı” diyoruz ya. Bazen buna memnun bile olmalıyız diye düşünüyorum. Antalya’daki betonarme turist hapisanelerini ve de pandemide otellerin ve çalışanlarının içine düştükleri durumu görünce insanın şükredesi geliyor. Çünkü bu ucuz ve düşük servis kaliteli turizm doğru bir turizm değil. En azından ülkemiz için, bizlerin geleceği için iyi değil.

Çeşme Projesi

Turizm Bakanlığı apar topar Çeşme yarımadası için bir turizm projesi açıkladı. Açıklamakla da kalmadı hemen “acil kamulaştırma” kararı aldı. Yarımadanın yüzde 55 kısmını kapsayan bu karar için neyseki yürütmeyi durdurma kararı alındı.

İki sayfalık döküman dışında pek de bir hazırlığı olmadığını öğrendiğimiz proje üzerinde pek çalışılmamış gözüküyor. Bu projeye göre 20 tane golf sahası, yüz bin turist için oteller ve tesisler yapılacak deniyor. Yüz bin turist için 200-300 bin çalışan, onların ihtiyaçları için hastaneler, mağazalar, tesisler yapılacak. Kaba bir hesapla yarımadaya bir milyona yakın ek insan yükü getirecek. Farklı kentlerden göç edip buraya yerleşecek bu kişiler İzmir’in mutedil insan iklimini de değiştirecek tabii.

Yer yer ormanlık, makilik ve tarım alanlarından oluşan söz konusu bölge, proje yanlılarına göre zaten bir işe yaramıyor. Bu onların görüşü. Ancak bu doğa parçasında yaşayan bitkiler, hayvanlar ve insanlar yaşamını bu doğaya borçlu. Ben bunların “Oh ne şahane, bizi buradan çıkartacaklar ama döviz getirecek tesisler yapacaklar” diye düşündüklerini zannetmiyorum.

Sadece golf alanlarını bile düşünseniz, mevcut toprağın üzerine serilecek en az 30 cm. tarım toprağını acaba nereden alacaklar ve aldıkları yere ne kadar zarar verecekler. Çime atılacak gübreleri, ilaçları vs hiç hesaba katmıyoruz bile.

Bölge parsel parsel çok büyük paralar karşılığı yabancı, yerli sermaye şirketlerine büyük paralar karşılığı çok uzun vadeli hahsis edilecek. Buraları ilgili şirketlerin kontrolunda olacak ve oraya normal vatandaş ayak basamayacak. Buna kıyıların ve hatta denizin bir bölümü de dahil. Kendi yerimizde yabancı olacağız. Parayı da başkaları alacak. Velev ki biz alacak olsak bile, daha sonra bu doğa parçasını o paranın on katını verseniz bile asla yerine koyamazsınız.

Suyun denizden arıtılarak kullanılacağı, çevreye zarar verilmeyeceği gibi temelsiz, bilimsel araştırması yapılmamış söylemler ise göz boyamadan öteye gitmiyor. Bir süre önce yarımadadaki yapılanmaları mümkün kılacak sit alanları statü değişikleri yapılmıştı.

Peki bunlar olmasın da insanlar taş mı yesin? Günümüzde turizmin yanında dünyanın en önemli trendi tarım. Tarım ile turizmi bozulmamış bir yarımada coğrafyasında birleştirmek tabii ki mümkün. Bu verimli topraklarda beton yetiştirmek yerine, ülkemizin gıda ithalatı ile dışarı akan dövizini ülkemizde tutsak bu bile büyük bir fayda.

Kaldı ki, doğa ile uyumlu, yerel halkı da kucaklayan, gelirin sermaye sahiplerine değil de, tabana yayılmasını, yani hak edene gitmesini sağlayarak alternatif turizm yapmak en doğrusu. Hem bu turizm getirisi anlamında da diğer turizmi katlıyor. Yüz turist yerine 30 turist gelse, ama getirisi en az bu kadar olsa, bu para da hak ettikleri oranda halk arasında dağılsa güzel olmaz mı?

Deniz, kum, güneş üçgenine hapsolan ucuz turizmi varın başkaları yapsın. O kadar çok kullanabilecek değerlerimiz var ki turizm için. Üstelik bunlara hiç bir zarar getirmeden uzun yıllar ekmeğini yiyebiliriz. Fikri olmadan zikri olan pek çok kişi var etrafımızda. Çünkü biz millet olarak, “Her şeyi biliriz, her şeyi yapabiliriz.” Tabii böyle bir dünya yok. Sadece konusunda uzman kişiler gerçek başarıya ulaşabilirler.

“Ben inşaatçıyım ama turizmi de yaparım.” Ben şuyum, ben bunu okudum. Ama turizmi de tabii ki yaparım. Ama turizm tavuğu altın yumurtluyor ya. Herkes turizmci olma peşinde. “Biliyor musun?” “Yok ama öğrenirim.” Olur canım.

“Başka bir turizm mümkün” söylemi gerçekten hayal değil. Örnekleri tüm dünyada hızla çoğalıyor. Biz de iyiyi örnek alalım o zaman. Kitlesel turizm yerine, daha az turistle yumuşak turizm yapılabilir. Hem misafirler memnun, hem yöresel halk. Çevre zarar görmüyor. İnsanlar üretmeye devam ediyor.n Zehirlenmeden, çöpe boğulmadan, sonunda kucağımızda tahrip edilmiş bir doğa kalmadan da karnımızı doyurmak mümkün.

En değerli varlığımız toprağımız. Küresel sermaye de bunu biliyor. Dikmiş gözünü toprağa. Ama onunki geçici aşk. Para kazandığı sürece. Bal bitince aşk da bitiyor. Bizim insanımız ise kandırılmaya çok yatkın. Naif, içinde kötülük yok. İki güzel söz elinden varını yoğunu almaya yetiyor. Çünkü okumuyor, araştırmıyor ve doğal olarak başına neler geleceğini bilemiyor. Sonra başını iki elinin arasına alıp, ah vah edip duruyor. Geçmiş olsun beyim...

İşte sonradan “Geçmiş olsun” dememek için, yolun başındayken, doğru yolu, doğru turizme giden yolu iyi seçmeliyiz. Her şey bizim elimizde...

Başka bir turizm her zaman mümkün !

YORUM EKLE

banner92