GENEL

Türkiye hızla yaşlanıyor: Yaşlı nüfus oranı yüzde 11,1’e çıktı

Türkiye’de yaşlı nüfus son beş yılda yüzde 22,6 arttı. TÜİK verileri, yaşlı yoksulluğu ve bakım ihtiyacının önümüzdeki yıllarda en kritik sosyal politika başlıklarından biri olacağını ortaya koydu.

Abone Ol

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre Türkiye’de yaşlı nüfus oranı istikrarlı biçimde artmaya devam ediyor. 1990 yılında yüzde 4,3 olan yaşlı nüfus oranı, 2010’da yüzde 7,2’ye yükseldi. Bu oran 2020’de yüzde 9,5’e çıkarken, 2024 yılında yüzde 10,6’ya, 2025 yılında ise yüzde 11,1’e ulaştı.

Nüfus projeksiyonları, Türkiye’nin hızla “çok yaşlı nüfus” aşamasına ilerlediğini gösteriyor. Buna göre yaşlı nüfus oranının 2030 yılında yüzde 13,5’e, 2040’ta yüzde 17,9’a, 2060’ta yüzde 27’ye ve 2080 yılında yüzde 33,4’e yükselmesi bekleniyor.

Yaşlanmanın bir diğer göstergesi olan ortanca yaş da artış eğiliminde. Türkiye’de 2023 yılında 34 olan ortanca yaş, 2024’te 34,4’e, 2025 yılında ise 34,9’a çıktı. Bu tablo, nüfus yapısındaki dönüşümün hızlandığını ortaya koyuyor.

Çalışma çağındaki birey başına düşen yaşlı birey sayısını ifade eden yaşlı bağımlılık oranı da dikkat çekici biçimde yükseldi. 2020 yılında yüzde 14,1 olan oran, 2024’te yüzde 15,5’e, 2025 yılında ise yüzde 16,2’ye ulaştı. Uzmanlara göre bu artış, bakım ve sağlık harcamalarının önümüzdeki yıllarda daha da yükseleceğine işaret ediyor.

Türkiye’de yaşlı bireyler açısından en önemli sorunların başında yaşlı yoksulluğu ve bakım ihtiyacı geliyor. Artan yoksulluk, yaşlıların sağlık durumunu, toplumsal katılımını ve yaşam kalitesini doğrudan olumsuz etkiliyor. Bu durum, hem bireysel refah kaybına hem de kamusal bakım ve sağlık maliyetlerinin artmasına yol açıyor.

Uzmanlar, değişen demografik ve sosyoekonomik yapı dikkate alınmadan oluşturulan politikaların yetersiz kalacağı uyarısında bulunuyor. Aktif ve sağlıklı yaşlanma yaklaşımı çerçevesinde; yaşlı bireylerin bağımsız, yerinde ve sağlıklı yaşlanma haklarını güvence altına alan, toplumsal katılımı ve kendini gerçekleştirmeyi destekleyen, erişilebilir ve kapsayıcı kamusal hizmetlerin güçlendirilmesi gerektiği vurgulanıyor.

Hak temelli ve kapsayıcı bir sosyal koruma sistemi kurulmadığı takdirde, yaşlı bireylerin toplumsal refahı ve esenliği daha da zayıflayacak; bu durum yaşlı bağımlılık oranının artmasına ve bakım yükünün ağırlaşmasına neden olacak.