KÜLTÜR SANAT

Tarihin tozlu raflarına gençlik dokunuşu: Tire’nin hazinesi Necip Paşa Kütüphanesi liselilerin kadrajında hayat buldu

İzmir'in tarih kokan ilçesi Tire'de, geçmişle gelecek arasında köprü kuran anlamlı bir proje hayata geçirildi. Melahat Aksoy Sosyal Bilimler Lisesi öğrencileri ve öğretmenleri, iki asırdır ayakta duran ve binlerce nadide el yazması esere ev sahipliği yapan Necip Paşa Kütüphanesi'ni dünyaya tanıtmak için kamera arkasına geçti. Bir yıllık emeğin ürünü olan belgesel, bu kültürel mirası unutulmaktan kurtararak dijital dünyaya taşıdı.

Abone Ol

Ege'nin köklü yerleşimlerinden biri olan İzmir'in Tire ilçesi, sadece doğal güzellikleriyle değil, bağrında sakladığı tarihi hazinelerle de dikkat çekiyor. Bu hazinelerin en kıymetlilerinden biri olan ve 19. yüzyılın başından beri bilgiye susayanlara kapılarını açan Necip Paşa Kütüphanesi, bu kez raflarındaki kitaplarla değil, kendisine uzanan genç ellerle gündeme geldi. İlçede eğitim veren Öğretmen Melahat Aksoy Sosyal Bilimler Lisesi bünyesindeki duyarlı bir grup, "tarihe sahip çıkma" misyonunu sınıflardan çıkarıp sahaya taşıdı. Öğretmenlerinin rehberliğinde bir araya gelen lise öğrencileri, kütüphanenin bilinirliğini artırmak ve sahip olduğu kültürel zenginliği daha geniş kitlelere ulaştırmak amacıyla profesyonel bir belgesel çalışmasına imza attı.

Asırlara meydan okuyan 'fevkani' bir mimari deha

Kütüphanenin hikayesi, aslında bir vefa ve vizyon örneği olarak 1827 yılına dayanıyor. Dönemin Baruthane Nazırı, İstanbul’un tanınmış alimlerinden Abdulmucib Efendi'nin oğlu Mehmet Necip Paşa, doğup büyüdüğü topraklara kalıcı bir eser bırakmak ister. Paşa, sadece binayı inşa ettirmekle kalmaz, aynı zamanda İstanbul'da büyük bir titizlikle topladığı 670 adet kıymetli kitabı da vakfiyesiyle birlikte Tire'ye göndererek kütüphanenin kuruluşunu sağlar. Bina, Klasik Dönem Osmanlı mimarisi özelliklerini en zarif şekilde yansıtan detaylarıyla bugün bile ilk günkü ihtişamını korumayı başarıyor.

Mimari yapının en dikkat çekici özelliği ise dönemin mühendislik zekasını ortaya koyuyor. Bölgenin coğrafi koşulları ve rutubetli havası göz önüne alınarak, paha biçilemez kitapların nemden etkilenmemesi için yapı " fevkani " tarzda inşa edilmiş. Zeminden yükseltilerek tasarlanan bu yapı tarzı sayesinde, asırlık eserler çürümeden, yıpranmadan günümüze kadar ulaşabilmiş durumda. Kubbeli yapısı, kalem işi süslemeleri ve huzur veren atmosferiyle kütüphane, ziyaretçilerini adeta bir zaman yolculuğuna çıkarıyor.

Bir yıllık titiz çalışmanın ürünü dijital dünyada

Bu tarihi atmosferi kayıt altına almak isteyen proje ekibi, oldukça yoğun ve meşakkatli bir süreçten geçti. Okulun 3 öğretmeni ve 4 öğrencisinden oluşan çekim ekibi, el yazması eserlerin büyülü dünyasında geçen bir yıllık çalışma takvimi yürüttü. Kütüphanede bulunan ve araştırmacıların gözbebeği olan 1800’ü el yazması toplam 5 bin 156 kitabın hikayesi, gençlerin vizörüyle yeniden yorumlandı. Yapılan araştırmalar, röportajlar ve detaylı çekimler sonucunda 13 dakikalık etkileyici bir belgesel ortaya çıktı. Sadece film çekmekle yetinmeyen ekip, çağın gerekliliklerine ayak uydurarak proje kapsamında özel bir internet sitesi de hazırladı. Hazırlanan belgesel bu platform üzerinden izleyicilerin beğenisine sunularak, kütüphanenin sanal dünyadaki görünürlüğü artırıldı.

Çocukluk anılarından doğan vefa projesi

Projenin mimarlarından ve koordinatörü olan Ayten Sarıışık, çalışmanın arkasındaki duygusal motivasyonu dile getirdi. Kütüphaneyle olan bağının çok eskiye dayandığını belirten Sarıışık, çocukluğundan itibaren bu tarihi mekanla kurduğu kişisel ilişkinin projeye ilham verdiğini ifade etti. Böylesine köklü ve önemli bir eserin, hak ettiği değeri görmediğini ve yeterince bilinmediğini düşünen Sarıışık, bu eksikliği gidermek adına yola çıktıklarını vurguladı. Sarıışık, AA muhabirine yaptığı açıklamada, amaçlarının sadece bir ödev yapmak olmadığını, kent belleğinde önemli bir yer tutan bu yapıyı gelecek nesillere aktarmak adına farkındalık oluşturmak istediklerini anlattı.

Gençlerin mirasa sahip çıkması geleceğe umut oldu

Projenin mutfağında yer alan öğrenciler, süreç boyunca tarihe dokunmanın heyecanını yaşadı. Ekipte yer alan öğrencilerden Mehmet Enes Yıldız, Necip Paşa Kütüphanesi'ni "saklı kalmış bir cevher" olarak nitelendirdi. Kütüphanenin tozlu rafları arasında geçirdikleri zamanın kendileri için büyük bir tecrübe olduğunu belirten Yıldız, böylesine anlamlı bir projenin parçası olmaktan duyduğu mutluluğu dile getirdi.

Gençlerin bu ilgisi, kütüphane yönetimini de memnun etti. Kütüphane sorumlusu Ahmet Kılıç, mekanın Osmanlı döneminden Cumhuriyet'e miras kalan nadir vakıf kütüphanelerinden biri olduğunun altını çizdi. Kılıç, Z kuşağı olarak adlandırılan genç neslin, vakıf kültürü gibi köklü bir geleneğe sahip çıkmasının, onu koruyup tanıtmak için çaba sarf etmesinin paha biçilemez bir değer olduğunu belirtti. Bu çalışma, sadece bir okul projesi olmanın ötesinde, yerel tarih bilincinin genç kuşaklara aktarılması noktasında örnek bir model oluşturdu.