İNCİ ONGUN/Kemeraltı Çarşısı, İzmir’in ticari hafızasında yalnızca bir çarşı değil, adeta yaşayan bir açık hava müzesi. Helenistik dönemden izler taşıyan bölge, yaklaşık dört asır önce deniz kıyısının doldurulmasıyla bugünkü formuna kavuştu. Yüzyıllar boyunca yalnızca İzmir’in değil, tüm Ege’nin ekonomik yükünü omuzladı. AVM’lerin kenti kuşatmasından önce bölgenin en güçlü ticaret merkezi olan Kemeraltı Çarşısı, bugün 270 hektarlık devasa bir alanda faaliyet gösteriyor. Yaklaşık 15 bin iş yeri, binlerce çalışan ve 230 farklı meslek kolu ile hâlâ İzmir ekonomisinin can damarlarından biri olmayı sürdürüyor. Hanları, hamamları, camileri,
sinagogları ve avlularıyla yaklaşık 2 bine yakın tescilli yapıya ev sahipliği yapan bu tarihi alan, farklı kültürlerin iç içe geçtiği nadir kent dokularından biri. Ancak tüm bu zenginliğe rağmen çarşı, uzun süredir çözülemeyen altyapı problemleriyle gündemde. Yağmurlu bir İzmir gününde, Kemeraltı Mahalle Muhtarı Tamer Yıldırım ile birlikte çarşıyı sokak sokak gezerek sorunları yerinde tespit ettik. Her cadde ve sokakta esnafla konuştuk. Esnafın ortak sorusu netti: “Altyapı çalışmaları devam edecek mi, etmeyecek mi? Yapılacak mı, yapılmayacak mı? Biz artık bunu duymak istiyoruz.” Kemeraltı Mahalle Muhtarı Tamer Yıldırım, çarşının dünü, bugünü ve çözüm önerilerini kendi ifadeleriyle anlattı.
“BU BÖLGEYE AİDİYET BORCUMUZ VAR”
Kemeraltı Mahalle Muhtarı Tamer Yıldırım, çarşıyla bağını şu sözlerle anlattı:
“Kemeraltı’nda görev yapmak benim için sadece bir makam değil. Ben sekiz yaşımdan beri Kemeraltı’nda kendi ekmeğimi kazanarak
büyümüş, burada mesleğini icra etmiş, hayatını burada geçindirmeye çalışan bir insanım. Aynı duyguyla, burada ekmeğinin peşinde olan; evine helal lokma götürmek isteyen her esnafın, her çalışanın gönlüne dokunmak benim için çok hassas bir konu. Bu bölgeye de bir aidiyet borcumuz var. İzmir’in doğuşuna tanıklık etmiş bir yer burası. Yüzyıllardır ticaretin, yaşamın, kültürün merkezi olmuş. Hanları var, hamamları var, şadırvanları var; konakları, camileri, sinagogları var. Farklı kültürlerin, farklı inançların bir arada yaşadığı çok kıymetli bir miras burası. Anısı bitmiyor, hikâyesi bitmiyor. Ama ben de hep aynı soruyu soruyorum: Neden Kemeraltı gerekli değeri görmüyor?”

“KEMERALTI’NIN SAHİBİ KİM?”
“Ben yıllardır şunu soruyorum: Kemeraltı’nın sahibi kim? Neden burayla ilgili bir konsorsiyum yok? Neden bir yönetim planı yok? Kemeraltı dünyanın sayılı açık hava çarşılarından biri. Envanter var ama bunu yönetmek lazım. Yönetmenin yolu da artık tek bir masadan
geçiyor. Adına yönetmelik deyin, yasa deyin, kanun deyin… Önemli olan burada karar alacak, imza atacak, bütçe ayıracak bir yapının kurulması. Sayın Valimiz, Büyükşehir Belediye Başkanımız, Konak Belediye Başkanımız; İzmir Ticaret Odası, esnaf odaları, temsilciler… Bu alanda karar verebilecek herkes aynı masada olsa; plan, program, proje önceliğe göre yürütülse… Ben inanıyorum ki bu işler üç sene, beş sene sürmez. Masalarda hazırlanmış onlarca rapor var. Artık yapılacak tek şey icraat. Kemeraltı’nın bir dakika kaybedecek vakti yok. Üstelik doğru planla burası kendi gelirini kendi üretir; inanç turizmiyle, gastronomiyle, kültür-sanatla ayağa kalkar. Dünyaya kendimizi daha güçlü anlatırız. Çünkü Kemeraltı ulusal ve uluslararası önemi olan bir yer.”

YENİ KEMERALTI - ESKİ KEMERALTI EŞİTSİZLİĞİ
“Şimdi bakın, biz burada ‘yeni Kemeraltı’ ve ‘eski Kemeraltı’ diye ayırıyoruz. Birinci etap yapılan yerlerde zemin düzenlendi, yağmur suyu ve kanalizasyon ayrıştırıldı, aydınlatma yapıldı.
Yağmurda insanlar takılıp düşmüyor, sokaklar daha güvenli. Ama ikinci etapta hâlâ bu hizmetleri bekliyor. İşte burada bir eşitsizlik var. Yağmur yağdığında bazı noktalarda su dere gibi akıyor. Ara sokaklardan gelen yoğun su, özellikle Anafartalar çevresinde birikiyor; dükkânların içine çamur doluyor. Esnaf işini bırakıp dükkân temizlemek zorunda kalıyor. Zaten müşteri azalmış, kira yüksek, sigorta yüksek, Bağ-Kur yüksek… Bir de yağmurla uğraşıp saatlerce temizlik yapmak zorunda kalınca insanlar daha da yoruluyor. Oysa esnafın bir saati bile ekmek parası demek.”

“BİZ TALEP MAKAMIYIZ”
“Biz muhtarlar aracı kurum değiliz; talep makamıyız. Hizmeti isteriz, esnafın derdini taşırız. Ben her gün sokakta dolaşırım; insanların halini hatırını sorarım, derdini dinlerim, ilgili yerlere aktarırım. Bazen yapabileceğimiz şey sınırlıdır ama yağmurun çamurun içinde bile yanında olmak bile insana moral olur. İnsanlar bazen sadece omzuna dokunulmasını bekliyor.”

KARANLIK VE GÜVENLİK SORUNU
“Kemeraltı’nda yapılması gerekenler sadece altyapı da değil. Çocuklu aileler için bebek bakım ve emzirme odaları, engelliler için daha erişilebilir düzenlemeler, gece güvenliği için aydınlatmanın her noktaya yayılması gibi ihtiyaçlar var. Karanlık sokakta kim yürümek ister? İnsan korktuğu yere bir daha gelmez. Aydınlık sadece görüntü değil; güven duygusu verir. Karanlık öyle bir karanlık ki zifir. İnsanlar kendi imkânlarıyla spot ışık takıyor. Esnaf sabah dükkânını açıyor ama hava erken karardığı için erkenden kapatmak zorunda kalıyor. Karanlık olunca müşteri gelmiyor. Esnaf tedirgin, vatandaş tedirgin. Karanlık insanı ürkütür; ben bile ürküyorum. Bu bir gerçek.”
AÇIK KAZILAR CAN GÜVENLİĞİNİ TEHDİT EDİYOR
“Şu gördüğünüz yerde su kazısı yapılmış ama üst kaplama hâlâ kapatılmamış. Neredeyse iki ay oldu. İnsanlar takılıp düşüyor, kamera görüntüleri var. Bu sadece bir eksiklik değil; bu can güvenliği meselesi. Buradan turist geçiyor, yerlisi geçiyor, yabancısı geçiyor. Yapılan bir iş, belli bir sistem içinde en geç birkaç gün içinde kapatılmalı. Biz kim kazdı, kim kapatacak tartışmasına takılmak istemiyoruz. Biz vatandaş olarak sorunun kapanmasını istiyoruz.”
RESTORASYONLAR VE ESNAFIN BEKLENTİSİ
“Kestanepazarı Camii depremde zarar görmüştü, Vakıflar restorasyon yapıyor. Kemeralti Camii bitti, Kestanepazarı devam ediyor, Katipzade Mescidi restorasyonda. Devletimizin yaptığı işler var; bunlar kıymetli. Ama restorasyonlar sürerken çevresi kapandığı için esnaf da etkileniyor. Bitim tarihi uzadıkça bu çevredeki esnafın sıkıntısı büyüyor. Bakın Kızlarağası’nın eski halini de bilirim; çıraktım. Yapıldığında önce ‘buradan bir şey olmaz’ dendi belki ama dokunuldu, ayağa kaldırıldı ve bugün en çok ayak basılan yerlerden biri oldu. Demek ki neymiş? Dokunulunca oluyor.”
“BU ŞEHRİN KALBİ”
Muhtar Yıldırım sözlerini şöyle tamamladı:
“Kemeraltı alelade bir yer değil. Bu şehrin kalbi. Bu kalbin yaşaması için bakım istiyor; doğru reçeteyle, doğru planla, ortak akılla ayağa kalkmayı bekliyor. Sorunlar belli. Çözümler belli. Biz de uygun dille, güzellikle taleplerimizi duyurmaya çalışıyoruz. Çünkü bu çarşı bunu hak ediyor. Esnaf bunu hak ediyor. İzmir bunu hak ediyor.”





